(205 S. K. m. 20) (2709 S. K. m. 125, 157) (1602 S. K. m. 21, 36, 48, 56) (1086 S. K. m. 237)
Davacı, 3.1.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; bir müddet OYAK üyesi olduktan sonra emekli olduğunu, 205 sayılı Kanunun 20 nci maddesine göre kurum tarafından iştirakçilere emeklilik, maluliyet ve ölüm yardımının yapıldığını, oysa OYAKin bugünkü haliyle üyelerine ek bir sosyal güvenlik olanağı sağlayan bir kurum olmaktan çıkıp gizli bir holding niteliğinde olduğunu, bu nedenle bir holding nasıl ki ortaklarına nema dağıtıyor ise, OYAKin da bu şekilde bir ödeme yapmasının gerektiğini, bu çeşit bir ödemenin kanunda yazılı olmadığını, ancak bunun da hukuka aykırı olduğunu, sorunun Yüksek Mahkemece Anayasa Mahkemesine iletilmesinin sağlanmasını ve sonuçta kendisine nema ödemesi yapılmaması şeklindeki işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde, 1945 nesetli subay olan davacının 205 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesi gereğince 1961 yılından (OYAKin kuruluşundan) önceki hizmet müddetlerini borçlanarak OYAK üyesi olduğu, Yarbay rütbesindeyken 27.12.1966 tarihinde isteği ile emekliye ayrıldığı ve kendisine davalı kurumca yalnız biriken aidatlarının değil, nemasıyla birlikte 29.220,06 TL.tutarında emeklilik yardımı tahakkuk ettirilerek Kurumla ilişiğinin kesildiği, davacının emekli statüsündeyken davalı kuruma başvurarak, OYAKin bugünkü sahip olduğu özvarlığında kendi aidatlarının katkısı olduğunu belirtip, bu özvarlıktan kendisine nema ödenmesi talebinde bulunduğu, davacının bu talebinin OYAK Gn.Md.lüğünün 13.12.1999 tarihli yazısıyla reddedildiği, davacının söz konusu menfi işlemin iptali için 3.1.2000 tarihinde AYİMde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Tarafların usule ve esasa ilişkin iddia ve itirazlarının bu başlıklar altında ele alınıp incelenmesinde yarar görülmektedir.
I. USULE İLİŞKİN İDDİA VE İTİIRAZLAR:
1) Göreve İlişkin Değerlendirme:
Davalı Kurumun 1.savunmasında Sayın davacının, dilekçelerinde, tespit ve sebepsiz zenginleşme ile ilgili iddia ve taleplerde bulunması dolayısıyla, bu iddia ve talepler Yüce Mahkemenin görevine girmemektedir... denilmektedir. Bir an için, davalının bu beyanının bir görev itirazı mahiyetinde olabileceği ve bu takdirde 2247 sayılı Kanunun 10 ncu maddesinde öngörülen prosedüre göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma mekanizmasının işletilebileceği düşünülebilirse de; davalının tüm savunmasının incelenmesinde açık bir görevsizlik iddiasında bulunulmadığı, bilakis Mahkememizin dava konusu ihtilafa bakmaya yetkili ve görevli olduğunun benimsendiği, ancak davacının muhtelif dilekçelerindeki çeşitli gerekçe, dayanak ve düşünce tarzları karşısında, salt bunlardan tespit ve sebepsiz zenginleşme iddiaları mahkemece ciddi görülürse, bu konulardaki hukuki değerlendirmenin farklı bir yargı kolunun (adli yargı) görevinde olacağının vurgulanmak istendiği açıkça anlaşıldığından ve esasen Dairemizce böyle bir değerlendirme yapılmayacağından, söz konusu mekanizma isletilmemiştir.
Davacı da, 2247 sayılı Kanunun 10 ncu maddesi ile öngörülen dava dilekçesinde görev itirazında bulunma yöntemine başvurmadığından, davacı bakımından da söz konusu prosedürün işletilmesi gerekmemektedir. Ne var ki davacının 3.12.2000 tarihli son dilekçesinde dava konusunun AYİMnin değil, idari yargının görevine girdiği yolunda bir iddiada bulunulduğundan, söz konusu hususa kısaca temas edilmesinde yarar bulunmaktadır.
Uyuşmazlık Mahkemesinin 9.2.1998 tarih ve E.1998/2, K.1998/4 sayılı kararıyla, üyeler ile Ordu Yardımlaşma Kurumu arasında 205 sayılı Kanundan doğan ve sağlanan sosyal yardımlara ilişkin muhtelif uyuşmazlıkların bir Askerî idari işlem teşkil ettiği ve bu tür uyuşmazlıkların Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin görevinde olduğu açıkça vurgulandığından; davacının Kurum üyesi iken kesilen aidatlarının kendisine nema getirmesi gerektiğine dair iddiasından doğan dava konusu uyuşmazlığın da Mahkememizin görevinde olduğu açıktır ve bu nedenle davacının aksi yöndeki iddiasına itibar edilememiştir.
2) Duruşma Talebine İlişkin Değerlendirme :
1602 sayılı AYİM Kanununun 48 nci maddesinde Duruşma, dava dilekçesi ve cevap layihalarında istenebilir denildiğinden ve bu maddenin yaşama çalışmalarında da açıkça, dava dilekçesi ve savunma layihası dışında duruşma talebinde bulunulamayacağı ifade edildiğinden; davacının 3.1.2000 tarihli dava dilekçesiyle değil, 24.7.2000 tarihli ek dilekçesinde ilk kez dile getirdiği Duruşma yapılması talebi kabul edilememiş, resen de duruşma yapılmasına gerek görülmediğinden, yargılama duruşmasız yapılarak hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
3) Dilekçe Reddi Talebine İlişkin Değerlendirme:
Davalı Kurum, davacının dava dilekçesinin 1602 sayılı Kanunun 36 nci maddesine uygun olmadığını, bu nedenle dava dilekçesinin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüşse de; dava dilekçesinin 1602 sayılı Kanunda belirtilen şekil şartlarına uyduğu, dilekçe reddini gerektirir başkaca bir hukuki nedenin de bulunmadığı kanısına varıldığından, davalı kurumun bu yöndeki beyanlarına itibar edilememiştir.
4) Kesin Hükmün Varlığına İlişkin İddianın Değerlendirilmesi :
Davalı Kurum, davacının benzer taleplerle daha önce 20.9.1993 tarihinde AYİMde açtığı davanın AYİM 1.D.nin 27.9.1994 tarihli kararıyla reddedildiğini, bu karara karşı vaki karar düzeltme isteminin de ayrı Dairece 21.2.1995 tarihinde reddedildiğini belirterek; davada kesin hükmün varlığının söz konusu olduğunu, bu nedenle aynı konudaki davanın esasa girilmeden reddi gerektiğini ileri sürmektedir.
1602 sayılı Kanunun 56 nci maddesinin atıfta bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 nci maddesinin ikinci fıkrası, Kaziyei muhkeme mevcuttur denilebilmesi için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır hükmünü amirdir.
Bu hükme göre, kesin hükmün mevcudiyetinin kabulü için;
(a) Davanın konusunun,
(b) Davanın sebebinin,
(c) Davanın taraflarının aynı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekli bulunmaktadır. Bu şartlardan biri gerçekleşmemişse, kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Öte yandan, gözden uzak tutulmaması gereken diğer bir husus, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmamasının, olumsuz dava koşulları arasında olmasıdır.
Bu hukuki açıklama ışığında dava konusuna dönüldüğünde; Dairemizin 27.9.1994 tarih ve E.1993/928, K.1994/1123 sayılı davanın süre yönünden reddine dair kararının incelenmesinde, aynı davacının açtığı davanın konusunun kendisine OYAKça emekli aylığı bağlanmaması işleminin iptali isteminden ibaret olduğu, oysa derdest olan bu davanın konusunun 205 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde sayılan Kurumun daimi üyelerine yapacağı yardımların dışında kalan ve Kurumun zaman içinde büyüyüp gelişmesinden kaynaklanan nema ödemesi yapılması talebinin reddine dair işlemin iptali istemi bulunduğu, dolayısıyla her iki davanın gerek konusu, gerekse de hukuki sebeplerinin farklılık gösterdiği açıkça görülmektedir. Bu durumda, davada kesin hükmün varlığına ilişkin koşulların oluşmadığı açıkça anlaşıldığından, davalı kurumun aksi yöndeki itirazına iştirak edilmemiştir.
5) Anayasaya Aykırılık İddiasına İlişkin Değerlendirme:
Davacı dava dilekçesinde, herhangi bir açık madde hükmü zikretmeden, kendisine nema ödenmesine engel teşkil eden 205 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu belirterek, iptali için Anayasa Mahkemesine götürülmesi isteminde de bulunmaktadır.
Görülmekte olan bir davada ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiasının Anayasa Mahkemesi önüne götürülebilmesinin koşulları, 1982 Anayasasının 152 nci maddesinde gösterilmiştir. Buna göre; davaya bakma görevinin mahkemeye ait bulunması, Anayasaya aykırılığı ileri sürülen Kanun ya da Kanun Hükmünde Kararname hükmünün görülmekte olan dava hakkında uygulanacak olması ve Anayasaya aykırılık iddiasının mahkemece ciddi görülmesi gerekli bulunmaktadır.
Davaya bakma görevinin, Uyuşmazlık Mahkemesinin yukarıda işaret edilen kararı karşısında, mahkememize ait olduğuna yukarıda ilgili bölümde işaret edilmişti. Bu bakımdan, ilk koşulun davada mevcut olduğu açıktır.
İkinci koşul olan Anayasaya aykırılığı ileri sürülen kanun (un)...görülmekte olan dava hakkında uygulanacak olmasına gelince: Davacıya nema ödenmesine engel teşkil eden mevzuat hükmü 205 sayılı Kanunun Kurumun Yapacağı Yardımlar başlıklı 20 nci maddesi olup, burada sayılan yasal yardımlar arasında nema ödemesi yer almamaktadır. Bu bakımdan, davada, ikinci koşulun da gerçekleştiği kabul edilmelidir.
Üçüncü koşul olan Anayasaya aykırılık iddiasının ciddi görülmesinin irdelenmesinde: 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanununun, üyelerine birtakım sosyal hak ve imkanlar sağlamaya yönelik bir düzenleme öngördüğü kuşkusuz olup, aynı Kanunun 20 nci maddesi ile de Kurumun üyelerine yapacağı yardımlar tadadi bir şekilde sayılmıştır. Bilindiği üzere, yasa koyucu Anayasaya aykırı olmamak koşuluyla, her alanda düzenleme yapma yetkisine sahip bulunmaktadır. Öğretide Yasa koyucunun takdir hakkı olarak da değerlendirilen bu ilke uyarınca ve Anayasada bu konuda ne alan ne de içerik bakımından bir sınır öngörülmemesi karşısında, yasa koyucuya belli bir kanuna belli hükümlerin niye konmadığı gibi bir nedenle kusur atfetmeye ya da bu olguyu bir hukuka/Anayasaya aykırılık şeklinde nitelendirebilmeye imkan olmadığı kuşkusuzdur. Zaman içinde doğabilecek sosyal, ekonomik, kültürel vb. ihtiyaçlar durumunda, yasa koyucunun gerekli boşlukları dolduracağı, eksik görülen yasal düzenlemeleri yapacağı izahtan varestedir. Davacının 205 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde sayılmayan bir yardımın (nema ödemesinin) 205 sayılı Kanunda yer almasının iyi olacağına dair dileği çeşitli bakımlardan ele alınıp tartışılabilirse de; salt bu dileğin yasada yer almamasının bir Anayasaya aykırılık nedeni olarak kabulü de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Yasa koyucunun halen bir ihtiyaç olarak görüp takdir hakkını bu yönde kullanmaması nedeniyle bir yasal hüküm haline gelmeyen bu düşüncenin salt ileri sürülmesi, Mahkememizce ciddi bir Anayasaya aykırılık iddiası olarak görülmemiş ve davacının bu yöndeki talebinin reddi yoluna gidilmiştir.
II. ESASA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME:
205 sayılı OYAK Kanununun Kurumun Yapacağı Yardımlar başlıklı 20 nci maddesinin (a) fıkrası su hükmü öngörmektedir:
Daimi üyelere bir defaya mahsus olarak yapılacak toptan yardımlar şunlardır:
1) Emeklilik yardımı,
2) Maluliyet yardımı,
3) Ölüm yardımı,
4) Konut Ön Biriktirim Fonundan yararlanmak isteyenlere verilecek ve kullanım ve yönetim usulleri Genel Kurulca belirlenecek Konut Edindirme Yardımı.
Davacıya, yukarıda sayılanlardan Emeklilik yardımının, emeklilik tarihinde ödendiği tartışmasızdır.
Davacının, Kurumun zaman içinde büyüyüp zenginleşmesi ve özvarlığının çoğalması nedeniyle kendisine nema ödenmesi gerektiği iddiası, Kanunda öngörülmeyen, tamamen yasal dayanaktan yoksun olup, kişisel bir dilek ve temenni olmaktan öteye gitmemektedir. Anayasanın 125/4 ve 1602 sayılı Kanunun 21 nci maddelerinin amir hükümleri karşısında, Mahkememizin idari yargı yetkisi, idari işlemin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır ve idari işlem niteliğinde yargı kararı verilebilmesi de aynı şekilde mümkün değildir. 205 sayılı Kanunun açık hükümleri karşısında, yasada öngörülmeyen bir ödemenin yapılabilmesine imkan olmadığından; davalı kurumca tesis edilen dava konusu işlemde hukuki isabet olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, yeri gelmişken işaret etmek gerekir ki, tüm Sosyal Güvenlik Kanunlarında yapılacak sosyal yardım ve ödemeler tadadi bir şekilde sayılmış olup; 205 sayılı Kanunun 20 nci maddesi de bu yasalarla uyum içindedir. SSK ve Emekli Sandığı gibi sosyal güvenlik kuruluşlarının da, esasta üyelerinin aidatlarının temel oluşturduğu gelirlerle zaman içinde edindikleri pek çok mal varlığı mevcuttur. Davacının benimsediği düşünce uyarınca, tüm SSK ve Emekli Sandığı emeklilerinin de, anılan Kurumların bu mal varlıklarından nema istemeleri gerektiği gibi; benzer düşünce, bir özel kuruluşta uzun yıllar çalışıp ayrılan kişilerin de, zaman içinde kendi emek ve çalışmalarının da etkisi olduğunu öne sürerek o şirket ya da ticari isletmenin büyüyüp zenginleşmesinden dolayı nema taleplerine hak verdirir mahiyettedir. Bu bakımdan, herkese ve muhtelif bakış açılarına göre farklı şekilde nitelendirilebilecek olan davacı iddialarının bu aşamada ele alınıp irdelenmesine gerek görülmemiş; 205 sayılı Kanunda öngörülmeyen söz konusu ödemenin yapılması isteminin reddine dair idari işlemin iptaline yönelik davanın reddi yoluna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy