(2709 S. K. m. 2, 24) (3466 S. K. m. 15, 32) (211 S. K. m. 43) (1632 S. K. m. 148) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 124) (Anayasa Mah. 21.10.1971 T. 1970/53 E. 1971/76 K.)
Davacı vekili, Afşin Asliye Hukuk Mahkemesi kaydına 5.4.1999 tarihinde geçen dava dilekçesinde özetle; 10 yıldır statüde bulunan uzman jandarma çavuş müvekkili hakkında tesis edilen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin hukuka uyarlı düşmediğini, davacının 5 yıl süreyle Tunceli-Pülümür'de terörle mücadelede bilfiil görev yaptığını, 1998 yılında Sinop İl J.K.lığına atandıktan kısa bir süre sonra İl J.Alay Komutanının hışmına uğradığını ve 38 gün oda hapsi cezası ile tecziye edildiğini, bunun gerekçesinin ise davacının ev hanımı olup iki çocuğu ile ilgilenen eşinin eşarp takması olduğunu, oysa davacının eşinin köyde büyümüş olan, yetiştiği çevre itibariyle gelenek ve adetlerine göre eşarp olarak anılan örtüyü kendi evinde kullandığı için, davacıya bunca yıllık emeğine ve sadakatine rağmen bu cezanın reva görüldüğünü, Alay Komutanının ikazı üzerine bu örtünün de çıkartılmasına karşın sonuçta davacı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ve davacının 23.9.1998 tarihinde tutuklandığını, akabinde de hakkında disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin tesis edildiğini belirterek; haksız ve hukuka aykırı olarak nitelediği bu işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ile davacıya ilişkin özlük ve sicil dosyalarında yer alan bilgi ve belgelere göre; 14.6.1990 tarihinde uzman jandarma çavuş nasbedilen davacının, Sinop İl Jandarma Komutanlığı Kabalı J.Krk. K.lığı emrinde görevli bulunduğu sırada, sıralı sicil üstlerince 4.12.1998 tarihinde düzenlenen Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir. sicili üzerine, durumunun J.Gn.K.lığında teşekkül ettirilen Komisyonda değerlendirildiği ve Komisyonun 16.12.1998 tarihli kararı ile disiplinsizlik nedeniyle ayrılmasının önerildiği, bu önerinin J.Gn.K.nın 25.12.1998 tarihli onayı ile kabul edilmesi üzerine, J.Gn.K.lığının 2.2.1999 tarihli işlemi ile davacı hakkında disiplinsizlik nedeniyle ayırma kararı verildiği, bu kararın 5.2.1999 tarihinde davacıya tebliğ edilerek aynı gün TSK.ile ilişiğinin kesildiği, davacının söz konusu işlemin iptali için vekili marifetiyle 5.4.1999 tarihinde Afşin Asliye Hukuk Mahkemesi kanalıyla AYİM'de bu davayı açtığı, dolayısiyle davanın 60 günlük yasal süre içinde ikame edilmesi karşısında, davalı idarenin süre itirazında haklılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun 15 nci maddesinde, Disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeniyle Silahlı Kuvvetlerde kalması uygun değildir şeklinde sicil düzenlenen uzman jandarmalar meslekten hemen çıkarılırlar ve haklarında Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uygulanır hükmü yer almakta; aynı Kanunun 32 nci maddesinin atfı dolayısiyle çıkartılan Uzman Jandarma Atama Ve Sicil Yönetmeliğinin Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum Nedeniyle Ayırma başlıklı 43 ncü maddesinde, Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik ve ahlaki durumları gereği Silahlı Kuvvetlerde kalmaları son rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyen uzman jandarmalar hakkında hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:
1- Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, uyarı ve cezalara rağmen ıslah olmaması,
2- Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,
3- Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
4- Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması,
5- Tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu ve karıştığının anlaşılması şeklinde bir düzenleme öngörülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; davacının önceki rütbesinde Tunceli-Pülümür İlçe J.K.lığı emrinde görevli iken, mesaiye geç gelmesi ve yapılmakta olan faaliyetlere iştirak etmemesi nedeniyle, İlçe J.K.nınca 7 gün sıra harici hizmet cezasıyla tecziye edildiği,
Bulunduğu rütbede ise:
- Eğitime hazırlıksız çıkmak suçundan, 23.9.1998 tarihinde İl Merkez J.Komutanınca 7 gün oda hapsi cezasıyla tecziye edildiği, - Eşinin kimlik kartı ve sağlık fişinde bulunan fotoğrafının İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği esaslarına uygun olmaması, eşinin Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı, çağdaş olmayan, dini bir akım veya ideolojiyi belirleyen kılık ve kıyafetini düzeltmesi konusunda davacıya emir verilmesine rağmen, bu emrin yerine getirilmemesi; ayrıca askeri konuları sivil kişi ve kurumlara saptırarak aktarması nedeniyle, 24.9.1998 tarihinde Sinop İl Jandarma Komutanınca 21 gün oda hapsi cezasıyla tecziye edildiği,
- Askeri ve mesleki bilgisini tespit etmek amacıyla yapılan sınavda başarısız olması nedeniyle, 5.10.1998 tarihinde Sinop İl Jandarma Komutanınca 3 gün oda hapsi cezasıyla tecziye edildiği,
- Yapılan denetlemelerde görevini Kanun, Yönetmelik, Yönerge ve emirler doğrultusunda yürütememesi, askeri ve mesleki bilgisinin tesbiti için yapılan sınavda başarısız olması, kendisini yetiştirememesi, askeri ve mesleki konuları, bilmesi gereken prensibine aykırı olarak, ilgisi olmayan kişilere iletmesi nedeniyle durumunu düzeltmesi, aksi halde hakkında yasal işlem yapılacağı hususlarının, Sinop İl Jandarma Komutanlığının 28.10.1998 tarihli gizli tebligatıyla bildirildiği,
- Askeri ve mesleki konularında kendisini yetiştirememesi nedeniyle, 3.11.1998 tarihinde Sinop İl Jandarma Komutanınca 7 gün oda hapsi cezasıyla tecziye edildiği görülmektedir.
Davacının sicil safahatının incelenmesinde ise; sicillerinin pekiyi-orta-iyi peklinde dalgalı bir seyir izlediği, olumlu kanaatler bulunmakla beraber, 1992, i993, 1994 ve 1997 yılları sicillerinde değişik sicil üstlerince menfi yazılı kanaatlerin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, gerek davacı vekilinin J.Gn. K.lığına çektiği 23.9.1998 tarihli faks metnindeki açık kabul beyanından, gerekse özlük dosyasında mevcut bilgi ve belgelerden; davacının eşinin çağdaş olmayan, dini ve siyasi bir akımın simgesi olmuş kılık ve kıyafetini düzeltmesi, aksi takdirde hakkında yasal işlem yapılacağına ilişkin olarak davacıya verilen şifahi ve yazılı uyanlara karşın, davacının bu uyanlara kayıtsız kaldığı gibi, direnme gösterdiği ve bu durumu desteklemek suretiyle eşinin tutum ve davranışını benimsediği açıkça ortaya çıkmaktadır.
211 sayılı TSK. İç Hizmet Kanununun 43 ncü maddesi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir Aynı husus İç Hizmet Yönetmeliğinin 124 ncü maddesinde de vurgulanmıştır. Söz konusu mevzuat hükümleri ile Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları ya da her türlü siyasi gösteri, toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk veya beyanat vermeleri dahi yasaklanmış ve bunun müeyyidesi ise Askeri Ceza Kanununun 148 nci maddesinde gösterilmiştir. Mensuplarının yasal siyasi faaliyetlere dahi karışmasını men eden ve bunu ceza yaptırımı ile müeyyidelendiren Türk Silahlı Kuvvetlerinin; aynı kişilerin hukuk düzenince dahi uygun görülmeyen yasa dışı siyasi ve ideolojik faaliyetlerini hoş görmesi düşünülemez. Yalnız, Subay ve Astsubay Sicil Yönetmelikleri ile Uzman Jandarma Atama ve Sicil Yönetmeliğinin ayırmaya ilişkin ilgili maddelerinde belirtilen yasa dışı kavramının da, salt Ceza Hukuku yönünden değerlendirilmemesi, idari kanun ve düzenleyici tasarruflarla kamu görevlileri yönünden yasaklanmış fikir akımları ve ideolojik görüşlerin bu kapsam içinde mütalaa edilmesi gerektiğine hemen işaret etmek gerekir. Yoksa, bir ideolojik fikrin salt Ceza Kanununda suç olarak gösterilmediği gerekçeleriyle, kamu görevlisinin kamu hizmetinin ifasında bunu serbestçe yayabileceği, bu düşüncesi doğrultusunda faaliyetlerde bulunabileceği gibi sakat ve çarpık bir sonuca ulaşmak mümkündür. Nitekim, İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği ile TSK. mensuplarının ordu içinde siyasi faaliyette bulunmaları, bu yönde ima ve davranışları dahi yasaklanmış olduğundan, ceza kanunlarında bir suç olarak gösterilmese dahi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşlerin Silahlı Kuvvetler bünyesi açısından yasa dışı olduğunda kuşku yoktur. Burada asıl olan, salt bu tür ideolojik fikir ve düşüncelere sahip olmak, bu tür faaliyetlerde bulunmak veya karışmak unsurlarının gerçekleşmesidir. Bu bakımdan, idarenin, tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimseyen ya da bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılan ajanını (subayını, astsubayını, uzman jandarma çavuşunu vb.) bünyesi dışına çıkarması; üstlendiği milli savunma kamu hizmetinin en iyi şekilde yerine getirilebilmesi bakımından gerekli ve zorunlu bulunmaktadır. Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki, bu hallerin varsayılması için bir ceza yargısı ilamının varlığı gibi bir koşulu aramak, idari işlem (ayırma) tesisi için mutlaka gerekli bulunmayıp; önemli olan, işlemin tesisine yeterli bilgi ve belgelerin idare hukuku kuralları açısından mevcut olmasıdır.
Öte yandan, Anayasa'nın başlangıç bölümünde, laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılamayacağı belirtilmekte; Anayasa'nın 2 nci maddesinde de, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir hukuk devleti olduğuna işaret edilmektedir.
Aynı şekilde, Anayasa'nın 24 ncü maddesinin son fıkrasında, Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz denilmektedir.
Ülkemizde 1961 ve 1982 Anayasalarıyla kabul edilmiş olan laiklik ilkesi, geçirilen tarihi tecrübelere, inkılâplara, ulusun dini veya siyasi özelliklerine ve yurdumuz koşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. Anayasa'nın 2 nci maddesinde yer alan laiklik ilkesi, Devletin niteliklerinden birini açıklar ve belirler. Anayasa'nın 24 ncü maddesinin son fıkrası hükmü ise, Anayasa'daki laiklik ilkesinin, dinin Devletin işlerine karışamayacağı anlamında olduğunu açıkça göstermektedir. Bir Anayasa Mahkemesi kararında da açıkça işaret edildiği üzere, din özgürlüğünün Anayasa ile çizilen sınırlarının ihlali; dinin sömürülmesi ve kötüye kullanılması, Devletin laiklik esasına dayanan düzenine karşı gelinmesi anlamını taşımaktadır (Any.Mah.21.10.1971; E. 1970/53, K. 1971779; RG. 15.6.1972, S.14216). Bu nedenle, Anayasa'da din ve Devlet işleri tayin edilirken, din özgürlüğünün ferdin manevi hayatına ilişkin olanların dışındaki bölümleri için birtakım sınırlamalar getirilmiş ve kurulmuş olan laik Devlet düzenini korumak için yaptırımlar öngörülmüştür.
Belirtilen mevzuat hükümleri ve disiplin sicil safahatından; davacı uzman jandarma çavuşun özellikle bulunduğu rütbede muhtelif disiplin bozucu davranışlarından dolayı, değişik disiplin amirlerince toplam 38 gün oda hapsi cezası ile tecziye edildiği, bu disiplin cezalarıyla tecziyesine rağmen ıslah olmadığı, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemediği, söz konusu disiplin ihlallerinin hafif ve makul kabul edilebilir düzeyde bulunmayıp, aksine askeri itaat ve inkıyadı bozar ve ağır derecede ihlal eder yoğunlukta olduğu, bunların yanısıra yukarıda kuramsal temeline ve içtihatlardaki görünümüne yer verilen laiklik ilkesi karşıtı tutum ve davranışları benimsediği, söz konusu fiil ve davranışların davacının TSK.'den ayrılmasını gerektirecek nitelik ve nicelikte olduğu, dolayısiyle tesis edilen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin işaret edilen Anayasal ve yasal kurallarla uyum içerisinde bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacı hakkındaki disiplinsizlik nedenine dayalı ayırma işleminde hukuka aykırı herhangi bir yon görülmediğinden, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy