(926 S. K. m. 94) (5434 S. K. m. 39) (211 S. K. m. 43) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 60)
Davacı vekili, 14 Eylül 2000 tarihinde AYİM'de kayda geçen dava dilekçesi ile 6 Kasım 2000 ve 3 Ocak 2001 tarihlerinde kayda geçen cevaba cevap layihalarında özetle; 15 Eylül 1992 tarihinde Ardahan Jandarma Karakol Komutan Yardımcısı olarak göreve başlayan müvekkilinin çeşitli yerlerde çalıştıktan sonra İçişleri Bakanlığının 6 Haziran 2000 gün ve 2000/13 sayılı kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiğini, bu işlemin sebep ve amaç yönünden kanuna aykırı olduğunu, zira; müvekkili hakkında Sivas 5 nci P.Er.Eğt.Tug.K.lığı Askeri Savcılığınca amir ve üste hakaret, emre itaatsizlikte ısrar, yine Van J.Asy.Kor.K.lığı As.Savcılığınca 5816 sayılı Kanunun 1/1 nci maddesine muhalefet suçlarından dava açıldığını, davaların sonucu beklenmeden, ve müvekkilinin beraat etmesinin kuvvetle muhtemel bulunduğu halde çok miktarda taktiri de bulunduğu gözetilmeksizin ilişiğinin kesilmesinin hukuka uygun olmadığını, kaldı ki 5.P.Tug.As.Mah.de görülen amire ve üste hakaret ile üç ayrı emre itaatsizlikte ısrar suçlarından 21 Aralık 2000 tarihinde yapılan yargılanmasında beraat ettiğini belirterek, işlemin iptalini, yargılamasının duruşmalı olarak yapılmasını talep ve dava etmiştir.
Davacı hakkında, düzenlenen sicile dayanılarak 926 Sayılı TSK. Personel Kanunu'nun 94/b, 5434 Sayılı Kanun'un 39 ncu maddeleri ve Astsubay Sicil Yönetmeliği'nin 60/a madde ve fıkrası gereğince disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işleminin başlatıldığı, Genel Komutanlık bünyesindeki Komisyonca da aynı yönde karar alınması üzerine 06 Haziran 2000 tarihli Bakan onayı ile işlemin oluşturulduğu görülmekle işlemde konu, yetki ve şekil unsurları yönünden herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
İşlemin neden ve maksat unsuru ile ilgili bir kanaate varabilmek için konuyla ilgili mevzuat hükümlerini ve davacının disiplin durumunu incelemek gerekmektedir.
Öncelikle işlemle ilgili mevzuat hükümlerini kısaca zikretmek gerekmekle bunların 926 Sayılı Kanun'un 94/b madde ve fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60 ve 61 nci maddeleri olduğu görülmektedir.
926 Sayılı Kanun'un 94/b maddesinde disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında TC. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerinin uygulanacağı bildirilmekle, bu sebeplerin neler olduğu, bunlar hakkında yapılacak işlemlerin şekil ve zamanının Astsubay Sicil Yönetmeliği'nde hüküm altına alınacağı yazılmıştır. Astsubay Sicil Yönetmeliği'nin 60 ncı maddesinde, disiplin bozucu hareketlerde bulunup, ikaz ve cezalara rağmen ıslah olmayan, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemeyen menfaatine ve kumara aşırı derecede düşkün olan, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunan, tutum ve davranışları ile yasadışı, siyasi, yıkıca bölücü ve irticai ideolojik görüşleri benimsediği anlaşılan astsubayların, bu durumlarının son rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılması halinde hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında emeklilik işlemi yapılacağı belirtilmektedir.
Dava dosyası ile davacıya ait özlük ve sicil dosyalarının incelenmesi neticesinde; 1992 yılında astsubay olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nde göreve başlayan davacının, bu yıldan itibaren genellikle vasat (orta) derecede sicil notları ile takdir edildiği, bulunduğu rütbesinde ve daha önceki rütbelerde, beş kez toplam 28 gün oda hapsi, bir kez tevbih, iki kez de şiddetli tevbih disiplin cezası ile tecziye edildiği, memuriyet görevini ihmal suçundan yapılan yargılama sonucunda J.Gn.K.lığı Askeri Mahkemesi'nin 02 Aralık 1999 gün ve 1999/652 E.,1999/509 K. sayılı ilamı ile beraat ettiği, mesaiye riayet etmemesi fiilinden yapılan kovuşturma sonucunda, mesai çizelgesinin bir bölümüne riayet etmemesinin emre itaatsizlikte ısrar suçunu değil, emre itaatsizlik disiplin suçunu oluşturacağı gerekçesiyle J.Asyş.K.lığı Askeri Savcılığının 07 Ağustos 2000 gün ve 2000/645 E.,2000/455 K.sayılı kararı ile görevsizlik verildiği, amir ve üste hakaret etmek, emre itaatsizlikte ısrar etmek suçlarından 5 nci P.Er Eğt.Tug.K.lığı Askeri Savcılığı'nca dava açıldığı, Atatürk'ün manevi şahsiyetine hakaret etmek eylemlerinden ötürü (5816 Sayılı Kanuna muhalefet etmek) yapılan soruşturma sonucunda J.Asyş.K.lığı Askeri Savcılığı'nca görevsizlik kararı verildiği, umumi yerlerde üniformalı bir şekilde değil, sivil kıyafetle ibadet edilmesi yolundaki emre rağmen Çukurca Merkez Camii'nde üniformalı bir şekilde ibadet etmesi eylemi nedeniyle emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği iddiasıyla dava açıldığı, yargılama sonuçlan beklenmeden İçişleri Bakanlığı'nın 6 Haziran 2000 gün ve 2000/13 sayılı Kararı ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.
211 sayılı TSK. İç Hizmet Kanunu'nun 43 ncü maddesi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir. Aynı husus İç Hizmet Yönetmeliği'nin 124 ncü maddesinde de vurgulanmıştır. Söz konusu mevzuat hükümleri ile Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları ya da her türlü siyasi gösteri, toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk veya beyanat vermeleri dahi yasaklanmış ve bunun müeyyidesi ise Askeri Ceza Kanunu'nun 148 nci maddesinde gösterilmiştir. Mensuplarının yasal siyasi faaliyetlere dahi karışmasını men eden ve bunu ceza yaptırımı ile müeyyideye bağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin; aynı kişilerin hukuk düzenince dahi uygun görülmeyen yasa dışı siyasi ve ideolojik faaliyetlerini hoş görmesi düşünülemez. Yalnız, Subay ve Astsubay Sicil Yönetmelikleri'nin ayırmaya ilişkin ilgili maddelerinde belirtilen yasa dışı kavramının da, salt Ceza Hukuku yönünden değerlendirilmemesi, idari kanun ve düzenleyici tasarruflarla kamu görevlileri yönünden yasaklanmış fikir akımları ve ideolojik görüşlerin bu kapsam içinde mütalaa edilmesi gerektiğine hemen işaret etmek gerekir. Yoksa bir ideolojik fikrin salt Ceza Kanunu'nda suç olarak gösterilmediği gerekçeleriyle, kamu görevlisinin kamu hizmetinin ifasında bunu serbestçe yayabileceği, bu düşüncesi doğrultusunda faaliyetlerde bulunabileceği gibi sakat ve çarpık bir sonuca ulaşmak mümkündür. Nitekim İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği ile, TSK. mensuplarının ordu içinde siyasi faaliyette bulunmaları, bu yönde ima ve davranışları dahi yasaklanmış olduğundan, ceza kanunlarında bir suç olarak gösterilmese dahi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşlerin Silahlı Kuvvetler bünyesi açısından yasa dışı olduğunda kuşku yoktur. Burada asıl olan, salt bu tür ideolojik fikir ve düşüncelere sahip olmak, bu tür faaliyetlerde bulunmak veya karışmak unsurlarının gerçekleşmesidir. Bu bakımdan, idarenin, tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimseyen ya da bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılan ajanını (subayını, astsubayını, uzman jandarma çavuşunu vb.) bünyesi dışına çıkarması; üstlendiği milli savunma kamu hizmetinin en iyi şekilde yerine getirilebilmesi bakımından gerekli ve zorunlu bulunmaktadır.
Yeri gelmişken hemen işaret etmek gerekir ki, bu hallerin varsayılması için bir ceza yargısı ilamının varlığı gibi bir koşulu aramak, idari işlem (ayırma) tesisi için mutlaka gerekli bulunmayıp; önemli olan, işlemin tesisine yeterli bilgi ve belgelerin idare hukuku kuralları açısından mevcut olmasıdır.
Öte yandan, Anayasa'nın başlangıç bölümünde, laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının devlet işlerine karıştırılamayacağı belirtilmekte; Anayasa'nın 2 nci maddesinde de, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir hukuk devleti olduğuna işaret edilmektedir.
Aynı şekilde, Anayasa'nın 24 ncü maddesinin son fıkrasında, Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz denilmektedir.
Ülkemizde 1961 ve 1982 Anayasalarıyla kabul edilmiş olan laiklik ilkesi, geçirilen tarihi tecrübelere, inkılaplara, ulusun dini veya siyasi özelliklerine ve yurdumuz koşullarına uygun bir anlam taşımaktadır. Anayasa'nın 2 nci maddesinde yer alan laiklik ilkesi, Devletin niteliklerinden birini açıklar ve belirler. Anayasa'nın 24 ncü maddesinin son fıkrası hükmü ise, Anayasa'daki laiklik ilkesinin, dinin Devletin işlerine karışamayacağı anlamında olduğunu açıkça göstermektedir. Bir Anayasa Mahkemesi kararında da açıkça işaret edildiği üzere, din özgürlüğünün Anayasa ile çizilen sınırlarının ihlali; dinin sömürülmesi ve kötüye kullanılması, Devletin laiklik esasına dayanan düzenine karşı gelinmesi anlamını taşımaktadır (Any.Mah. 21.10.1971; E.1970/53, K. 1971/79; R.G.15.6.1972, S.14216). Bu nedenle, Anayasa'da din ve Devlet işleri tayin edilirken, din özgürlüğünün ferdin manevi hayatına ilişkin olanların dışındaki bölümleri için birtakım sınırlamalar getirilmiş ve kurulmuş olan laik Devlet düzenini korumak için yaptırımlar öngörülmüştür. Bu bağlamda idareye, disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle çıkarma işlemi yetkisi verilmesinin nedeni; Türk Silahlı Kuvvetleri'nde önemli bir kamu hizmetini gerçekleştiren subay ve astsubayların disiplin ve ahlaki durumları bakımından en üst düzeyde bulunmaları ve bunu devam ettirmeleri gerekliliğidir.
Belirtilen Anayasal ve Yasal mevzuat ışığında yukarıda zikredilen eylemlerin idare hukuku açısından sübuta erip ermediğinin tespiti amacıyla, 24 Nisan 2001 tarihinde alınan Ara Kararımıza verilen cevaplardan davacı hakkında Jandarma Asayiş Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin 5 Temmuz 2001 gün ve 2001/349 E., 2001/293 K. Sayılı ilamı ile sanığın yargılama konusu somut olayda, söz konusu emrin varlığına rağmen resmi elbise ile camiye gittiğinde şüphe olmamakla beraber verilen emrin ceza hukuku açısında hizmete ilişkin olmaması nedeniyle unsurları açısından oluşmayan suçtan Beraatına, keza; Çukurca Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18 Temmuz 2001 gün ve 2001/01 E., 2001/49 K. Sayılı ilamı ile de Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret veya sövme suçunun maddi unsuru olan aleniyet unsurunun gerçekleşmediği, eylemin herkesin giremeyeceği bir yerde meydana geldiği anlaşıldığından, yasal unsurları açısından oluşmayan müsnet suçtan Beraat kararı verildiği anlaşılmıştır. Her iki kararın gerekçesi incelendiğinde, davacının söz konusu eylemlerinin varlığında bir şüphe bulunmadığı gibi, terör örgütü olan Hizbullahçıları övdüğü ve onların kendisinin lideri olduğunu söylediği bir vakadır. Diğer bir deyişle, davacı hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiğinin kesilmesine neden olan suçlara ilişkin olarak tesis edilen kararlarda, her iki eylemin yokluğu nedeni ile değil, ceza hukuku açısından unsurları açısından oluşmadığı gerekçesi ile beraat hükmüne ulaşıldığı anlaşılmıştır.
Yukarıda da değinildiği üzere; Anayasal bir güvence altına alınan din ve vicdan hürriyetine anayasaya aykırı olarak her hangi bir kısıtlama getirilemeyeceği açıktır. Ancak ibadetin kimi çevrelerce Türk Silahlı Kuvvetleri'ni araç edinip siyasi propaganda vesilesi yapılmasının önlenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olan Jandarma teşkilatının özellikli görevi de dikkate alınarak verilen birlik dışındaki mescit ya da camilere rütbeli personelin resmi elbise ile gitmemeleri, sivil elbise ile gitmeleri yolundaki emrin, ceza hukuku açısından suç oluşturmasa da, Silahlı Kuvvetlerin konumu da göz önüne alınarak, idare hukuku açısından, ayırma işleminin oluşturulmasına gerekçe teşkil edecek nitelik ve nicelikte olduğu, keza; davacının alenen olmasa da hem bir terör örgütünü övdüğü, hem de Atatürk'e küfür ettiği dikkate alındığında davacının artık bu hizmet için elverişli bir kişi olma vasfını yitirdiği, tesis edilen idari işlemin tüm unsurları açısından hukuka uygun olduğu vicdani kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy