(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 25.5.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının Pazarcık As.Ş.Bşk.lığında sivil memur olarak görevli iken MSB.lığı Yüksek Disiplin Kurulu kararı ile devlet memurluğundan çıkarıldığını, devlet memurluğundan çıkarılma işleminin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararı ile iptal edildiğini, buna rağmen mahrum kaldığı aylık ve özlük haklarının davacıya ödenmediğini, bu hususta yaptığı başvurunun reddedildiğini belirterek, davacının devlet memurluğundan çıkarıldığı 22.7.1999 tarihinden, göreve iade edildiği 4.4.2000 tarihine kadar mahrum kaldığı aylık ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine dair talebinin reddine ilişkin işlemin iptalini ve devlet memurluğundan çıkarılma işlemi nedeniyle davacının duyduğu üzüntü nedeniyle 100.000.000.-TL manevi tazminatın hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının devlet memurluğundan çıkarılması işleminin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1 nci Dairesinin 1.2.2000 gün ve E.1999/854, K.2000/110 sayılı ilamı ile konu ve maksat unsurları itibariyle hukuka aykırı bulunarak iptal edildiği, kararın 23.2.2000 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, davacının 14.4.2000 tarihinde devlet memurluğundan çıkarıldığı tarihten tekrar göreve başladığı tarihe kadar ödenmeyen özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi için dilekçe ile idareye başvurduğu, başvurusunun 19.4.2000 tarihinde reddedildiği, davacının vekili aracılığıyla söz konusu idari işlemin iptali ve 100.000.000.-TL manevi tazminat istemiyle 25.5.2000 tarihinde bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
İptal kararı, tesis edilen işlemi tesis tarihinden itibaren ortadan kaldırdığından, iptal edilen işlem ile sıkı ilişkisi olan mali avantajların, başkaca bir hükme gerek olmaksızın idarece kendiliğinden karşılanması, belli bir görev ya da statü dışında geçirilen sürelerin görevde/statüde imiş gibi değerlendirilmesi ve bu göreve/statüye bağlık aylık vb. özlük haklarının, ilgilinin iptal kararı sonrasında yeniden eski göreve/statüye başlamasını takiben, idarece ayrıca herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın ödenmesi gerektiği idare hukuku öğretisi (Yıldırım ULER, İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları, Ankara 1970, s.43) ve kökleşmiş yargı içtihatları ile düzenli ve basiretli idare ilkelerinin tabii bir gereği olmasına karşın; davalı idarece bu konuda tam anlamıyla müspet bir davranış biçiminin ortaya konulamaması, davacının statüye dönmesinden sonra statü dışında geçirdiği sürelere ilişkin müstahak olduğu özlük haklarının davacıya ödenmemesi dolayısıyla, söz konusu menfi işlemin sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlandığında kuşku bulunmamaktadır.
Esasen Dairemizin yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. (AYİM.1.D.nin 22.10.1991 tarih ve E.1991/1969, K.1991/2431; 9.4.1996 tarih ve E.1995/1029, K.1996/293; 18.1.2000 tarih ve E.1999/343, K.2000/68; 22.2.2000 tarih ve E.1999/805, K.2000/203 sayılı kararları)
Davacının manevi tazminat istemine gelince:
Davacının Devlet Memurluğundan çıkarılması işlemi Dairemizce konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı görülerek iptal edilmekle beraber; salt bu iptal kararı nedeniyle davacının bir manevi tazminata müstahak olacağını peşinen söyleyebilmeye de imkan yoktur.
Gerek Danıştay'ın gerekse de mahkememizin yerleşik kararlarında, yargı organlarının idareye nazaran daha geniş bir yorum ve takdir yetkisine sahip olmaları itibariyle, içtihat yoluyla, idarenin bir mevzuat hükmüne verdiği anlamı değiştirmek suretiyle, idareye ne yolda uygulama yapması gerektiğine işaret edebileceği, diğer bir deyişle mevzuat hükümlerinin idarece iyi niyetle ve ciddi surette farklı yorumlanmasından doğan ve bilahare idari yargı organınca hukuka aykırı şekilde nitelenen işlemlerden dolayı bir tazminat talebine hukukilik atfedilemeyeceği, yani bu hallerde idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmayacağı genel kabul görmüş bulunmaktadır. Kanunların yorumundaki ve olayların değerlendirilmesindeki fark nedeniyle doğan zarar olarak da nitelendirilebilen ve kimi yargı kararlarında içtihadı hata şeklinde ifadesini bulan bu istisnai hallerde, işlemin sonuçta hukuka aykırı görülmesi, aynı işlem nedeniyle bir tazminat talebine dayanak teşkil edememektedir.
Bu açıklama ışığında dava konusuna dönüldüğünde, davacının jandarmaca aranan bir yükümlüye, bu durumu Şube bilgisayarında kayıtlı olduğu halde, önce söz konusu kaydı silip ardından da askerlikle ilişkisi olmadığına dair bir belge düzenlediği, ancak bilahare yetkililerce bu belgenin ilgilisine (yükümlüye) verilmediği hususu maddi bir vakıa olduğundan; sorun sadece bu sabit eylemin hangi disiplin cezasını gerektirdiği, diğer bir deyişle kademe ilerlemesinin durdurulmasını mı, yoksa devlet memurluğundan çıkarılmayı mı gerektirdiğinden ibarettir ve idarece bu hususta yanılgıya düşülerek devlet memurluğundan çıkarılma doğrultusunda işlem tesis edilmiştir. Yani idare, davacının sabit olan fiilinin hangi yasa maddesine gireceğini yorumlarken hataya düşmüş, ancak mahkememizin yorumuyla davacının fiilinin gerçek karşılığına işaret edilmiştir. Bu durumda, idarece iyi niyetle ve hizmet gerekleri ön plana alınarak yapılan yorum sonucu tesis edilen işlemin içtihadi hataya dayalı olduğu açıkça kabul edilmelidir ve yukarıda yapılan açıklama karşısında da bu somut olgu, idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldıran bir hukuki neden olarak karşımızda bulunmaktadır. Varılan bu tespitin doğal sonucu olarak da, davacının talep ettiği manevi zararın idarece tazminine hukuken imkan olmadığı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının statü dışında geçirdiği döneme ilişkin yoksun kaldığı aylık ve özlük haklarının ödenmemesi işlemi sebep unsuru yönünden hukuka aykırı görüldüğünden, işlemin iptaline ve davacının müstahak olduğu aylık ve özlük haklarının hükmen TAZMİNİNE,
2- Söz konusu aylıklar tutarına, tahakkuk ettikleri aylar itibariyle ödeme tarihine kadar %60 (Yüzde altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
3- Gerekli varlık koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin REDDİNE,
4- 1602 sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca davanın kısmen kabulü kısmen reddi nedeniyle yargılama giderlerinin taraflar arasında 1/2 oranında paylaştırılmasına, buna göre sarf edilen 2.750.000.-TL (İkimilyonyediyüzellibin lira) posta giderinin 1/2'si olan 1.375.000.-TL (Birmilyonüçyüzyetmişbeşbin lira) ile davacının peşin yatırmış olduğu 7.400.000.-TL (Yedimilyondörtyüzbin lira) harcın 1/2'si olan 3.700.000.-TL (Üçmilyonyediyüzbin lira)'nın davacı üzerinde bırakılmasına, davacının peşin yatırmış olduğu harçtan geriye kalan 1/2 sinin ise davalı idare üzerinde bırakılmasına, ancak genel bütçeye dahil davalı idare 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca, harçtan muaf olduğundan, ayrıca harca hükmedilmesine yer olmadığına, 1/2'ye tekabül eden 3.700.000. TL (Üçmilyonyediyüzbin lira) harcın istemi halinde davacıya iadesine, sarf edilen posta giderinin geriye kalan 1/2'si olan 1.375.000.-TL (Birmilyonüçyüzyetmişbeşbin lira)'nın davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5- Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerine göre saptanan 33.750.000. TL (Otuzüçmilyonyediyüzellibin lira) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy