(1602 S. K. m. 64) (1086 S. K. m. 445)
Davacının, 15.4.1998 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesi ile 1986 ve 1998 yılları sicillerinin sübjektif düzenlendiklerinden bahisle iptallerini talep ettiği, yapılan yargılama sonunda Dairemizin 15.12.1998 tarih ve E.1998/306, K.1998/1091 sayılı kararı ile davacının 1986 sicil yılında I.sicil üstünce düzenlenen sicili ile aynı sicil üstünce sicil belgesine yazılmamakla beraber sicil defterine yazılan olumsuz kanaatlerin; ayrıca 1998 sicil yılında I.ve II.sicil üstlerince düzenlenen siciller ile belirtilen olumsuz kanaatlerin iptaline; 1986 yılında II.sicil üstünce düzenlenen sicil notunun iptaline yönelik davanın reddine karar verildiği, bu kararın gerekçesinde 1986 yılı sicili ile ilgili olarak ...davacı hakkında 1986 yılında birinci sicil üstünce düzenlenen sicil notunun, davacının sicil safahatına göre sübjektif değerlendirmelere göre verilen, oldukça düşük sicil notu olduğu ve sicil defterine 1 nci sicil üstünce yazılan kanaatlerin de bu nota bağlı olarak olumsuz ve sübjektif kriterlerle yazılan kanaatler olduğu, davacının önceki ve sonraki durumuna uygun olmadığı, objektif değerlendirmelere göre verilmediği kanaatine varılmıştır.. değerlendirmesinde bulunulduğu; 1998 yılı sicili ile ilgili olarak da ...davacı hakkında 1998 yılı sicil döneminde verilen düşük sicil notlan ile geçmiş yıllarla tezat teşkil eden olumsuz kanaatlerin ve bu çelişkiyi giderecek, haklı gösterecek bilgi ve belgelerin olmaması sonucunda, 1 nci ve 2 nci sicil üstleri tarafından verilen sicil notları ile yazılan olumsuz kanaatlerin; Tugay Komutanının eşi ile davacının eşi arasında oluşan huzursuzluktan ortaya çıkan, objektif kriterlerden uzak, sübjektif değerlendirmelerden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.. şeklinde bir kabule ulaşıldığı anlaşılmaktadır.
Dairemizin bu kararı 24.3.1999 tarihinde davalı Milli Savunma Bakanlığına tebliğ edilmiş; ancak 15 günlük kanuni süre içerisinde söz konusu karara karşı karar düzeltilmesi talebinde bulunulmamıştır. Davalı idare, aradan bir müddet geçtikten sonra 29.6.1999 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen talebiyle, söz konusu AYİM kararının yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılarak, her iki sicil yönünden de davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
1602 sayılı Yasanın Yargılamanın Yenilenmesi başlığını taşıyan 64 ncü maddesinde, Daireler ve Daireler Kurulunca verilen kararlar hakkında (a-h) bentleri arasında sayılan sebeplerden dolayı, yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır.
Anılan yasa hükmünde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenleri;
a) Zorlayıcı sebepler, dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması;
b) Karara esas olarak alınan belgenin sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu, mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da yargılamanın iadesini isteyen kimsenin, karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması;
c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması;
d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyan ve ihbarda bulunduğunun tahakkuk etmesi;
e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması;
f) Vekil veya kanuni temsilcisi olmayan kimseler huzuru ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması;
g) Çekilmeye mecbur olan Başkan veya Üyenin katılması ile karar verilmiş olması;
h) Tarafları ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı bir karar verilmesine sebep olabilecek bir madde yokken, aynı Daire veya diğer Daireler yahut Daireler Kurulu tarafından evvelki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması; olarak gösterilmiş bulunmaktadır.
Gerçekten, 1602 sayılı Yasanın 64 ve HUMK. nun 445 ve müteakip maddelerinde öngörülen tüm yargılamanın yenilenmesi nedenlerine bakıldığında, kurulan hüküm maddi gerçeğe ters düştüğü ve adaletin tecellisini sağlayamadığı durumlar için öngörüldüğü görülecektir. Bu nedenledir ki şekli anlamda olduğu kadar maddi anlamda da kesin hüküm halini alan bir yargı kararının olağanüstü bir kanun yolu olarak, yargılamanın yenilenmesi suretiyle kaldırılması uzunca bir süre sonra dahi olsa, toplam vicdanını rahatsız eden bir adaletsizliğin giderilmesini sağlamaktadır. Diğer bir deyişle, mevcut hukuk sistemimiz bireysel nedenlere ve ağırlıklı olarak dava süjelerinin eylemlerine dayalı, adaleti sağlamayan kesinleşmiş bir kararın yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması esasını benimsemiştir.
Davalı idarenin talep pazısı ekinde ibraz ettiği belgeler ile ara kararıyla getirtilen özlük ve sicil dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin incelenip değerlendirilmesinde; Dairemizin 15.12.1998 tarih ve E. 1998/306, K. 1998/1091 sayılı kararının 1986 yılı I.sicil üstünce verilen sicilin iptali bölümüne ilişkin herhangi bir belgenin ibraz edilmeyişi ve bu konuda salt mücerret bir iddiada bulunulması karşısında, 1602 sayılı Kanunun 64/a maddesindeki hal ve durumların gerçekleşmediği anlaşıldığından, anılan Dairemiz kararının 1986 yılı I.sicil üstünce verilen sicilin iptaline dair kararın yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılmasını gerektirir hukuki bir neden görülmemiş ve bu konudaki istemin reddi yoluna gidilmiştir.
Anılan Dairemiz kararının 3998 yılı sicilinin iptaline dair bölümüne ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebine gelince:
15.12.1998 tarihli Dairemiz kararı incelendiğinde; 1998 sicil yılında davacıya I.ve II. sicil üstleri olan 65.Mknz.P.Tug.K.ile S.Kor.K.nınca takdir edilen iyi düzeydeki siciller ile belirtilen olumsuz yazılı kanaatlerin iptalinin başlıca gerekçesi, ...bir önceki yıl, 1997 sicil döneminde aynı sicil üstleri tarafından davacıya sicil notu olarak sicil tam puanı verilmiş ve olumlu kanaatler düzenlenmiş iken, 1998 yılında verilen sicil ve düzenlenen kanaatlerin bu sicil çizgisinden ani sapma göstererek, çok düşük sicil notlarını ve olumsuz kanaatleri içermesi karşısında; tüm meslek safahatı boyunca hakkında sicil üstleri tarafından böylesine olumsuz bir kanaat belirtilmeyen ve özellikle son yıllarda gittikçe yükselen bir sicil çizgisine sahip elan davacı hakkında 1998 yılı sicil döneminde verilen düşük sicil notları ile geçmiş yıllarla tezat teşkil eden olumsuz kanaatlerin ve bu çelişkiyi giderecek, haklı gösterecek bilgi ve belgelerin olmaması...na dayalı bulunmaktadır. Nitekim, Dairemizce bu yöndeki tespit (söz konusu sicil düşüklüğünü ve olumsuz kanaati haklı kılacak herhangi bir belgenin bulunmayışı) üzerine, her iki sicil üstünce düzenlenen siciller ile belirtilen olumsuz yazılı kanaatlerin sübjektif olduğu kanısına varılarak iptalleri yoluna gidilmiştir.
Davalı idarenin vaki yargılamanın yenilenmesi dilekçesi ekindeki belgelerin bir bölümünün 1998 sicil yılına ilişkin olması ve süreçte bu belgelere dayalı şekilde davacı hakkında birkaç suçtan Askeri Mahkemede dava açılmasına yol açan bir gelişmenin söz konusu bulunması karşısında, Dairemizce davacıya ait özlük ve sicil dosyaları ara kararıyla yeniden idareden getirtilmiş ve incelenmiştir. Yapılan incelemede, iptal davasının yargılaması esnasında davalı idarece gönderilen özlük dosyasında yer almayan anılan belgelerin, bu kez kıt'a özlük dosyasında yer aldığı görülmüş; kıt'a özlük dosyasının Dairemize ulaştırılmamasından kaynaklandığı değerlendirilen bu iletim kopukluğu nedeniyle, Kurulca yapılan değerlendirmenin mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde yapıldığı anlaşılmıştır.
Başsavcılık Düşüncesinde, bu bilgi ve belgelerin davalı idarenin elinde ve bilgisi dahilinde olması karşısında, bunların 1602 sayılı Kanunun 64/a maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği ileri sürülmüşse de, bu düşünceye iştirak edilememiştir. Gerçekten, bir an için idarenin bütünlüğü ilkesi gözetildiğinde, idarenin alt biriminde (davacının Kıt'ası Komutanlığında) mevcut olan bilgi ve belgelerin üst makama (KKK. lığına) ulaştırılmaması olgusunun zorlayıcı sebepler dolayısıyla elde edilemeyen bir belgenin, karar verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması şeklindeki yasal nedeni oluşturamayacağı düşünülebilirce de; fiili hukuki gerçeğin bu şekilde olmadığı açıktır. Davalı Milli Savunma Bakanlığı, mevzuatla kendisine verilen, açılan idari davada hasım (taraf) olma mecburiyetinin tabii bir gereği olarak, kendi aleyhinde açılan bir idari davada alt idari birimler olan Kuvvet Komutanlıkları ile Gnkur. Bşk.lığından savunmaya esas bilgi ve belgeleri talep etmekte, bu birimlerce gönderilen bilgi ve belgeler ışığında da mahkememizde savunma yapmaktadır. Anılan alt birimler de, çoğu kez ülkenin tüm sathına yayılmış askeri birlik ve kurumlardan gerekli bilgi ve belgeleri istetip, bunları derledikten sonra davalı MSB.'lığına iletmektedir. Bu dava konusunda olduğu gibi, kimi kez bilgi-belge akışı ve aktarımında aksaklıklar olmakta ve bunların bir bölümünde savunma makamı olan MSB.'lığının bu aksaklıktan bilgisi dahi olamayabilmektedir. Nitekim, davacının sicil iptali davasında da bu bilgi aktarımındaki aksaklık vuku bulmuş ve davacının 1998 sicil yılında ona takdir edilen sicilleri etkileyen bilgi, belge ve olgular mahkememizin değerlendirilmesine sunulamamıştır. Bu bilgi aktarımında tek başına davalı MSB.'lığını kusurlu bulmaya da imkan yoktur. MSB.'lığı idari davada savunma görevini yaparken, statüsü gereği hemen her konuyu alt idari birimlere (Kuvvet Komutanlıklarına, Gnkur. Bşk.lığına) aktarmak durumunda olduğundan ve AYİM'ce istenen bilgi ve belgeleri hemen ve eksiksiz mahkemeye ibraz edecek teşkilat, yetki ve imkandan yoksun olduğundan; bu davada olduğu gibi, kararın verilmesinden sonra sunulan ve dava konusunun esasına etkili bilgi ve belgelerin mahkememize sunulması vakıası, zorlayıcı sebeplere dayalı kabul edilmelidir. 1602 sayılı Kanunun 64/a maddesindeki usulü kuralın yorumlanması, usul kurallarının esasa tercih edilmesi sonucunu doğurmamalı ve bu nedenle hukuk düzenine duyulan güveni sarsıcı bir şekli hükme yol açmamalıdır. Bu nedenle gerek büyük bölümü kıt'a özlük dosyasında bulunan, gerekse davalı idarece sunulan bilgi ve belgeler 1602 sayılı Kanunun 64 ncü maddesinin (a) fıkrasındaki zorlayıcı sebepler dolayısıyla elde edilemeyen belge mesabesinde kabul edilmiş ve davalı MSB.'lığının vaki yargılamanın yenilenmesi istemi 1998 sicil yılına ilişkin olarak kabul edilerek, Dairemizin 15.12.1998 tarih ve E.1998/306, K. 1998/1091 sayılı kararının, 1998 sicil yılı yönünden kaldırılmasına karar verilerek; bu yıl sicilinin yeniden değerlendirilmesine geçilmiştir.
Davacıya 1998 sicil yılında I.ve II. sicil üstlerince takdir edilen iyi derecedeki siciller ile belirtilen olumsuz yazılı kanaatler, bir önceki sicil yılında aynı sicil üstlerince takdir edilen mükemmel düzeydeki siciller ile belirtilen olumlu yazılı kanaatlerle çelişki teşkil etmekle beraber; aşağıda belirtilen belgelerin mevcudiyeti karşısında, artık söz konusu sicil düşüklüğü ile kanaat değişikliğinin haklı ve objektif nedenlere dayalı olduğunda kuşku bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Davacının 65.Mknz.P.Tug.Kur.Bşk. olarak görev yapmakta olduğu 1998 sicil yılında, müteselsilen erleri şahsi işlerinde ve hizmetçilikte kullanmak, müteselsilen askeri hizmete mahsus eşyayı hususi menfaatinde kullanmak, üste (I.sicil üstü olan Tug.K.na) hakaret, memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak ve madununa suç yapmak için emir vermek suçlarını işlediğine ilişkin olarak, iki erin I.sicil üstü olan Tug.K.na verdikleri 13.3.1998 tarihli el yazılı, suç ihbarı niteliğindeki kapsamlı ifadeleri üzerine, 5.Kor.K.lığınca daha önce verilen emirle 5.Kor.K.lığı karargahında görevlendirildiği, akabinde davacı hakkında müsnet suçlamalar nedeniyle soruşturma emri verildiği, 1.Ordu K.lığının 26.3.1998 tarihli mesajı ile davacının I.sicil üstü olan Tug.K.na karşı olan menfi tutum ve davranışlarının ona zarar verme düzeyine ulaştığının ve Kurmay Başkanlığı görevini yürütemeyeceğinin anlaşılması nedeniyle Kolordu K.lığı emrine alındığının, bu nedenle davacının atanmasının faydalı mütalaa edildiğinin KKK.lığına bildirildiği, bu gelişmelerin hemen akabinde de 1.4.1998 tarihinde her iki sicil üstünce yukarıda değinilen sicil ve kanaatlerin verildiği, sicil düzenlenmesinin hemen akabinde de 5.Kor.K.lığı Askeri Savcılığınca adli soruşturmaya başlandığı, nihayet 6.5.1999 tarih ve E.1999/27, K.1999/430 sayılı iddianame ile davacı hakkında yukarıda belirtilen suçlardan kamu davası açıldığı ve yargılamanın henüz derdest bulunduğu, anılan iddianame muhteviyatının incelenmesinde de Kurmay Başkanı olan davacının 1998 sicil yılında I.sicil üstü ile askerlik ve disiplin kurallarının öngördüğü ölçünün dışında bir çekişme ve sürtüşme içine girdiği, bunun doğal sonucu olarak da hizmette belli bir zafiyet ve tavır sergilediği, bunun yanı sıra kanunların suç saydığı ve asla tasvip edilmeyecek birtakım Fiilleri işlediği görülmektedir.
Söz konusu sicillerin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan Subay Sicil Yönetmeliğinin 4 ncü maddesinde; Sicil üstleri; emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullanırlar.
Sicil üstleri bu görevin önemini göz önünde tutarak, emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle not takdir etmelidirler. Aksi hal ehliyetli olmayanların, layık olmadıkları rütbe ve makamlara yükselmelerini, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetenekten yoksun kişilerin elinde görevini yapamaz duruma düşmesi sonucunu doğurur.
Sicil üstleri, hakkında sicil düzenleyecekleri subayları iyi tanımak zorunluluğundadırlar. Bu nedenle, haklarında sicil düzenleneceklerin günlük eğitim ve çalışmalarını, tavır ve hareketlerini, disiplin ve itaatini, sicil belgesinde yazılı öteki hususları aralıksız izleyerek; yapacakları haberli ve habersiz denetlemeler, özel yazılı veya sözlü sınavlar, verecekleri özel görevler ile çeşitli tatbikat ve manevralardaki tutum ve durumu ile de yeterlik ve yetenekleri hakkında tam bir kanaat edinmeye çalışırlar. Maiyetini çok kısa zamanda gerçek durumu ile tanıyabilme ve onun yeteneklerini ölçebilme imkanına sahip olan komutan veya amirin iyi bir lider olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Sicil üstleri düzenledikleri sicillerdeki isabet derecesine göre kendileri hakkında da hüküm verileceğini gözden uzak tutmamalıdırlar.. hükmü öngörülmüştür.
Aynı Yönetmeliğin 19 ncu maddesinde de; Sicil belgeleri, personelin yeteneklerini, görevdeki başarı derecelerini saptamaya ve dolayısıyla bir işi yeterli olana verebilmeye, yüksek seviyedeki işleri yapacak yetenekte olanları meydana çıkarmaya ve bu suretle Silahlı Kuvvetlerin komuta zincirini düzenlemeye yarar denilmek suretiyle, sicil belgelerinin amacı belirtilmiştir.
Subay Sicil Yönetmeliğinde; sicil üstlerinin, daha önce sicil düzenleyen sicil üstlerinin verdikleri notlar ve kanaatlerle bağlı olduklarına, o sicillerin altında ya da üstünde bir not veremeyeceklerine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine sicil üstleri, önceki sicil üstlerinin sicillerinden tamamen bağımsız olarak sicil düzenlemek zorundadırlar.
Yine hakkında sicil düzenlenen kişinin tavır ve hareketleri, çalışmaları, disiplin ve itaati vd. nitelikleri bir önceki yıla göre değişiklik gösteriyor ise, aynı sicil üstleri tarafından birbirini takip eden yıllarda farklı siciller düzenlenmesine de engel bir durum bulunmamaktadır. Hatta her sicil döneminin birbirinden bağımsız olduğu, sicil üstlerinin maiyetindeki personeli sürekli takip ederek sicil düzenlemek zorunda oldukları, sicil belgelerinin personelin o sicil dönemindeki durumuna paralel olması halinde sicil belgelerinden beklenen amacı ulaşılacağı dikkate alındığında, sicil üstleri aynı olsa bile, personelin değişen tutum ve davranışlarına uygun bir şekilde farklı siciller düzenlenmesi hukuki bir zorunluluk teşkil etmektedir.
Bu nedenle örneğin bir önceki sicil dönemine göre, bir sonraki dönemde aynı sicil üstleri tarafından daha düşük not takdir edilmesi veya bazı olumsuz kanaatlerde bulunulması, her zaman söz konusu sicilin sübjektif değerlendirmelerle tanzim edildiği anlamına gelmemelidir.
Nitekim, bu davada da aynı sicil üstleri davacıya 1997 sicil yılında mükemmel düzeyde sicil verip, olumlu yazılı kanaat belirtmekle beraber; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki nedenlerin varlığı karşısında ve Subay Sicil Yönetmeliğinin anılan hükümlerinin verdiği yetki ve sorumluluk gereği, 1998 sicil yılında belgelere dayalı şekilde bu takdirlerinde değişiklik yaparak; iyi düzeyde not verip, olumsuz yazılı kanaat belirtmişlerdir. Anılan sicil üstlerinin kullandığı takdir sonucu verilen sicil notları ile belirtilen olumsuz kanaatlerin sübjektif nedenlere dayalı olmayıp, bilakis objektif ve yerinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Dolayısıyla, dava konusu yapılan 1998 yılı sicilinin Subay Sicil Yönetmeliği hükümlerine uygun, tam bir tarafsızlık ve hakkaniyetle düzenlenmiş bir sicil mesabesinde olduğunda kuşku bulunmamaktadır ve bu sicilin iptaline yönelik davanın reddi gerekir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalı MSB.'lığının AYİM.1.Dairesin in 15.12.1998 tarih ve E.1998/306, K.1998/1091 sayılı kararındaki 1986 yılı I.sicil üstünce düzenlenen sicilin iptaline yönelik kısmı ile ilgili yargılamanın yenilenmesi isteminin REDDİNE,
2- Dairemizin anılan kararının 1998 yılı sicilinin iptaline dair bölümüne ilişkin yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne, anılan kararın 1998 yılı sicili yönünden kaldırılmasına ve 1998 sicil yılında her iki sicil üstünce düzenlenen siciller ile belirtilen kanaatlerin hukuka uyarlı olduğu anlaşıldığından, 1998 yılı sicilinin iptaline yönelik davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy