(657 S. K. m. 76) (2709 S. K. m. 125)
Davacı 21.4.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 1985 yılından itibaren Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığında zabıt katibi olarak görev yaptığını, bu süre zarfında kendisini her bakımdan geliştirdiğini, önce ön lisans eğitimini tamamladığını, halen ise lisans eğitimini tamamlamak üzere olduğunu ayrıca 1991 ve 1997 yıllarında iki defa birer kademe ilerlemesi yapmasından da sicillerinin iyi olduğunu anladığını, buna rağmen emeklilik nedeniyle boş olan yazı işleri müdürlüğü kadrosuna kendisi yerine aynı yerde görev yapan Sivil memur ............'ın atanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek;
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı Yazı işleri Müdürlüğüne Sivil memur .........'in atandırılması ile kendisinin bu göreve atanmaması işlemlerinin iptalini ve öncelikle yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacının yasal unsurları taşımayan yürütmenin durdurulması istemi Dairemizin 17.7.2000 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
Davacı, 20.9.2000 tarihli ek dilekçesiyle duruşma isteminde bulunmuşsa da; 1602 sayılı Kanunun 49 ncu maddesi uyarınca duruşma isteminin ancak dava dilekçesiyle talep edilmesi halinde yargılamanın duruşmalı yapılması imkanının tanınması, bunun dışındaki taleplerin Dairenin takdirine bağlı bulunması, davacının dava dilekçesinde bu yolda bir isteminin olmaması ve Dairemizce de re'sen duruşma yapılmasına gerek görülmemesi karşısında, yargılama duruşmasız olarak yapılarak hüküm tesis edilmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Memurların kurumlarınca görevlerinin ve yerlerinin değiştirilmesi kenar başlığını taşıyan 76 ncı maddesinin 1 nci fıkrası; Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 nci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler. hükmünü amir bulunmaktadır.
Bu hükme göre kurumlar memurların isteklerine bakmaksızın doğrudan doğruya görev yerlerini değiştirebilirler. Yer değiştirme suretiyle veya aynı yerdeki bir başka göreve atanma, idareye tanınmış olan en geniş yetkilerden birisidir. 657 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinde idarenin yapacağı atama işleminin sebebi gösterilmemiştir, idare yapacağı atama işlemine esas teşkil edecek maddi veya hukuki olayları belirleyecektir. Bu yetkinin kamu yararı ve kamu hizmeti gereklerini yerine getirme maksadına uygun olarak kullanılması halinde işlemin hukuka aykırılığından söz edilemez.
Ancak, söz konusu yetkinin kullanılma biçim ve esasları ile sınırı ne olmalıdır ki, atamaya yetkili makam hukuka uygun hareket etmiş olsun. Şu halde, dava konusunun ana fikrini, söz konusu takdir hakkının davalı idarece hangi kriterlere göre kullanılması halinde hukuka uygun düşeceği hususu teşkil etmektedir.
Bilindiği üzere, idareye tanınan takdir hakkı (yetkisi) hiçbir zaman mutlak ve sınırsız değildir. Kamu hizmetinin verimliliği, etkinliği ve kamu yararı ile kişi yararı arasında bir denge kurulması zorunluluğu, bu hak ve yetkinin sınırını oluşturmaktadır. Takdir hakkının, idarece takip edilen amaca uygun olarak kullanıldığı, keyfilikten, kişisel ve duygusal, sübjektif değerlendirmelerden kaçınıldığı ve uzak olduğu, objektif ve gerçek kıstaslara bağlı kalındığı sürece, yargı denetimi dışında tutulması gerektiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, idarenin takdir hakkını yerinde kullanmadığının iddia edilmesi halinde, bu sınırların aşılıp aşılmadığının idari yargı organınca denetlenmesi de kaçınılmaz olmaktadır. Diğer bir deyişle, Anayasanın 125 nci maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiş bulunan İdarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez tarzındaki hükmün; idarenin sınırsız ve mutlak takdir hakkına sahip olduğu ve böylece takdir hakkının idari yargı denetimine tabi olmadığı yönünde yorumlanması ve uygulanması, yine Anayasa ile öngörülen hukuk devleti ilkesi ile bağdaşamaz. Bu nedenle, anılan yetkinin sınırlarının (takdir hakkının) özellikle yüksek mahkemelerce olmak koşuluyla, yargı yerlerince çizilebileceği ve hatta bu konuda hiçbir yasal sınırlamanın kabul görmeyeceğinin benimsenmesinde kamu yararı bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Öte yandan, takdir yetkisinin söz konusu olduğu hallerde bile, idare yargıcı, idari işlemi amaç unsuru yönünden de denetleme yükümlülüğü altındadır. Gerçekten, idare her idari işlemi tesis ederken, işlemin amaç öğesi açısından kamu yararı ile bağlıdır ve bu husus esasen idare hukukunun finalist özelliğinin yansımasından ibarettir. Bunun doğal sonucu olarak da, idarenin sahip olduğu takdir yetkisini kanunun amacına aykırı bir biçimde kullanması hali, başlı başına bir hukuka aykırılık sebebi teşkil eder ve işlem amaç öğesi açısından sakat doğmuş bir işlem mesabesinde olur. Bu durum ise takdir yetkisinin amaç unsuru bakımından sakatlandığını ortaya koyar.
Söz konusu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; davacının 1985 yılından bu yana Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı emrinde zabıt katibi olarak görev yaptığı, iki yıllık yüksek okul mezunu olduğu, sicil notlarının müspet bulunduğu ve halen 3 ncü derecenin 2. kademesinden aylık aldığı; davacının hakkındaki atama işleminin iptalini istediği Sivil memur ..........'in ise 1976 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında memuriyete başlamakla beraber, 22.12.1980 tarihinde 4.Kor. K.lığı Askeri Savcılığında zabıt katibi olarak görevlendirildiği, 22.9.1997 tarihine kadar bu görevde bulunduktan sonra, anılan Askeri Mahkemenin lağvedilmesi üzerine 21.11.1997 tarihinden bu yana Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığında zabıt katibi olarak görev yapmakta olduğu, mesleği ile ilgili olan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek Okulu mezunu olduğu, sicil notları ortalamasının sicil tam notunun %90'ının üzerinde teşekkül ettiği ve halen 1 nci derecenin 3. kademesinden aylık aldığı, dolayısıyla gerek memuriyet kıdemi ve Askeri adalet teşkilatındaki mesleki tecrübesi, gerek yüksek öğrenim gördüğü alanın vazifesinin bir uzantısı oluşu, gerekse de pek iyi düzeydeki sicil notu ortalaması ve temayüz edişi karşısında, maiyetindeki her iki zabıt katibini yakından gözleyen Askeri Savcının görüş ve önerileri de alınmak suretiyle davalı idarece Sivil memur .........'in boş olan Askeri Savcılık Yazı İşleri Müdürlüğü kadrosuna atanmasında, takdir yetkisinin yukarıda belirtilen ilke ve kurallara uygun şekilde kullanıldığı, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile hizmetin özelliği dışında başka bir amaçla hareket edilmediği, dolayısıyla tesis edilen işlemin bütün unsurlarıyla hukuka uyarlı bulunduğu, davacının dava dilekçesinde belirttiği sübjektiflik isnatlarının mücerret bir iddiadan öteye geçemediği ve mevcut somut bilgi ve belgeler karşısında hukuki dayanaktan yoksun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön görülmemekle, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy