(5434 S. K. m. 3, 12, 15, 31, 32, 39, ek m. 21, geçici m. 195, geçici m. 205) (926 S. K. m. 65)
Davacı, 10 Temmuz 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 30 Ağustos 1979 mezunu Astsubay olduğunu, emekli olmak için 31 Ocak 2000 ve 26 Şubat 2001 tarihinde verdiği dilekçelerinin, Emekli Sandığı Kanununun 39 ncu maddesini değiştiren 08 Eylül 1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 4447 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte 25 fiili hizmet yılını doldurmadığından gerekçesiyle ret cevabı verildiğini, ret gerekçesinde 30 Ağustos 1978- 30 Ağustos 1979 öğrenim yılında ....................'da 18 yaşını doldurmadığı için hizmet süresine dahil edilmemesi ile 30 Kasım 1980- 07 Nisan 1981 tarihleri arasında tutuklu kalması nedeniyle hizmet süresinin eksik olmasının gösterildiğini, ancak 23 Aralık 1961 doğumlu olmasına rağmen sınıf okullarının hizmet süresinden sayılması nedeniyle emekli keseneklerinin yatırıldığını, keza; tutuklu kaldığı süre içerisinde de tam maaş aldığı için yine emekli keseneklerinin yatırıldığını, bu nedenle tesis edilen olumsuz işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Öncelikle süre yönünden davalı MSB tarafından yapılan itirazın incelenmesinde davalı idarenin 26 Mart 2001 tarihli cevabi yazısının davacıya hangi tarihte tebliğ edildiğine dair bir belgenin dava dosyası ve tahsis dosyası içeriğinde mevcut olmadığı göz önüne alındığında davalı idarenin süre itirazına itibar edilememiştir.
a) Dava dosyasında taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, davacının 4447 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 08 Eylül 1999 tarihi itibariyle 25 fiili hizmet yılını doldurup doldurmadığına yöneliktir. 30 Ağustos 1979 yılında astsubay olarak mezun olduğu dikkate alındığında davacının 30 Ağustos 1999 yılında 20 yılını, 5434 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen her yıla üç ay sürelerin eklenmesiyle de 25 fiili hizmet yılını doldurduğu, bu sürelere 4447 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarih olan 8 Eylül 1999 tarihine kadar geçen süre de eklendiğinde 25 yıl 9 gün fiili hizmet süresinin bulunduğu kabul edilebilir. Ancak, bu sürenin hesaplanmasında davalı taraflarca dikkate alınamayan ve hizmette geçmediği, diğer bir deyişle tam kesenek vermek suretiyle geçirmediği belirtilen süreler bulunduğu ileri sürüldüğünden, uyuşmazlığın temeli olarak gösterilen davacının; Piyade Okulunda 28 Eylül 1978- 30 Ağustos 1979 tarihleri arasında geçirdiği sürenin,
b) Astsubay olarak göreve başladığı 30 Ağustos 1979 tarihi ile 18 yaşını ikmal ettiği 23 Aralık 1979 tarihleri arasındaki sürenin,
c) 01 Aralık 1980-07 Nisan 1981 tarihleri arasındaki tutuklulukta geçen sürenin, fiili hizmet süresinden sayılıp sayılmayacağını incelemek gerekmektedir.
Davacının durumu yukarıda belirtilen konularda incelendiğinde;
a) Piyade Okulunda 28 Eylül 1978- 30 Ağustos 1979 tarihleri arasında geçirdiği sürenin sayılıp sayılmayacağı;
5434 Sayılı TC. Emekli Sandığı Kanununun 12 nci maddesi; Bu kanunla tanınan haklardan aşağıda (I) işaretli fıkrada yazılı yerlerde çalışanlardan, Türk uyruğunda olmak ve 18 yaşını bitirmiş bulunmak şartıyla (II) işaretli fıkrada gösterilenler faydalanırlar.
1- Daire, Kurum ve Ortaklıklar:
2- Faydalanacaklar:
(J) (Değişik: 29 Haziran 1978-2168/1 Md.) Harp Okulları ile fakülte ve yüksek okullarda Silahlı Kuvvetler hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken askeri öğrenci olanlar,
(Değişik: 28 Haziran 2001-4699/23 Md.) Fakülte ve yüksek okullarda kendi hesabına okuduktan sonra muvazzaf subay naspedilen veya askerlik hizmetini takiben subaylığa naspedilenler ve astsubay sınıf okulu öğrencileri,
Yukarıda gösterilenler (Cumhurbaşkanı ve erler hariç) bu kanunda iştirakçi denilmiştir. İştirakçi olanlar Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı ile isteklerine bakılmaksızın ilgilendirilirler... hükmünü amirdir.
Kanunun amir hükmünden de anlaşıldığı üzere; 23 Aralık 1961 doğumlu olan davacının 18 yaşını doldurmadığı için sınıf okulunda geçen sürelerinin fiili hizmet müddetinden sayılması mümkün görülememektedir. Her ne kadar davacı dava dilekçesinde, kendisinin sınıf okulunda okuduğu sırada sınıf okulunda geçen sürelerin fiili hizmetten sayıldığına ilişkin ilk uygulamanın kendi devrelerine yapıldığını belirtmiş ise de; bu iddia kısmen doğru olup kanun değişikliği gerçekten 29 Haziran 1978 tarihlidir. Ancak 5434 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasındaki 18 yaşını bitirmiş olmak koşulunda bir değişiklik olmamış ve uygulama yalnızca sınıf okulunda olup 18 yaşını bitirmiş olanlara uygulanabilmiştir. Bu bakımdan davacının bu iddiasına itibar edilememiştir.
b) Astsubay olarak göreve başladığı 30 Ağustos 1979 tarihi ile 18 yaşını ikmal ettiği 23 Aralık 1979 tarihleri arasındaki sürenin sayılıp sayılmayacağı;
5434 Sayılı TC. Emekli Sandığı Kanununun 08 Temmuz 1971 tarih ve 1425 Sayılı Kanunla eklenen Ek 21 nci maddesi ile de; bir meslek veya sanat okulunu bitirenlerden Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kaza-i rüşte karar almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı tabi kurumlarda öğrenimleri ile ilgili görevlere atananlar hakkında 5434 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde yazılı 18 yaşını bitirmiş olması şartının aranmayacağı hükme bağlanmıştır. Böylelikle kaza-i rüşt kararı almak ve gördükleri öğrenimleriyle ilgili bir göreve atanmış olmak şartıyla 18 yaşını doldurmadan önce Sandıkla iştirakçi olarak ilgilendirilmeleri olanağı sağlanmıştır.
Davacı hakkında Havza Asliye Hukuk Mahkemesince 10 Temmuz 1979 gün ve 1979/217 E., 190 K. sayılı kaza-i rüşt kararı bulunduğu göz önüne alındığında bilfiil göreve başladığı 30 Ağustos 1979 tarihi ile 18 yaşını ikmal ettiği 23 Aralık 1979 tarihi arasında geçen süreyi davalı idarelerin kabulünün aksine fiili hizmet süresinden saymak gerekmektedir.
c) 01 Aralık 1980- 07 Nisan 1981 tarihleri arasındaki tutuklulukta geçen sürelerin sayılıp sayılmayacağı;
27 Temmuz 1967 gün ve 926 Sayılı Kanunun 03 Temmuz 1975 gün ve 1923 Sayılı Kanunla değişik 65 nci maddesinin tutuklananlara ilişkin (h) fıkrası;Tutuklu bulunan subaylara; tayın bedeli, aile yardım ödeneği, doğum ve ölüm yardımı dışında aylıkları ve hizmet ve makamları ile ilişkin ödenek ve tazminatları verilmez. Ancak, tutuklandıkları suçlardan haklarında kovuşturmaya yer olmadığı kararı, men-i muhakeme, kamu davasının ortadan kaldırılması veya beraat kararı verildiği takdirde, kesilen aylıklar ile hizmet ve makamları ile ilişkin ödenek ve tazminatları geri verilir. hükmünü içermektedir. Daha sonra 26 Mart 1982 gün ve 2642 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tutuklulara aylıklarının ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Davacı Kanun değişikliğinden önce tutuklu kaldığı, tutuklu kaldığı suçtan beraat etmediği (dava dilekçesindeki beyanına göre mahkum olup bu mahkumiyeti ertelenmiştir.) ve tutuklu kaldığı süre içinde aylık ve hizmet ve makamları ile ilişkin (tayın bedeli, aile yardım ödeneği, doğum ve ölüm yardımı hariç) ödenek ve tazminat alamadığı için Emekli Sandığına 5434 sayılı Kanunun 3 inci maddesi uyarınca tam keseneği yatırılamamıştır. Bu durumda, tutuklulukta geçen bu sürelerin fiili hizmet süresinin dikkate alınmasında yasal olarak olanak bulunmamaktadır.
Tutuklu kaldığı suçtan beraat etmediği için davacının durumu, 5434 sayılı Kanunun 3650 sayılı Kanunla değiştirilen 15/9 ve 3l/son maddeleri ile yine aynı Kanunla eklenen Geçici 195 nci madde kapsamına da girmediğinden tutuklulukta geçirdiği sürelerin tamamının emeklilik fiili hizmet süresinden sayılabilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Diğer yandan, davacının 5434 sayılı Kanunun Geçici Madde 205 kapsamında değerlendirilebilmesi için Kanunun yürürlüğe girdiği 8 Eylül 1999 tarihinde emeklilik hizmet süresini doldurmaya 2 yıldan az süresi kalmasına rağmen 43 yaşını 23 Aralık 2004 tarihinde tamamlayacağından hakkında emeklilik işlemi tesis edilmemesinde de hukuka aykırı bir husus görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy