(1602 S. K. m. 21, 44, 45) (ANY. MAH. 21.09.1995 T. 1995/27 E. 1995/47 K.)
Davacı 07.09.1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1977 yılından bu yana KKK. As. Mah.de zabıt katibi olarak görev yapmakta olduğunu, lise mezunu olması itibariyle 3/2 derece ve kademede bulunduğunu, aynı yer Yazı İşl.Md. Svl. Me. ...........'un 16.08.1999 tarihinde emekliye ayrılması nedeniyle anılan kadronun boşaldığını, bu kadroya As.Mah. Hakimliğinin yazılı teklifi doğrultusunda aynı yerde zabıt katibi olarak görev yapan ve kendisinden 6 yıl kıdemsiz, ancak açık öğretimi bitirdiği için yüksekokul mezunu olarak 2/3 derece ve kademede bulunan Svl.Me. ..........'ın, KKK.'lığının 26.08.1999 tarihli atama işlemiyle Yazı İşleri Müdürü olarak atandığını, yapılan bu atamanın adil olmayıp mantığa aykırı bulunduğunu, zabıt katipliğini kendisinden öğrenen adı geçenin, sırf yüksekokul mezunu diye bu göreve getirilmesinin hakkaniyete de uyarlı düşmediğini, bu konuda As.Mah. Kıdemli Hakiminin görüşünün alınmadığını, kendisinin iki ayrı Askeri Mahkemede ve Ankara Sıkıyönetim Mahkemesinde uzun yıllar görev yapıp, büyük bir birikim ve tecrübe kazandığını, Svl.Me. ........... ile arasındaki yaş, 6 senelik fazla hizmeti, takdir ve ödülleri, kazandığı mesleki deneyim gibi unsurlar dikkate alınmadan, sadece tahsil farkı nedeniyle kendisine bu görevin tevcih edilmemesinin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek; Svl.Me. ..........'ın KKK. As. Mah.Yazı İşleri Müdürlüğüne atanması işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası AYİM. Genel Sekreterliğince yapılan ilk inceleme sonunda; dilekçede belirtilen hususun idari davaya konu yapılmasının mümkün olmaması gerekçesiyle, bu konuda bir karar verilmek üzere Dairemize gönderilmiştir.
Vaki talebin ehliyete ilişkin olması ve 1602 Sayılı Kanunun 44/c ve 45/A maddelerinin ilk inceleme aşamasında da bu konuda bir karar verilmesi gerektiğini amir bulunması nedeniyle, aşağıda gerekli değerlendirme yapılmıştır.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 21 nci maddesinin amir hükmü uyarınca menfaat ihlali, bir idari işlemin iptali istemli idari davalarda aranması zorunlu bulunan unsurdur. Söz konusu menfaatin ne olduğu ve nasıl anlaşılması gerektiği ise öğreti ve idari yargı uygulamasıyla açıklığa kavuşturulmuştur.
Buna göre, menfaatin kişisel, meşru ve aktüel - güncel olması gerektiği hususu genel kabul görmüş durumdadır.
Dava konusu bakımından menfaatin kişiselliği unsuru önem taşıdığından; davada söz konusu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği hususu üzerinde durulacaktır.
Menfaat ilişkisinin kişiselliği konusunda öğretide yer alan görüşlere kısaca temas etmek yerinde olacaktır:
.... Her menfaat, hak kuvvet ve mahiyetinde olmadığından, bundan maksat kararın sübjektif bir hakkı ihlal etmesi değildir. Burada ki menfaatten maksat, ciddi ve makul bir alakadan ibarettir. Ciddi ve makul olmak şartı ile manevi bir alaka ve menfaatin ihlal edilmiş olması da bu şartın tahakkuku bakımından kafidir... Menfaatin şahsi mahiyette olması demek, idari kararın doğrudan doğruya veya dolayısıyla alakalıya, davacıya tesir etmesi demektir. Binaenaleyh, şahıs tabirini geniş manada almak lazımdır. Objektif bir tasarrufun in'ikasına maruz kalan her şahıs menfaat sahibi sayılabilir.. (Sıddık Sami ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C. 111, İstanbul 1966, S. 1780-l 782)
- Bir menfaatin şahsi olması demek, bu menfaatin davacının şahsına ait olması demektir. Bu menfaatin, davacının hususi bir vaziyetinden neş'et etmesi demektir... Kısaca şahsi menfaat; davacının şahsına has; davacının şahsi sıfatıyla ilgili, onun içinde bulunduğu bir durumla alakalı bir menfaattir. Velhasıl, davacının bir karara karşı iptal davası açabilmesi için, bu karar şahsına tesir etmiş olmalıdır. Onu şahsen müteessir etmelidir... Herhangi bir karar doğrudan doğruya davacı hakkında ittihaz edilmemiş olabilir. Lakin karar dolayısıyla davacıya tesir edebilir. Karar netice itibariyle davacıya müessir olabilir. Karar, in'ikası itibariyle davacıya müessir olabilir. Davacıyı mutazarrır edebilir. Bu takdirde davacının iptal davası açabileceği bedihidir. Çünkü, karar dolayısıyla davacıya tesir etmektedir. Onu, şahsen mutazarrır kılmaktadır. Bir kelime ile, davacının dava açmak şahsi bir menfaati vardır... (Ragıp SARICA, İdari Kaza, İstanbul 1942, S. 68-69)
.... Menfaatin kişisel olma özelliği için açık bir tanımlama verilmemekte, bu özellik idari kararın doğrudan veya dolaylı olarak ilgiliyi etkilemesi olarak belirtilmektedir... Bu özellikle anlatılmak istenen, idari kararla ilgili arasındaki maddi ve manevi bir ilişkiden ibarettir... (Nuri ALAN, İptal Davalarının Ön ve Esastan Kabul Şartları, Danıştay Dergisi, Sayı: 50-51, Ankara 1983,S.32)
.... Kişisel menfaat, işlemin doğrudan doğruya o kimse hakkında yapılmış olması anlamına gelmemektedir. Önemli olan, işlemin o kimseyi de etkilemesidir. Menfaatin kişisel olması şartı, bazı Danıştay kararlarında
İdari işlemin davacının hak ve menfaatlerini doğrudan doğruya ilgilendirmesi' şeklinde ifade edilmektedir.. (Kazını YENİCE - Yüksel ESİN, İdari Yargılama Usulü, Ankara 1983-8.486-487)
.... Kişisel menfaat şartı, işlemin doğrudan doğruya o kişi hakkında yapılmış olmasını gerektirmez. Önemli olan, işlemin o kimseyi de etkilemesidir. Kişisel menfaatin sınırı konusunda kesin ölçüler koymak mümkün değildir. Her davada, dava konusu işlemle davacının menfaatinin ihlal edilip edilmediğinin, idari yargı yerince, Danıştay içtihatlarından ve öğretiden de yararlanmak suretiyle takdir edilmesi gerekmektedir... (Hüseyin ÇELİKKOL, İdari Yargıda Ehliyet ve Husumet, Adalet Dergisi, Y.76, Sayı:3, Ankara 1985, S.764)
Anayasa Mahkemesinin yeni bir kararında da bu konu üzerinde durulduğu görülmektedir:
.... Yargı kararlarında ve öğretide menfaat, davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki bağı, ilgiyi anlatır. İdari işlem ile dava açan kişi arasında meşru, güncel ve ciddi bir ilişki söz konusu ise davada menfaat bağı bulunduğu kabul edilmektedir. Bunun dışında nesnel (sübjektif) bir hakkın ihlal edilmesi koşulu araştırılmaz... Dava ehliyeti için aranan 'menfaat ihlali' koşulu, her olaya özgü irdelenmiş ve dava konusu işlemin davacıyı etkilemiş olması, idari yargıda menfaat ihlalinin varlığı için yeterli sayılmıştır.. (Anayasa Mahkemesinin 21.09.1995 tarih ve E. 1995/27, K.1995/47 sayılı kararı; RG. 10.04.1996, S.22607, s.26.)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; davacının iptalini istediği işlemin davacıyı etkilemesi için, kendisinin anılan göreve atandırılmaması işlemini de ayrıca iptale konu yapmış olması şartı aranmak durumundadır. Aksi halde, menfaat ilişkisinin bu şekilde geniş tutulması, ilgili - ilgisiz herkesin üçüncü bir kişi hakkındaki herhangi bir işlemin iptalini dava etmesi sonucuna sonucunu doğurur ki bununda hukuki anlamda bir kaosa yol açacağı kuşkusuzdur. Davacının kendisinin KKK. As. Malı. Yazı İşleri Müdürlüğü görevine atandırılmaması işlemi ile birlikte ayrıca bu göreve adı geçen sivil memurun atanması işlemini dava etmiş olması halinde ise yukarıda öğreti ve kararlarda işaret edildiği üzere, hukuki manada bir etkileme ve dolayısıyla menfaat ihlali söz konusu edilebilecek ve bu davaya bakılabilecektir. Bu şekilde davranılmış olması halinde mevcut olduğu varsayılmak durumunda olan ehliyet koşulunun, davacının salt Svl.Me. .........'in atamasına münhasır bir iptal talebinde bulunması karşısında görülmekte olan bu dava yönünden gerçekleşmediği açık olup, davanın ehliyet yönünden reddi zorunlu bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davanın ehliyet yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy