(5434 S. K. m. 44, 45, 46)
Davacı vekili 4 Aralık 1998 günü kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının komutanı olduğu Solhan - Asmakaya Jandarma Karakolunun 4.9.1993 ve 8.10.1993 tarihinde iki defa teröristlerce baskına uğratıldığını, göğüs göğüse çarpışmalar meydana geldiğini, çok sayıda görevlinin şehit olduğunu, teröristlerden de ölenlerin olduğunu, bunun neticesinde davacının harp psikozuna girerek kronik nitelik kazanmış psikotik bozukluk (rezidüel tip) devamlı akıl hastalığına müptela olduğunu, davacı hakkında GATA'nın TSK.'de görev yapamaz raporu verdiğini, bunun üzerine adi malûl olarak emekliye sevkedildiğini, halbuki, davacının görevin sebep ve tesiri ile sürekli ve tam akıl hastalığına yakalandığını, maluliyetin meydana gelmesinde müvekkilinin bir kusuru olmadığını, belirterek idarenin davacıya vazife malûllüğü aylığı bağlanmaması işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı J.Astsb.Bçvş. .........'ın komutanı olduğu Solhan-Asmakaya J. Karakolunun 4.9.1993 tarihlerinde iki kere teröristler tarafından basılması ve karakolun içine kadar girebilen 150 kadar teröristle çıkan göğüs göğüse çatışmalarda çok sayıda görevlinin şehit olması ve teröristlerden de bir kısmının ölmesi nedeni ile davacının harp psikozuna girip sonuçta GATA K.lığınca verilen psikotik bozukluk teşhisti raporla hakkında TSK.de görev Yapamaz kararı verildiği ancak görevin sebep ve tesiri ile sürekli ve tam akıl hastalığına yakalanan davacının Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce adi malûl olarak emekliye sevk edildiğini, bunun üzerine vazife malûllüğü hükümlerinin uygulanması için davalı idareye müracaat edilmişse de bu istemin reddedildiğini belirterek söz konusu vazife malûllüğü bağlanmayacağı yönündeki işlemin iptali istemiyle bu davanın açıldığı görülmektedir.
5434 Sayılı Kanunun 44 ncü maddesi 1 nci fıkrasına göre Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya duçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma gelen iştirakçilere (Malûl) denir ve haklarında bu kanunun malûllüğü ait hükümleri uygulanır.
Vazife malûllüğü tanımının yapıldığı 45 nci madde ise; Malûllük;
a. İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa,
b. Vazifeleri dışında kurumların verdiği herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa,
c. Kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olursa,
d. Fabrika, atölye ve benzeri iş yerlerinde, işe başlamadan evvel, iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o iş yerinde husule gelen ve yine iş yerinin maluliyetinden ve çalışma konusunda ileri gelen kazadan doğmuş olursa, buna vazife malûllüğü ve bunlara uğrayanlara da vazife malulü denir hükmünü taşımaktadır.
Vazife malûllüğünün geçerliliği için aynı Kanunun 48 nci maddesi malûllüğün;
a. Keyif verici içki ve her çeşit maddeler kullanmaktan,
b. Kanun, tüzük ve emir dışında hareket etmiş olmaktan,
c. Yasak fiilleri yapmaktan,
ç. İntihara teşebbüsten,
d. Her ne suretle olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar yapmak maksadından, doğmamış bulunması şartını getirmiştir.
Belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere vazife malûllüğünün oluşumu için, meydana gelen maluliyetin vazifenin sebep ve etkisinden kaynaklanması gerekmektedir.
Davacının maluliyeti hususunda bir uyuşmazlık bulunmamakta ve esasen dosyada mevcut GATA Sağlık Kurulunun 21.8.1997 tarihli raporu ile bu durum kanıtlanmaktadır.
Çözümlenmesi gereken husus davacının duçar olduğu akıl hastalığının 5434 sayılı Kanunun 45 nci maddesinin a fıkrasına uyup uymadığı, yani maluliyetinin, vazifesini yaptığı sırada, vazifesinden doğmuş olup olmamasıdır.
Davacının yaptığı vazifenin duçar olduğu akıl hastalığına etkisi esas itibarıyla tıp bilimine ait bir konu olup tıbbi konuda sonuç değerlendirme ve kararı mahkemesi verecektir. Davacıya ait Silahlı Kuvvetlerde görev yapamaz raporu veren GATA ise; Jandarma Genel Komutanlığının kendisine yazdığı bir yazıya verdiği cevapta (12 Ekim 1998 tarih ve Ruh Hst.9011 Kyt 1153-98) konuyu ele alınış ve davacının yapmış olduğu vazifenin duçar olduğu akıl hastalığının ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde tek başına rol oynamayacağını belirtmiş bulunmaktadır.
GATA bahsi geçen değerlendirmesinde, davacının yakalanmış bulunduğu akıl hastalığının biyolojik, psikolojik, sosyal zemini olan kalıtsal, doğumsal, gelişimsel, çevresel ve ailevi tutumlarla ilişkili bir çok etkinin bir arada rol oynaması ile ortaya çıkan bir hastalık süreci olduğunu, bu hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde askerlik hizmetinin tek başına belirleyici rol oynadığını söylemenin mümkün olamayacağını belirtmektedir.
GATA'nın davacının hastalığı hakkındaki bu kanaatini destekleyen diğer bir hususta davacının iddiasına göre akıl hastalığına tutulmasına sebep olan teröristlerin baskın olayı ile davacının, psikolojik şikayetlerinin başlaması arasındaki çok uzun zaman fasılasıdır. Gerçekten; davacının bahsettiği olay 4.9.1993 ve 8.10.1993 tarihlerinde meydana gelmiştir. Halbuki GATA'nın 21.8.1997 tarihli raporuna göre, davacı ilk olarak 4.3.1995 tarihinde Elazığ Askeri Hastanesi Ruh Hastalıkları bölümünden Atipik Deprasyon tanısı ile 1,5 aylık rapor almıştır. Rapordan da anlaşılacağı üzere davacının akıl hastalığına sebep olarak gösterdiği olayla kendisine verilen ilk rapor arasında 1,5 seneye yakın bir zaman fasılası bulunmaktadır. Bu arada davacı hiçbir psikolojik şikayette bulunmamış veya bu hususa ilişkin bir kanıtlama getirmemiştir. Elbette ki bu hususun akside kanıtlansa önemli olan yukarıda bahsedilen tıbbi raporun aksinin kanıtlanmasıdır ki buna dair hiçbir belge ve delil mevcut değildir.
Ayrıca T.C.Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumunun benzer bir olayla ilgili verdiği 12 Temmuz 1996 tarih ve 1871 karar nolu kararda, askerlik hizmeti sırasında yakalanılan akıl hastalığına, askerlik hizmetinin etkisi tartışılmış ve davamıza da ışık tutabilecek şu sonuca ulaşılmıştır. Adli evrakın tetkikinden hastalığın ilk kez askerlik çağlarında çıkmış olduğunun görüldüğü ancak, musab olduğu şizofreni denilen bu akıl hastalığının genç yaşlarda başlayan akıl hastalıkları grubundan olduğu ve musab olduğu akıl hastalığının askerliğin sebep ve etkisinden kaynaklanmadığının klasik tıp bilgisinden olduğu oybirliği ile mütalaa olunur denilmiştir. Bu mütalaada da belirtildiği gibi; akıl hastalıkları genelde tek bir olayla başlamayan, belirli bir sürecin sonunda oluşan hastalıklardır.
Aynı değerlendirme; yukarıda bahsedilen GATA Komutanlığının 12.10.1998 tarihli yazısında da ...bu hastalığın ortaya çıkmasında veya alevlenmesinde Askerlik Hizmetinin Tek Başına Belirleyici Bir Rol Oynadığını Söylemek Mümkün Değildir denilmek suretiyle yapılmış bulunduğundan; bu raporu cerh edecek aksine hiçbir kanıt bulunmadığından, 5434 sayılı Kanunun 44, 45 ve 56 nci maddelerinde öngörülen ve aylık bağlanmasına olanak tanıyan maluliyetin vazifenin neden ve etkisi ile meydana gelmiş olma maddi unsurunun gerçekleşmediği ve iptali istenen işlemin hukuka aykırılığından söz edilemeyeceği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle hukuki dayanağı bulunmayan davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy