(1602 S. K. m. 40, 35/b)
Davacı, 10.2.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Hv.K.K.lığının açtığı dış kaynaktan subay alımı sınavında başarılı olarak ulaştırma sınıfında subaylığa nasbini ve göreve başlatılmasını beklerken, Hv.K.K.lığının 17.3.1998 tarihli yazısı ile Hv.K.K.lığının hizmet ihtiyaçlarında meydana gelen değişiklik bahane gösterilerek atamasının yapılmadığını, bu konuda anılan makama defalarca dilekçe vermesine rağmen, herhangi bir cevap verilmediğini, nihayet 26.1.2000 tarihli dilekçesine verilen 4.2.2000 tarihli yazıyla atamasının yapılamayacağının kesin olarak bildirildiğini, bu yazı içeriğinden kendisiyle aynı konumda bulunan birtakım kişilerin aldıkları yürütmeyi durdurma kararı üzerine göreve başlatıldıklarını öğrendiğini, eşitlik ilkesi gereği bu şahıslar hakkında verilen yürütmeyi durdurma kararlarının kendisi bakımından da geçerli olması gerektiğini, bu nedenle dava açma hakkının 4.2.2000 tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini belirterek; söz konusu işlemin iptalini ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası AYİM Genel Sekreterliğince yapılan ilk inceleme sonunda; dava açma süresinin geçirildiği gerekçesiyle, davanın süre yönünden reddine karar verilmesi istemiyle Dairemize gönderilmiştir.
İdare hukukunda süre kamu düzeninden olup, davanın her aşamasında re'sen göz önüne alınmak durumundadır.
Dosyada bu yönde yapılan incelemede; davacının Hv.K.K.lığınca açılan dış kaynaktan muvazzaf subay sınavında başarılı olması sonucu Hv.Ulş.Tğm.naspedildiği, ancak bilahare hizmet ihtiyacında meydana gelen değişiklik gerekçesiyle, 130 subayla birlikte muvazzaf subaylığa nasıp işleminin üçlü kararname ile geri alındığı (iptal edildiği), bu durumun da Hv.K.K.lığının 17.3.1998 tarihli yazısıyla davacıya tebliğ edildiği, davacının bu işleme karşı dava açma süresi içerisinde AYİM'de dava ikame etmeyip, süreç içerisinde muhtelif dilekçelerle durumu ile ilgili olarak Hv.K.K.lığına başvuruda bulunduğu, davalı idarece bu dilekçelerine herhangi bir cevap verilmediği, nihayet 26.1.2000 tarihli dilekçesine Hv.K.K.lığınca verilen 4.2.2000 tarihli cevapla, yasal süre içinde işlemin iptali için AYİM'ne başvuruda bulunmadığı için davacının dilekçesine yapılacak bir işlem bulunmadığının bildirildiği, davacının bu son işlem üzerine 10.2.2000 tarihinde AYİM'de bu davayı açarak, muvazzaf subaylığa nasbin geri alınmasına ilişkin işlemin iptali isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 40 ncı maddesine göre, mahkememizde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren 60 gün olup; aynı Kanunun 35/a maddesi uyarınca da kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açmak için belli olan süre içinde (yani 60 gün içinde) istenebilir. Bu müracaatın yapılması halinde, işlemeye başlamış olan dava açma süresi duracaktır. 60 gün içinde idarece cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılacak ve isteğin reddi üzerine dava açma süresi başlayacak, müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılacaktır.
Davacı hakkındaki kesin işlem 17.3.1998 tarihinde tesis edilmiş olduğuna göre; davacı, bu işlemin tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde ya doğrudan AYİM'de iptal davası açmalı ya da 60 gün içinde bu işlemin kaldırılması için ihtiyari başvuruda bulunmalıydı. Oysa davacı bu tebliğ tarihinden itibaren yaklaşık iki yıllık süreç içinde idareye muhtelif ihtiyari başvurularda bulunmuş, ancak idarece bu başvuruların hiçbirine cevap verilmemiştir.
Nihayet, davacının 26.1.2000 tarihli son başvurusu idarece 4.2.2000 tarihinde yazılı olarak reddedilmiştir. Davacının 17.3.1998 tarihli işleme karşı ihtiyari başvurusu üzerine bekleme ve ardından dava açma sürelerinin toplamı ise hiçbir halükarda 120 günü geçemeyecektir. Oysa davacı 60+60 günlük bu süreyi geçirdikten başka, aynı konuda müteaddit dilekçelerle idareye başvurmuş ve idarece son olarak verilen 4.2.2000 tarihli işlemi davaya konu yapmıştır. İdarenin bu son cevabının, davacının geçirilmiş olan dava açma süresini ihya edebilmesine hukuken imkan yoktur. Bu hal, ancak 1602 sayılı Kanunun 35/b maddesindeki hal için söz konusu edilebilirse de, dava konusunda bu maddenin uygulama imkanı olmadığı çok açıktır. Bu durumda, kesin işlemin üzerinden iki yıla yakın bir süre geçtikten sonra açılan davanın süre dışı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Davacının öne sürdüğü gibi eşitlik ilkesi gözetilerek ya da dava açıp kazanan bir kısım kişilerin durumu dikkate alınarak süre olgusunun ihmal edilmesine imkan yoktur. İptal kararının objektif mahiyeti de, dosyasına ve olayına özgü şekilde değerlendirilebilen bir kuram ve uygulama olmakla beraber; bu dava konusunda olduğu gibi iki yıl sonra açılan bir davada anılan kuram ve uygulamanın tatbiki, idarede istikrar ve hukuka güven ilkeleriyle bağdaştırılmayacağından, söz konusu edilemez.
Açıklanan nedenlerle; davanın süre yönünden REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy