(1602 S. K. m. 63)
Davacı vekilinin, 03.08.2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; OHAL Bölgesinde görev yapan davacıya lojman tahsis edilmemesi nedeniyle kirada oturduğu konutun kira bedelinin ödenmesi için dava açtıklarını, AYİM 1 nci Dairesinin 13 Şubat 2001 tarih ve E.2000/1202, K.2001/302 sayılı kararı ile; kira bedelinin ödenmemesi işleminin iptaline, 31 Ocak 2000 tarihinden itibaren ödediği aylık kira bedellerinin yasal faiziyle birlikte hükmen tazminine, davacı lojmanda otursa idi ödeyeceği lojman kira bedelinin yasal faiziyle birlikte mahsup edildikten sonra kalan miktarın ödenmesine karar verildiğini; Davacının 29 Mayıs 2001 tarihinde karar örneği ile beraber kararın infazı ve kira bedellerinin faiziyle birlikte ödenmesini idareden talep etmesine rağmen ödemenin yapılmadığını; davacının 31 Ocak 2000-01 Eylül 2000 tarihler arasında kirada oturmak suretiyle 420.000.000 lira kira parası ödediğini, bu miktardan sadece lojmanda otursaydı ödeyeceği lojman kira bedelinin düşebileceğini, apartman gideri, yakıt parası gibi masraflar zaten dava dilekçesinde talep edilmediği için bunların mahsup edilmemesi gerektiğini, mahkeme kararına göre işlem tesis edilip, ödeme yapılmadığı için dava açmanın zorunlu olduğunu belirterek, kira bedeli tutarı olan 420.000.000 liranın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında yağılan incelemede; davacı, OHAL bölgesi görev alanındaki birliklerde görevli personel olmasına karşın, lojman tahsis edilmemesi nedeniyle kiralanan konutun kira bedelinin ödenmemesi işleminin iptali ile geçmiş aylar kira bedelinin hükmen tazmini ve gelecek aylardaki konut giderlerinin ödenmesi istemi ile açtığı dava hakkında kira bedelinin ödenmemesi işleminin iptaline ve hak ettiği süre kadar kira bedelinin ödenmesine hükmen karar verildikten sonra hükmün infaz ve ödemenin tahsili aşamasında bütçe olanakları dahilinde çıkan bir pürüzün ödemeyi bir müddet geciktireceğinin anlaşılması üzerine bir üst paragrafta detayı ile izah edilen işbu davayı açtığı anlaşılmıştır.
1602 sayılı Kanunun Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Kararlarının Sonuçlan başlıklı 63 ncü maddesinin üçüncü fıkrasında Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılabilir. denildikten sonra, dördüncü fıkrada Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, yasa koyucu 1602 sayılı Kanunun 63 ncü maddesi ile iptal kararlarının tam ve gereği gibi yerine getirilmemesi halinde, salt bu nedenle ayrı bir tam yargı davası açılabilmesine imkan tanımış; ancak, tam yargı kararları konusunda bu kuraldan uzaklaşarak, genel hükümlere atıfta bulunmakla yetinmiştir. Diğer bir deyişle, açtığı tam yargı davası sonunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinden karar alan ilgili, Adliye Mahkemesinden aldığı bir ilamın icrasını nasıl istiyorsa, o şekilde icra edilmesini (yerine getirilmesini) isteyebilecek, hatta idareye de başvurmadan doğrudan doğruya İcra Daireleri kanalıyla ilamın yerine getirilmesini talep edebilecektir. Bu durumda, davalı idare tazminat kararını tam olarak ya da gereği gibi yerine getirmez ise ilgilinin başvurabileceği yasal yollar, Adliye Mahkemesinin bir kararının yerine getirilmemesi ya da eksik yerine getirilmesi halinde başvurulabilecek yollardır.
Bu açıklama ışığında dava konusuna dönüldüğünde, davacı hakkında Dairemizce verilen kararın hukuki mahiyetinin öncelikle ortaya konulması gerektiği açıktır. Dairemizin davacı hakkında konuya ilişkin önceki kararının incelenmesinde, kararın hem iptal hem de tazmine yönelik hükümler içerdiği ilk nazarda açıkça anlaşılmaktadır. Ne var ki, konut kira bedelinin karşılanmaması işleminin iptal kararının, gerçekte bir tam yargı kararının etki ve sonucunu doğurduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Öğreti ve uygulamada iptal davası kılığına girmiş tam yargı davası şeklinde nitelendirilen bu tür bir idari yargı kararının idarece infazı, her halihazırda belli bir paranın ilgilisine ödenmesi suretiyle olacaktır. Bu hal ise idarece infazı yapılacak hükmün, bir tam yargı kararı şeklinde ele alınıp sonuçlandırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu bakımdan, davacının söz konusu Dairemiz kararını, 1602 sayılı Kanunun 63 ncü maddesinde belirtilen salt iptal davası şeklinde değerlendirerek, idareye vaki başvurudan sonuç alamayınca, yargı kararının yerine getirilmemesinden doğan bir tam yargı davası şeklinde Mahkememiz önüne getirmesinde, hukuka uyarlı bir yöntem izlenmediği kuşkusuzdur.
Mahkememizin önceki yıllardaki bazı kararlarında, dava konusuyla ayniyet gösteren kimi davalarda, dava konusunun adli yargının görev alanını ilgilendirdiği belirtilerek, görev yönünden ret kararları verilmişse de (AYİM.2.D.nin 16.11.1994 tarih ve E.1994/1490, K.1994/1681; 8.3.1995 tarih ve E.1995/217, K.1995/170 sayılı kararları); 1602 sayılı Kanunun 63 ncü maddesinde temas edilen tam yargı kararlarının genel hükümlere göre infaz ve icra olunacakları kuralı ve Devletin hacze muhatap olamayacağı yasal hükümleri karşısında, böyle bir durumda yeni bir dava açılabilmesi de olanaklı bulunmadığından, eski kararlardaki gerekçe paylaşılamamış ve Türk hukuk sisteminin öngördüğü bu çözümsüzlük halinin, bir idari davaya konu yapılamayacağı değerlendirilerek; işin esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacının talepleri konusunda Bir Karar Verilmesine YER OLMADIĞINA,
KARŞIOY GEREKÇESİ
1602 sayılı Kanunun 63, 44 ve 45/A maddeleri gereğince davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk görüşüne katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy