(926 S. K. m. 94/b) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 60, 61)
Davacı vekili, 14.9.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile 6.12.2000 tarihinde kayda geçen cevaba cevap dilekçesinde özetle; 16 yıllık astsubay olan müvekkilinin geçmiş safahatının son derece başarılı olduğunu, geçmişte herhangi bir adli olaya karışmadığını, muhtelif takdirler aldığını, davacıya yüklenen sarkıntılık ve ırza tasaddi suçlamalarının tamamen bir komplo ve iftiradan ibaret olduğunu, bu komplonun Birlik Komutanı üsteğmenin yönlendirmesi sonucu ortaya atıldığını, mücerret erat beyanları dışında hiçbir delile dayanmayan bu komplo üzerine Askeri Savcılık iddianamesini takiben, yargılama sonucu beklenmeden davalı idarece tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek; işlemin iptalini ve davacının bu nedenle yoksun kaldığı aylık ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte hükmen tazminini talep ve dava etmiştir.
926 Sayılı Kanunun 94/b maddesinde, disiplinsizlik ve ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında TC. Emekli Sandığı hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiş; bu sebeplerin neler olduğu, bunlar hakkında yapılacak işlemlerin şekil ve zamanının Astsubay Sicil Yönetmeliğinde hüküm altına alınacağı hüküm altına alınmıştır. Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60 ncı maddesinde; disiplin bozucu hareketlerde bulunan, ikaz ve cezalara rağmen ıslah olmayan, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemeyen, aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara ve borçlanmaya düşkün olan, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunan, tutum ve davranışları ile yasadışı bölücü, yıkıcı, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu nedenle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları son rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyen astsubaylar hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emekli işlemi yapılacağı belirtilmiştir. Yönetmeliğin 61 nci maddesi de ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince ya da Personel Başkanlıklarınca başlatılması halinde izlenecek prosedürü düzenlemiştir. Buna göre kısaca sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvetlerde kalmasının uygun olmayacağı düşünülen personelin durumunun Kuvvet veya J.Gn. K.lıklarında maddede sayılan kişilerin katılmasıyla oluşturulacak bir komisyonda görüşüleceği, bu kararın komutanın onayına sunulacağı, onayı müteakip Gnkur. Başkanının Yüksek Askeri Şuraya girip girmeme konusunda tasvibinin alınacağı, Askeri Şuraya girmesinin uygun bulunmaması halinde ilgili komutanlıkça daha önce verilen karara göre işlem yapılacağı hükmü getirilmiştir.
Yine Mahkememizin istikrar bulmuş kararlarında; ayırma işleminin, askeri hizmetin bünyesine uyum sağlayamayan, disiplinsiz tutum ve davranışlarını sürdüren ya da bu tür filleri tevali etmemekle beraber, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak nitelik gösteren veya yasa dışı görüşleri benimseyen ajanlarının, bünye dışına çıkarılması ve Silahlı Kuvvetlerin disipline ve safiyete dayanan hassas yapısını korumak maksadıyla idareye tanınan bir yetki olduğu, bu yetkinin kişi yararı kamu yararı dengesini sağlayacak şekilde ve ilgilinin TSK.'de görev yapmasını engelleyecek nicelik ve nitelik arz etmesi halinde kullanılması gerektiği ifade edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; işlem tarihinde Astsb.Bşçvş.rütbesinde bulunan davacı hakkındaki ayırma işleminin, Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60/d maddesine (Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması) dayalı olduğu, hakkında sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvelerde Kalması Uygun Değildir şeklinde ayırma sicili düzenlenmesi tarihi olan 21.3.2000'den önce davacının yalnızca 13.8.1989 tarihinde verilmiş, görevi ihmal suçundan şiddetli tevbih cezası ile 3.2.2000 tarihinde verilmiş, Kripto mutemetliğine girmeye yetkili olmayan personeli almak suçundan 14 gün oda hapsi cezasının bulunduğu, ayırma sicili düzenlendikten sonra ise 20.4.2000 tarihinde mesaiye geç gelmekten 4 gün oda hapsi, yine aynı tarihte yeni atandığı birliğe bir gün geç katılmaktan 10 gün oda hapsi cezalarıyla tecziye.edildiği, başkaca bir disiplin cezasının olmadığı, sicillerinin pekiyi seviyede takdir edildiği, hakkında menfi herhangi bir kanaatin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacının son olarak bir ere karşı görevli olduğu Kripto odasında geceleyin ırza tasaddi fiilini işlediği yolunda bizzat mağdur erin ertesi gün ilk amirine vaki Şikayeti üzerine, Birlik Komutanlığınca yapılan hazırlık tahkikatında davacının bu er dışındaki beş ere karşı da muhtelif tarihlerde sarkıntılık teşkil eden fiil ve davranışlarda bulunduğu yolunda bizzat adı geçen eratın ifadeleri alınmış; akabinde Güney Deniz Saha K.lığı Askeri Savcılığının 10.4.2000 tarih ve 2000/643-262 Esas ve Karar Sayılı iddianamesiyle davacının toplam 6 er/erbaşa karşı sarkıntılık ve ırza tasaddi suçunu işlediği belirtilerek hakkında kamu davası açılmış; Güney Deniz Saha K.lığı Askeri Mahkemesince 7.6.2000 tarihinde sanığın sorgusu yapılmış; 6.9.2000 tarihli duruşmada mağdurlardan üçünün huzurda ifadeleri alınmış ve 6.9.2000 tarihinde müsnet suçlardan görevsizlik kararı verilerek, dava dosyası Foça Asliye Ceza Mahkemesince gönderilmiştir. Ara kararımıza Foça Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.3.2001 tarihli cevabi yazıdan, davacı hakkındaki yargılamanın halen ifade tespiti aşamasında olup devam ettiği anlaşılmaktadır. Yine, güney Dz.Saha K.lığı Askeri Mahkemesinin 6.9.2000 tarihli duruşma tutanaklarının incelenmesinden ise ırza tasaddi suçunun mağduru erin, olayı tüm açıklığıyla mahkeme huzurunda ifade ettiği, sarkıntılık suçunun mağduru bir erin anlatımlarının da davacı hakkındaki iddiayı doğrular mahiyette bulunduğu görülmektedir.
Davacı vekili, davacı hakkındaki yargılamanın devam etmekte oluşu nedeniyle, idarece salt henüz bir iddiadan ibaret olan suçlamalar esas alınarak tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırılıkla sakatlandığını öne sürmekle beraber; bu iddiaya katılmaya imkan görülmemiştir. Gerçekten, gerek idari yargı kolunda gerekse de askeri idari yargıda tartışmasız bir şekilde uygulandığı üzere, bir kamu görevlisinin statüsüne son verilmesini gerektiren idari davranış biçiminin aynı zamanda bir suça sebebiyet vermesi halinde, idare, söz konusu suç nedeniyle sürdürülen yargılamanın sonucunu beklemek zorunda ve durumunda değildir. Bilakis, eğer işlenen fiil idare ajanının kamu hizmetinden hemen ayıklanmasını gerektiriyorsa; bu takdirde yargılama sonucunu beklemek doğru ve hukuki bir davranış biçimi olmayacaktır. Ne var ki, yargılamaya konu her suç işlendiğinde idare ajanı hakkında ayırma işlemi tesisine de imkan olmayıp; esasen bu, Anayasal bir ilke olan kamu görevlisi teminatı ile de bağdaşamaz. Şu halde, her somut olayda idarece, kişi yararı kamu yararı dengesini gözeten, kamu görevinin niteliğini dikkate alan bir takdir yetkisi kullanılmak durumundadır. Davanın somutuna gelindiğinde ise, davacının muhtelif tarihlerde erata sarkıntılık, ırza tasaddi gibi bir kısmı duruşmada verilen ifadelerle saptanmış söz konusu filleri işlediği açıkça ortada olduğundan; kıt'a disiplininde, ast-üst ilişkilerinde ve otoritede bu nedenle meydana gelen zaaf ve işlenen fiillerin Silahlı Kuvvetlerin itibarını derinden sarsıcı mahiyeti itibariyle, kamu davası açılmasından hemen önce idarece davacı hakkında ayırma işleminin başlatılarak sonuçlandırılmasında,
yukarıda belirtilen kurallara uygun hareket edildiği ve Silahlı Kuvvetlerin hassas yapısı ile disiplinini korumaya matuf, kamu yararına yönelik şekilde davranıldığı, takdir hakkının objektif ve yerinde kullanıldığı kuşkusuzdur. Bu bakımdan, davacı vekilinin aksi yöndeki iddialarına itibar edilememiştir.
Açıklanan nedenlerle; Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu sabit görülen davacı hakkında idarece tesis edilen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminde hukuki isabet görüldüğünden; yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy