(926 S. K. m. 50, 91, 92)
Davacı vekili, 16.5.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile 17.7.2000 tarihinde kayda geçen cevaba cevap layihasında özetle; müvekkilinin 1990 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinde tabip subay olarak istihdam edildiğini, bu yıldan itibaren tüm sicil amirlerinin takdirini kazanıp en ufak bir disiplinsizliğine rastlanmadığını, hakkında kesinleşmiş bir mahkeme ilamı ya da infazı sağlanmış bir disiplin cezası bulunmadığını, 1999 yılı haziran ayı içerisinde kendisine başvuran iki hasta askerin tedavisine matuf hareketinden ötürü hakkında yasal kovuşturma icra edildiğini ve Van As. Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinin 1999/970-888 Sayılı hükmü ile mahkumiyetine karar verildiğini ancak takdirin objektif kritere dayanmaması nedeniyle temyiz edilen kararın halen As.Yrg.l nci Dairesince bozulduğunu ve suçun memuriyet görevini kötüye kullanmak olduğunun belirtildiğini, müvekkilin davranışlarının disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle silahlı kuvvetlerden çıkarılmayı gerektirecek nitelikte olmadığını belirterek; işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 50 nci maddesinin (c) fıkrasında, disiplinsizlik veya ahlaki durumları nedeniyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen subayların, hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C.Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanacağı, bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağının Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterileceği öngörülmektedir.
926 Sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak çıkarılmış olan Subay Sicil Yönetmeliğinin Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma başlığını taşıyan 91 nci maddesinde;
a- Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmayan,
b- Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyemeyen,
c- Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara, borçlanmaya düşkün olan,
d- Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunan,
e- Tutum ve davranışları ile yasadışı siyası, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılan subayların haklarında düzenlenecek sicil ile Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden çıkarılacağı hükmü mevcuttur.
Ayırma ile ilgili süreç ise Yönetmeliğin 92 nci maddesinde belirtilmiş olmakla ilgili maddeye göre ayırma, ya sıralı sicil üstlerince ya da Kuvvet Personel Başkanlıklarınca başlatılabilmektedir. Her iki durumda da Kuvvet veya Jandarma Genel Komutanlıklarına iletilen evrak maddede belirtilen Komisyon tarafından incelenmekte, Komisyonca da personelin Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalamayacağı görüşünün belirtilmesi durumunda evrak Komutana çıkarılmakta, Komutan tarafından aynı kanıya varılması halinde bu kez Genelkurmay Başkanına arz edilmektedir. Genelkurmay Başkanı da personelin durumu hakkında, ya kendisinde oluşan kanaate göre işlem tesis edilmesi yönünde, ya da durumun Yüksek Askeri Şura'da görüşülmesi şeklinde irade belirtilmektedir. Sonuçta personelin Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılması yönünde görüş tecelli etmesi halinde kişi kendi statüsüne göre belirlenen usulle statü dışına çıkarılmaktadır. Yine Mahkememizin istikrar bulmuş kararlarında; ayırma işleminin, askeri hizmetin bünyesine uyum sağlayamayan, disiplinsiz tutum ve davranışlarını sürdüren ya da bu tür filleri tevali etmemekle beraber, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak nitelik gösteren veya yasa dışı görüşleri benimseyen ajanlarının, bünye dışına çıkarılması ve Silahlı Kuvvetlerin disipline ve safiyete dayanan hassas yapısını korumak maksadıyla idareye tanınan bir yetki olduğu, bu yetkinin kişi yararı-kamu yararı dengesini sağlayacak şekilde ve ilgilinin TSK.'de görev yapmasını engelleyecek nicelik ve nitelik arz etmesi halinde kullanılması gerektiği ifade edilmektedir.
Dava dosyası ile davacıya ait özlük ve sicil dosyalarının incelenmesinde; davacının Van Askeri Hastanesinde KBB. uzmanı tabip yüzbaşı olarak görev yapmaktayken, 18-21 Haziran 1999 tarihlerinde üç ayrı ere karşı kendilerini ameliyat etme karşılığında belli tıbbi malzemelerin eşine ait eczaneden bedeli mukabili teminini sağlamak suretiyle cebri irtikap suçunu işlediği belirtilerek, bu suçtan 22.6.1999 tarihinde tutuklandığı, aynı suçtan J.Asy.K.lığı Askeri Savcılığının 22.9.1999 tarihli iddianamesiyle kamu davası açıldığı, 27.10.1999 tarihinde tahliye edildiği, yapılan yargılama sonunda J.Asy.K.lığı As.Mah.nin 31.12.1999 tarih ve E. 1999/970, K. 1999/888 Sayılı kararıyla, davacının müteselsilen icbar suretiyle irtikap suçunu işlediği belirtilerek, TCK.209/1, 80, 219/3, 59 ncu maddeleri uyarınca neticeten 2 yıl 11 ay ağır hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verildiği, bu kararı müteakip 4.1.2000 tarihinde sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir şeklinde sicil düzenlenerek, hakkında disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin başlatıldığı, J.Gn.K.lığı Personel Başkanlığında teşkil ettirilen Komisyonun 20.1.2000 tarihli ayırma yönündeki kararı üzerine, 29.2.2000 tarih ve 2000/255 Sayılı üçlü kararname ile ayırma işleminin tekemmül ettirildiği ve 20.3.2000 tarihinde TSK.ile ilişiğinin kesildiği, davacının söz konusu işlemin iptali için 16.5.2000 tarihinde vekili marifetiyle AYİM'de bu davayı açtığı, davacının söz konusu mahkumiyet kararını temyiz etmesi üzerine temyiz incelemesini yapan Askeri Yargıtay 1.Dairesinin 30.5.2000 tarih ve E.2000/272, K.2000/352 Sayılı ilamı ile davacının sabit görülen fiilinin cebri irtikap değil, memuriyet görevini kötüye kullanma suçuna sebebiyet vereceği belirtilerek, oyçokluğuyla Askeri Mahkeme kararının bozulduğu, J.Asy.K.lığı Askeri Mahkemesinin 8.11.2000 tarih ve E.2000/803, K.2000/554 Sayılı kararıyla bu ilama uyularak, davacının sabit görülen müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanma suçundan TCK.240, 80, 59/2 maddeleri uyarınca neticeten 11 ay 20 gün hapis ve 1.477.000.-TL ağır para cezası ile mahkumiyetine karar verildiği, 647 Sayılı Kanunun 4 ve 6 ncı maddeleri uygulanarak davacının bu hapis cezasının neticeten 3.277.000.-TL ağır para cezasına çevrilerek, bu cezanın da tecil edildiği, davacının ayırma öncesi herhangi bir disiplin cezasının ya da mahkeme yoluyla verilmiş cezasının bulunmadığı, sicil safahatının pekiyi düzeyde seyrettiği ve dört adet yazılı takdirinin bulunduğu görülmektedir.
Davacı vekili, davacı hakkındaki yargılamanın devam etmekte oluşu nedeniyle, idarece salt henüz bir iddia"dan ibaret olan suçlamalar esas alınarak tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırılıkla sakatlandığını öne sürmekle beraber; bu iddiaya katılmaya imkan görülmemiştir. Gerçekten, gerek idari yargı kolunda gerekse de askeri idari yargıda tartışmasız bir şekilde uygulandığı üzere bir kamu görevlisinin statüsüne son verilmesini gerektiren idari davranış biçiminin aynı zamanda bir suça sebebiyet vermesi halinde, idare, söz konusu suç nedeniyle sürdürülen yargılamanın sonucunu beklemek zorunda ve durumunda değildir. Bilakis, eğer işlenen fiil (ajanın davranış biçimi) idare ajanının kamu hizmetinden hemen ayıklanmasını gerektiriyorsa; bu takdirde yargılama sonucunu beklemek doğru ve hukuki bir davranış biçimi olmayacaktır. Ne var ki, yargılamaya konu her suç işlendiğinde idare ajanı hakkında ayırma işlemi tesisine de imkan olmayıp; esasen bu, Anayasal bir ilke olan kamu görevlisi teminatı ile de bağdaşamaz. Şu halde, her somut olayda idarece, kişi yararı-kamu yararı dengesini gözeten, kamu görevinin niteliğini dikkate alan bir takdir yetkisi kullanılmak durumundadır. Davanın somutuna gelindiğinde ise, davacı hakkında ilk mahkumiyet kararı verilinceye dek idarece ayırma işlemi tesisi yoluna gidilmediği, ancak müteselsilen icbar suretiyle irtikap suçundan Askeri Mahkemece 2 yıl 11 ay ağır hapis cezası verilmesini takiben, sıralı sicil üstlerince davacı hakkında disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin başlatıldığı maddi bir vakıadır. Askeri Mahkemece de uyulan Askeri Yargıtay 1. Dairesinin yukarıda belirtilen ilamında, davacının üç ere karşı işlediği fiilin sabit olduğunun belirtildiği, bu meyanda KBB. uzmanı olarak görev yaptığı hastanede kendisine rahatsızlığı nedeniyle başvuran erlerden birine, Askeri Hastanede her türlü sağlık malzemesi mevcutken, bir kısım malzemenin olmadığından bahisle, söz konusu malzemenin bedelini karşılaması halinde bu ameliyatı yapabileceğini söyleyerek, Van'da eşine ait eczaneden 50 milyon lira tutan bu malzemenin alınmasını sağlattığı, yine aynı gerekçeyle iki erden tıbbi malzeme bedeli adı altında 80 ve 50 milyon lira parayı aldığı, bu erlerden birinin sevk kağıdına önce acil cerrahi tedavi ve işlem gerektirmez kaydını düşmüşken, erin bilahare malzeme bedelini ödeyebileceğini söylemesi üzerine bu kaydı terkin edip, belirlediği ameliyat gününde (21.6.1999) gelmesi uygundur kaydını düştüğü, para kendisine ödenmeden önce konunun idari ve bilahare adli makamlara iletildiği, bu erlerden birinin bankadan çektiği paraların Merkez Komutanlığı görevlilerince seri numaralarının tespit edilerek hastaneye gönderildiği, erin davacıya parayı vermesi ve yatış işlemlerinin yapılmasından sonra, Askeri Savcı tarafından davacının odasında yapılan aramada bu paraların bulunduğu, dolayısıyla davacının söz konusu fiillerinin yargı (Askeri Yargıtay) ilamı ile sübut bulduğu kuşkusuzdur.
Davacı hakkındaki ayırma işlemi, Subay Sicil Yönetmeliğinin 9 l/c maddesine (Aşırı derecede menfaatine...düşkün olması) dayandırılmıştır. Davacının sabit olan ve yukarıda özetlenen davranış biçiminin belirtilen mevzuat hükmüne uyum gösterdiği bir yana, aynı Yönetmeliğin 91/d maddesinde belirtilen Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareket teşkil ettiğinde de kuşku yoktur. Her türlü ihtiyacı Devletçe karşılanmak mecburiyetinde olan eratın, hastalanmaları halinde de her türlü tıbbi tedavilerinin ücretsiz şekilde yapılması gerektiği izahtan varestedir. Oysa somut olayda davacı, bir uzman hekim olarak kendisine başvuran hastası bir kısım erattan menfaat teminine tevessül etmiş, onları tıbbi malzeme bedeli adı altında bir para ödemeye yöneltmiş; gerçekte hastanede tıbbi malzeme eksikliği söz konusu olmadığı halde, olduğundan bahisle, bu yasadışı ve erat nezdinde Silahlı Kuvvetlerin itibarını zedeleyici davranışına suni gerekçe göstermek suretiyle, askeri hizmetle bağdaşmayacak ahlaki readet derecesini de sergilemiş bulunmaktadır.
Tüm bu anlatılanlar çerçevesinde, davacının yargı kararıyla sabit olan söz konusu davranış biçimiyle aşırı derecede menfaatine düşkün olduğu, keza bu davranışının Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak derecede ahlak dışı bir davranış teşkil ettiği görüldüğünden; Silahlı Kuvvetlerde görev yapmasını engelleyecek vehamette olan ve onun idare ajanı kimliği ve vasfını esaslı surette ortadan kaldıran bu disiplinsiz davranışı karşısında, davalı idarece tesis edilen ayırma işleminin kamu yararına dayalı, objektif ve mevzuata aykırı düşmeyen mahiyeti itibariyle hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacı hakkındaki disiplinsizlik nedenine dayalı ayırma işleminde hukuki isabet görülmekle, yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy