(1602 S. K. m. 20, 21, 42)
Davacı, 12.2.1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; astsubay olan eşinin Yüksek Askeri Şura'nın 4.12.1998 tarihli kararı ile disiplinsizlik nedeniyle re'sen emekliye sevkedildiğini, eşinin yasadışı irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği kabul edilerek emekliye şevkinde inancı gereği kendisinin tesettürlü oluşunun ve başının örtülü bulunmasının etken olduğunu, dini inancının samimi bir gereği olarak tatbik ettiği kıyafetin, hatalı bir yorumla siyasal bir simge olarak kabul edilmesi sonucu eşinin beklenmedik bir zamanda görevinden azledilmesinin çok zor maddi ve manevi zararına sebebiyet verdiğini, eşi emeklilik hakkını da kazanmadığından, bu hakka bağlı olarak kendisine sağlanacak sosyal güvenlik haklarından tümüyle yoksun kaldığını, kimlik ve sağlık karnelerinin ellerinden alındığını, hukukun evrensel ilkelerine aykırı olarak tesis edilen re'sen emekliye ayırma işlemi sonucu uğradığı maddi ve manevi zararın idare tarafından kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazmini gerektiğini belirterek; 50.000.000.-TL maddi, 250.000.000-TL manevi tazminatın yasal faizleriyle birlikte tazminini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası Genel Sekreterlikçe yapılan ilk inceleme sonunda, davanın ehil olmayan kimse tarafından açılması ve dilekçede belirtilen hususun idari davaya konu yapılmasının mümkün olmaması gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği yolunda bir talep yazısıyla Dairemize gönderilmiştir.
Dava, davacının astsubay olan eşinin Yüksek Askeri Şura kararıyla disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemine tabi tutulması işleminden dolayı davacının uğradığını öne sürdüğü maddi ve manevi zararının tazmini istemiyle açılan bir tam yargı davasıdır.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun İdari Davalar Ve Yargı Yetkisinin Sınırı başlıklı 21 nci maddesinde, 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır denilmektedir. Bu maddenin atıfta bulunduğu aynı kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, Bu kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır hükmü yer almaktadır.
Bilindiği üzere, idari yargı yerlerinde davacı olabilmek için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Medeni Kanunda düzenlenen genel ehliyet şartından başka, idari dava türlerine göre değişen bazı sübjektif niteliklere de sahip bulunmak gerekir. Yukarıda metnine yer verilen 1602 Sayılı Kanunun 21 nci maddesine göre; iptal davalarında menfaat ilişkisi, tam yargı davalarında ise hak ihlali sübjektif ehliyet şartını oluşturmaktadır. Tam yargı davaları bakımından konuya yaklaşıldığında; bir kimsenin tazminat (tam yargı) davası açabilmesi için, öncelikle bir sübjektif hakkının çiğnendiğini, diğer bir deyişle zarara uğradığını öne sürmesi ve bu iddiasını haklı gösterecek hukuki bir durum veya ilişki içinde olduğunu ortaya koyabilmesi gerekir. İşte bu husus, tazminat davalarıyla ilgili dava ehliyetinin sübjektif unsurunu oluşturur. Davacı, tazminini istediği zararın, sahibi bulunduğu bir hakkın ihlalinden doğduğunu kanıtlamadıkça davaya ehil sayılamaz.
Davacının tazmin isteminin dayanağı, idarenin doğrudan kendisinin kişilik haklarına yönelen bir tecavüzü veya idarenin olumsuz bir tutum ya da davranışından kaynaklanmamakta; esasen davacının bu yönde bir iddiası da bulunmamaktadır. Tazmin isteminin gerekçesi, davacının astsubay olan eşinin YAŞ kararıyla ayırma işlemine tabi tutulması nedeniyle, bu işlemden dolayı davacının bir zarara uğradığı iddiasıdır. 1602 Sayılı Kanunun 42 nci maddesi uyarınca, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bir idari işlemden doğan zararın tazmininin, ilgilisi tarafından bir tam yargı davasıyla AYİM'den talep edilmesi mümkün olmakla beraber; dava konusunda olduğu gibi, asker kişinin muhatap olduğu idari işlemden dolayı asker kişinin eşi tarafından bir tazmin talebinde bulunulması halinde, ilgilinin (eşinin) çiğnenen bir sübjektif hakkının, dolayısıyla uğradığı bir zararın varlığı söz konusu edilemeyeceğinden, sübjektif dava ehliyetinin de bulunmayacağı açıkça görülmektedir. Diğer bir deyişle, davacının eşi hakkındaki idari işlemin (YAŞ kararıyla ayırma) yol açtığı bir zararın (maddi-manevi) tazminini isteyebilme hakkı, yalnız bu işleme muhatap olan kişiye (davacının eşine) ait olup; aynı işlemin kendi kişilik haklarına tecavüz teşkil ettiği, dolayısıyla manevi zararına, keza maddi zararına yol açtığı gerekçesiyle, asker kişinin eşi (davacı) tarafından açılacak davanın ehliyet bakımından görülebilmesine hukuken imkan bulunmamakta ve davacının tazminini istediği zararın, sahibi bulunduğu bir hakkın ihlalinden doğmadığı açıkça görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davanın ehliyet yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy