(1602 S. K. m. 42)
Davacı, 4.11.1999 tarihinde Erbaa Asliye Hukuk Mahkemesi kayıtlarına, 9.11.1999 tarihinde ise AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; TSK.'nde J.Çvş.olarak görev yapmakta iken, haksız olarak 18.8.1998 tarihinde görevine son verildiğini, ayırma işleminin iptali istemiyle açtığı davanın AYİM.1.D.nin 15.6.1999 gün ve E.1998/872, K.1999/1609 sayılı kararı ile iptal edildiğini, TSK.'nden ayrı kaldığı 12 aylık özlük hakları tutarı olarak 1.426.300.000.TL' aldığını, ancak bunların faizinin kendisine ödenmediğini, ayrıca görevden haksız yere ayırma işlemine tabi tutulması nedeniyle tarifi imkansız acılar çektiğini, ailesi ile birlikte ne yapacağını bilemez hale geldiğini, ailesinin geçimini sağlamak için hiçbir iş bulamadığını, meslekten çıkarıldığını 17.8.1998 günü sabah saat 10.00'da öğrendiğini, araya Cumartesi-Pazar girdiğinden, maaşını dahi alamadığını, maaşını 17.8.1998 tarihinde imza karşılığı bir başkasının aldığını, ancak bu parayı ne yaptığını bilemediğini, 17.8.1998 tarihinde Uzm.J.Çvş.'luk mesleğine başlayalı tam bir yıl olduğunu, bu bir yıl içerisinde yeni evli olduğu için evine aldığı beyaz eşyaların taksitlerini ve ailesinin zorunlu ihtiyaçlarını karşıladığı için para da biriktiremediğini, sevdiği mesleğinden on dakika içerisinde atmışlardı, devletine ihanet etmemişti, çocuğunun sütünü evinin ekmeğini temin ve haklılığını kanıtlamak için verilmesi gereken avukatlık ücretini karşılamak üzere tüm eşyalarını sattığını, bu sıkıntılardan sonra açtığı davanın iptalle sonuçlanması üzerine, 15.9.1999 tarihinde Erbaa İlçe J.K.Ilgındaki görevine başladığını, yukarıda açıklanan nedenler karşısında, kendisine ödenmiş bulunan özlük haklarının yasal faizi ile birlikte ödenmemesi işleminin iptalini Ve ayrıca 3.000.000.000.TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacının disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin iptali istemli açtığı davanın AYİM. 1 Dairesinin 15:6.1999 tarih ve E.1998/872, K.1999/609 sayılı kararı ile kabul edilerek işlemin iptaline karar verildiği, bu kararın 3.9.1999 tarihinde davacıya tebliğ edildiği ve 6.9.1999 tarihinde yeniden statüye alındığı, davacının 4.11.1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile statü dışında geçen 12 aylık süreye ilişkin 1.426.300.000.TL tutarındaki aylık ve özlük haklarının idarece kendisine ödenmesine karşın, faizinin verilmemesinden bahisle bu işlemin iptalini ve 3.000.000.000.TL manevi tazminatın kendisine ödenmesi talebinde bulunduğu, AYİM. 1.Dairesinin 18.1.2000 tarih ve E.2000/29, K.2000/8 sayılı kararı ile iptal kararının davacıya tebliğ tarihi olan 3.9.1999 tarihi itibariyle 60 günlük dava açma süresinin son günü olan 2.11.1999 tarihi geçirilmek suretiyle 4.11.1999 tarihinde açılan manevi tazminat istemli davanın süre yönünden reddedildiği, faiz istemi ile ilgili olarak da davanın görev yönünden reddine karar verildiği, davacının Dairemizin bu son kararı sonrasında 10.3.2000 tarihinde genel idari yargı yerinde dava açtığı, Bursa 2.İdare Mahkemesinin 27.6.2000 gün ve E.2000/309, K.2000/681 sayılı kararı ile faiz alacağına ilişkin davanın AYİM'nin görevine dahil olduğu belirtilerek, davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve 2247 sayılı Kanunun 19 ncu maddesine göre dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 16.4.2001 tarih ve E.2000/78, K.2000/9 sayılı kararı ile AYİM'nin davada görevli olduğu kabul edilerek, AYİM. 1.Dairesinin 18.1.2000 gün ve E.2000/29, K.2000/8 sayılı görevsizlik kararının kaldırıldığı ve dava dosyasının tekemmül ederek karar için Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusunda, idari bir işlemden doğan bir zararın söz konusu olduğu görülmektedir. Bu zarar ise davacının statü dışında geçirdiği sürelere ilişkin müstahak olduğu ve sonradan idarece de ödenen aylık ve özlük haklarına (asıl alacak) faiz işletilmemesi (fer'i alacak) işleminden doğmuş bir zarar mesabesindedir.
1602 sayılı AYİM Kanununun 42 nci maddesi, bir idari işlemden hakları ihlal edilenlerin ya doğrudan doğruya bir tam yargı davası açabileceklerini veya iptal ve tam yargı davasını birlikte açabileceklerini yahut önce iptal davası açarak, bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği üzerine 60 gün içinde tam yargı davası açabileceklerini öngörmüştür.
Öncelikle faiz alacağının hukuki mahiyetine ilişkin kısa bir değerlendirme yapılmasında yarar bulunmaktadır:
Faiz, alacaklının yoksun kaldığı para alacağının miktarına ve yoksun kalış süresine göre belirlenen bir bedeldir. Bu haliyle asıl alacağın hukuki koşullarıyla sıkı ilişkilidir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 42 nci maddesi asıl alacağı yukarıda gösterildiği üzere belirli bir süre içinde açılacak tam yargı davası ile talep edilme koşuluna bağlamıştır. Bu nedenle faiz alacağının asıl alacak ile birlikte veya asıl alacak için geçerli olan dava açma süresi içinde açılacak ikinci bir dava ile talep edilmesi zorunludur. Asıl alacağın dava edilmesinin belirli bir süreye bağlandığı bir sistemde faiz alacağı için açılacak dava bakımından başka türlü düşünmeye imkan bulunmamaktadır.
Kaldı ki, faize esas olacak asıl alacağın miktarı bu alacak için açılan dava sonunda belirlenecektir. Asıl alacak için dava açılmamış veya süresi geçirilerek açılmış ise artık asıl alacak denilebilecek ve yargı organınca belirlenmiş bir meblağ bulunmayacağına göre bunun faizine hükmetmek de söz konusu olamayacaktır. Nitekim özel hukuk ve medeni yargılama usulü yazarlarınca bu konuda yapılan açıklamaların tümünde asıl alacak için açılmış bir davanın varlığından hareket edilerek, faizin o davada istenilmemiş olması durumuna aydınlık getirildiği görülmekte, faiz isteminin o davada sonradan ileri sürülüp iddianın genişletilmesi itirazı ile karşılaşılmaması halinde esas alacak ile birlikte hükme bağlanacağı, aksi halde faizin ikinci bir davaya konu edileceği belirtilmektedir.
Bütün bu açıklamalardan sonra idari yargıda faiz ile ilgili hukuki durumu toparlayacak olursak şunu söylemek mümkündür: İdari yargıda dava açma süresi hak düşürücü süre olduğundan faizin dava edilmesi de zorunlu olarak asıl alacağın rejimine tabidir. Faiz ya asıl alacak ile birlikte aynı davada istenecek ya da asıl alacak için süresinde tam yargı davası açılmış olmak koşuluyla, asıl alacağa mahsus dava açma süresi içinde faiz için ayrı bir tam yargı davası açılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; davacının 1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesine uygun şekilde, iptal davasını takiben tam yargı davasını açtığı ve manevi tazminat istemiyle birlikte, idarece ödenen özlük haklarına faiz işletilmemesi nedeniyle faiz talebinde bulunduğu, ancak Dairemizin 18.1.2000 tarihli kararında da.işaret edildiği üzere, iptal kararının tebliğ tarihi olan 3.9.1999 günü itibariyle 60 günlük tam yargı davası (müstakil faiz istemli dava dahil) açma süresinin son günü olan 2.11.1999 tarihinin geçirilerek 4.11.1999 tarihinde AYİM'de bu tam yargı davasının ikame edilmesi karşısında, faiz alacağına ilişkin davanın da (Dairemizce süre nedeniyle reddedilen manevi tazminat istemine dair dava gibi) süre aşımı karşısında, süre yönünden reddi gerektiği açıkça görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle; müstakil faiz istemli davanın süre aşımı nedeniyle REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy