(926 S. K. m. 35)
Davacı, 16 Nisan 2001 tarihinde AYİM'e gönderilmek üzere Eskişehir İdare Mahkemesi'nde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; kendi nam ve hesabına Anadolu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Sivil Havacılık Ana Bilim Dalında doktora eğitimini tamamladığını, kıdem verilmesi için yaptığı başvurunun reddedildiğini, bu işlemin hukuka aykırı olduğunu, zira doktora eğitimine başladığında lisansüstü öğrenim yapılabilecek ana bilim dalları arasında sivil havacılık dalının sayılmış olduğunu, kaldı ki master eğitimi yapan bir binbaşıya kıdem verilirken doktora yapmış olması nedeniyle kendisine haydi haydi verilmesi gerekirken verilmemesinin eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu, sonradan yapılan değişiklikle yüksek lisans kıdemi verilmeyeceğine ilişkin bir düzenlemenin kazanılmış hak kavramına da aykırı olduğunu belirterek olumsuz şekilde tesis edilen kıdem verilmemesi işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacının yüksek mühendis olduğu, 23 Eylül 1993 tarihinde A.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü'nde başladığı doktora eğitimini Sivil Havacılık Ana Bilim Dalında 3 Ocak 2001 tarihinde tamamladığı, doktora eğitimini bitirdiği tarihte Sivil Havacılık Ana Bilim Dalının mühendis sınıfı için belirlenen insan gücü temini ve yetiştirme planının ilgili bölümünde belirtilen dallardan olmadığı için davacının kıdem verilmesi için yaptığı 9 Ocak 2001 tarihli başvuruya Hv.K.K.lığının 23 Şubat 2001 tarih ve PER.: 4123- 76-017 Per.D.(Sic.Kd.Ş.) sayılı yazısı ile olumsuz cevap verildiği, red cevabının 26 Mart 2001 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacının da süresinde 16 Nisan 2001 tarihinde iş bu davayı ikame ettiği anlaşılmıştır.
Dava konusu olay ve ilgili mevzuat incelendiğinde; 926 Sayılı TSK. Personel Kanunu nun 445 Sayılı K.H.K.nin 2 nci maddesi ile değişik (23.1.1992; 3768/2 S.K. ile aynen kabul) (d) fıkrasının ikinci bendinde; Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan dallarda yüksek lisans (bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, master) öğrenim yapanlara bir yıl, bunlardan doktora yapanlara bir yıl, doğrudan doktora yapanlara iki yıl, doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl kıdem verileceği hükmü getirilmiş olmakla yüksek lisans kıdeminin verilebilmesi için kanun ile belirlenen koşulun Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planlarında belirtilen dallarda öğrenim görme olduğu açık olmakla, kıdem her yüksek lisans tahsili yapan subaya değil bu şartı sağlayarak yüksek lisansı tamamlayanlara verilmek durumundadır. Ayrıca Subay Sicil Yönetmeliğinin 116/b maddesinde de Kanuna paralel olarak lisansüstü kıdeminin verilebilmesi için öğrenimin Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planında belirtilecek ihtiyaç duyulan dallarda yapılması hususunun tekrarlandığı kabul edilmektedir.
Burada çözümlenmesi gereken husus, davacının da dava dilekçesinde ileri sürdüğü üzere, idari düzenlemelerle planlarda yapılan değişikliklerinin kişilerin statülerinde bir değişiklik getirip getiremeyeceğinin tespitidir. Diğer bir deyişle: evvelce yürürlükte olan hükümlere göre, bir şahıs lehine tesis edilen işlemler artık o birey için kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere; temelde asli bir yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan yasa ile bağlı bir yetkiyle çıkarılan tüzük, yönetmelik, kararname gibi yürütmenin genel düzenleyici işlemlerini içeren kural işlemler, nesnel ve genel hukuksal durumlar yaratırken düzenledikleri konularda statü oluştururlar. Kişilerin bu statülere alınmaları özel ve kişisel bir işlemle (şart, işlemle) olanaklıdır. Nesnel ve genel hukuksal durumun bu şart işlemle özel hukuksal duruma dönüşmesi kazanılmış hak yönünden yeterli değildir. Nitekim bir kişinin memur ya da emeklilik statüsüne sokulması, bu statüde hiçbir halde değişiklik yapılmayacağı anlamına gelmez. Kural işlemler her zaman değiştirilebilir ya da yargı organları tarafından Anayasaya veya yasaya aykırı görülerek iptal edilebilir. Kural işlemin değişmesi ya da ortadan kaldırılması, ona bağlı kişi ile ilgili şart işlemi de etkiler. Bu durumda ilerisi için kazanılmış haktan söz edilemez. Ancak kişi, yeni kural tasarrufa göre oluşan statüde yerini alır. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan (maaş gibi) tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş, kişisel alacak niteliğine dönüşmüş kişisel haklar için söz konusudur (Any. Mah.12.12.1983 gün ve 1989/11, E.1989/48, K. Sayılı kararı).
Davacının daha önceki plan hükmüne göre başladığı doktora eğitimini, planın yürürlükte olduğu süre içerisinde bitiremediği için daha sonra yapılan değişiklik açısından henüz kendisine kıdem verilmediğinden durumu kazanılmış hak olarak değerlendirilememektedir.
Zira davacı hakkında yapılmayan kıdem işlemi, onun hakkında direkt olarak yapılan sübjektif bir tasarruf değildir. İşlem, sadece objektif bir şekilde getirilen ölçütlere göre yapılan bir faaliyetin sonucudur ve herkes için eşit şekilde ve yine uygulandıkları kişinin kendi kazanışlarından başka tir husus katılmadan yapılmaktadır. Bu itibarla, bu tasarrufun davacının hukuksal varlığında kazanılmış hakka konu teşkil edebilecek pozitif bir kalemi teşkil edebilmesi ve giderek kazanılmış haklar için getirilen hukuksal Korumadan istifade edebilmesi niteliği itibariyle olanaksızdır.
Yapılan işler, İdare Hukukunun genel nitelikteki istikrar ilkesine de aykırılık teşkil etmemektedir. Zira idari istikrar ilkesi; yasaya aykırı olan bir işlemin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra yarattığı hukuki sonuçların korunması prensibidir. Diğer bir deyişle, idarenin, yasaya aykırılığından bahisle işlemlerini, ilgililerin hileli davranmalarına dayalı olmadığı takdirde her zaman geri almasının kabul edilmemesi ve bu ilkenin uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim Danıştay'ımızda da, kolayca veya ilk bakışta anlaşılabilecek açık hataların ürünü olan idari işlemlerin ilgililere hak bahşetmeyeceği kabul edilmekle birlikte, ilgilinin kişisel ve ağır kusuru bulunmadığı takdirde, bu gibi durumlarda dahi aradan uzun zaman geçtikten sonra geri almanın mümkün olmadığı yolunda bir içtihat yerleşmiş bulunmaktadır. Görüldüğü üzere; İdari istikrar ilkesinden bahsedebilmek için, yasaya aykırı bir idari işlem tesis edilmeli, bu işlem kişiye hak bahsetmeli ve aradan uzun süre geçtikten sonra hatanın anlaşılmasına rağmen artık geri alınamaması söz konusu olmalıdır. Halbuki dava konusu olayda tesis edilen işlemde yasaya aykırı bir husus söz konusu değildir. Aksine yürürlükte olan mevzuata uygun olarak tesis edilmiş bir idari işlem mevcuttur.
Yüksek lisans yapan bir binbaşıya Hv.K.K.lığının 24 Ocak 1997 tarih ve Per.;4011- 34- 97/Pl.Ynt.P1. sayılı Personel Temin Yetiştirme Planının yürürlükte olduğu süre içerisinde Planda Sivil Havacılık Ana Bilim Dalı sayıldığından kıdem verilmesi ile aynı dönemde bitiremeyen ve doktora eğitimini tamamlayıp başvuruda bulunduğu tarihte yürürlükte olan Hv.K.K.lığının 6 Kasım 2000 tarih ve Per.;4011- 499- 00/Pl.Ynt.Pl sayılı Personel Temin Yetiştirme Planı'nın da bahse konu dalın bahsedilmemesi nedeniyle davacıya kıdem verilmemesi işleminin eşitlik ilkesine aykırı olduğu da söylenemez. Zira Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere Anayasanın 10 ncu maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülmez. Bu mutlak yasak birbirinin aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. Özellikle aykırılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasanın amaçladığı eşitlik hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelik ve durumları özdeş olanlar arasında yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre eşitliği bozduğu iddia edilen kural haklı bir nedene dayanmakta veya kamu yaran amacıyla yürürlüğe konulmuş ise bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez.
Belirtilen nedenlerle, farklı tarihli Planların uygulanmasından doğan farklılığın Anayasanın eşitlik ilkesi ile adalet ve hakkaniyet kurallarına aykırı bir yönünün bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Davacının duruşmada ileri sürdüğü ve elden verdiği 27 Kasım 2001 tarihli dilekçe ekinde mevcut Planda emsal gösterdiği başka bir binbaşıya, planda olmadığı halde İşletme Yönetimi Bilim Dalında yüksek lisans yaptığı için kıdem verildiği, bu örneğin de karar verilirken dikkate alınması gerektiği yönündeki iddialarına da, söz konusu dalın (İşletme Yönetimi Bilim Dalı) Davalı İdarenin savunma ekinde gönderdiği Hv.K.K.lığının 6 Kasım 2000 tarih ve Per.;4011- 499-00/Pl.Ynt.PI sayılı Personel Temin Yetiştirme Planınında yer aldığının anlaşılması üzerine itibar edilememiştir.
Diğer yandan, davacının yüksek lisans yapana verildiğine göre doktora yapan kendisine haydi haydi kıdem verilmesi gerekeceği yolundaki iddialarına da iştirak edilememiştir. Zira; yasa koyucunun yukarıda belirtilen mevzuatı düzenleme gerekçesi, yasada da açık olarak yazıldığı üzere; insan gücü temin ve yetiştirme planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan dallarda yüksek lisans, doktora yapılması yada doçent olunması esas alınmaktadır. Bilindiği üzere, insan gücü temin ve yetiştirme planları Stratejik Hedef Planı paralelinde ve en uzun yetiştirme süresi (altı yıl süreli Tıp Fakültesi) göz önüne alınarak 6 yıllık bir periyot için hazırlanmakta ve iki yılda bir Kuvvet ihtiyaçlarına bağlı olarak güncelleştirilmektedir. Güncelleştirilme ihtiyacı Dünyadaki konjoktürel gelişmelere bağlı olarak TSK. ne ve dolayısıyla Kuvvet Komutanlıklarına verilen görevdeki değişikliklerden kaynaklanmakta, tüm planlama faaliyetlerinde olduğu gibi Hv. K.K.Per. Temin ve Yetiştirme Planında günün ihtiyaçlarına göre değişikliklerin yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda yapılan değişiklik neticesinde 2000 yılında yapılan yeni planlama gereği Planlarda yer almayan Sivil Havacılık Ana Bilim Dalı ile ilgili olarak kıdem verilmemesi işleminde hukuka aykırı bir yön görülememiştir. Keza; bu dönemde davacının iddia ettiği gibi kıdem verilirken aynı dalda yüksek lisans yapana verilip doktora yapan davacıya kıdem verilmemesi gibi bir durum da söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. Diğer bir deyişle, davacının emsal gösterdiği örneklerin kendisinin durumu ile örtüşmediği, ayrı dönemlerde yapılan idari işlemleri kapsadığı görülmüştür.
Davacının dava dilekçesinde değindiği bir başka iddiası olan sivil olarak tamamlayıp Hv.K.K.na girmiş olsa kendisine kıdem verileceği yönündeki savunmasına da itibar edilememiştir. Zira, bu konuda 926 sayılı TSK. Per.Kanunu'nun 35/d madde ve fıkrası .....Lisansüstü öğrenimini tıpta uzmanlık, diğer mesleklerde doktora öğrenimi olarak tamamlamış bulununlar ile doçentlik unvanını almış olanlar, muvazzaf subaylığa ilk girişlerinde Silahlı Kuvvetlerdeki emsallerinden ve yüzbaşı rütbesinden büyük rütbe verilmemek şartı ile muvazzaf subaylığa nasb edilirler ve nasıpları muvazzaf emsallerinin nasıp tarihine götürülür....... hükmünü amir olup davacının iddia ettiği hususlar ile örtüşmemektedir. Burada Silahlı Kuvvetlerde ihtiyaç duyularak alınan personel amaçlanmaktadır. Diğer bir anlatımla, personele TSK.ne ilk girişlerinde kıdem verilmesi söz konusudur.
Davacının, kendi sınıfı olan yüksek mühendis sınıfı için öngörülen yüksek lisans branşlarında değil, ihtiyaç belirtilmeyen Sivil Havacılık Ana Bilim Dalında doktora eğitimi yaptığı görülmekle kendisine kıdem verilmemesinde yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine aykırı bir durum olmadığı sonucuna varıldığından davacı hakkında tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılıktan bahsetmenin mümkün olmadığı vicdani kanaatine ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle yasal Dayanaktan yoksun bulunan DAVANIN REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
Hava Yer Mühendis Yarbay olan davacının; dava dosyasında yer alan Hava Lojistik Komutanlığının 12 Şubat 1997 tarihli emri ekindeki Sınıflara göre yüksek lisans yapılabilecek Ana Bilim Dallan arasında sayılan Sivil Havacılık Ana Bilim Dalında kendi namına 23.9.1993 tarihinde Doktora programına başladığı; yine mesleğiyle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılan Uçak Bakım Planlamasında Güvenilirlik Analizi İçin Bir Yöntem Geliştirilmesi konulu tez çalışmasını 25.11.1995 ile 3.1.2001 tarihleri arasında tamamlayarak mezun olduğu görülmektedir.
Davacının gerek Doktora eğitimine gerekse Tez çalışmasına başladığı tarihlerde; Hv. K.K.lığı Personel Temin ve Yetiştirme Planında ilgili Sivil Havacılık Ana Bilim Dalının yer alıyor olması nedeniyle, davacının yalnızca Anayasanın 27 nci maddesindeki bilim öğrenme hakkını ve 42 nci maddesindeki eğitim ve öğrenim hakkını kullanmak amacıyla asgari 4 yıl gibi uzunca bir öğrenim yapmış olduğunun düşünülemeyeceği, bilakis günümüzün ağır sosyo ekonomik koşullarında, asgari 4 yıl gibi uzunca bir süre maddi ve manevi fedakarlık ve emek gerektiren zorlu bir öğrenim sürecinde davacıyı en çok motive eden unsurun Personel Temin ve Yetiştirme Planında kendi ana bilim dalının var oluşunu ve öğrenimi sonunda özveri ve emeğinin karşılığı olarak bir yıl mesleki kıdem alacağı beklentisi olduğu açıktır. Davacının öğrenimini bu beklentilerle sürdürürken; Personel Temin ve Yetiştirme Planında değişiklik yapılarak, anılan bilim dalının kaldırılması idari zaruretler nedeniyle makul ve kabul edilebilir bir durum ise de; idari işlemlerde birey ve kamu menfaati dengeleri gözetilmeden, bireyin uzun yıllara yayılan fedakarlıkları ve emeğinin hiç göz önüne alınmamış olmasının hakkaniyete aykırı olduğu, kendi mesleki sınıfıyla-doğrudan ilgili olduğu görülen ana bilim dalında, kendisini daha da yetiştirip geliştirmek amacıyla Doktora öğrenimi yapan davacıya; mezuniyetinden 1-2 ay önce salt plandan çıkarıldığı gerekçesiyle kıdem verilmemesinin; teknolojik çağdaşlaşmaya yöneliş ve gelişimin, daha nitelikli bir insan gücü yapısına kavuşma çabalarının teşvik görmemesi anlamına geleceği, keza aynı ana bilim dalında Doktora öğrenimi değil de, daha kısa süreli eğitim ve öğretimi gerektiren yüksek lisans (Master) eğitimi yapmış olsa idi plan değişikliğinden önce bitirip mesleki kıdem alma imkanına kavuşmuş olacağı gerçeği göz önüne alındığında, Master eğitimi yapma yerine Doktora eğitimi yapma tercihinin yani daha zorlu ve uzun süreli eğitimi seçmenin, fazla okuma ve öğrenmenin, kıdem verilmemesi suretiyle davacı tarafından cezalandırılma olarak algılanması da yine olası ve tamamen hakkaniyete aykırıdır. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ve daha nitelikli bir insan gücü yapısına kavuşma çabalarının en somut ölçütlerinin daha çok araştırma, okuma ve öğrenme olduğu, bu faaliyetlerin ise büyük bir zamana, maddi ve manevi fedakarlığa, emeğe ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. TSK.'ndeki formel hiyerarşik yapının gereği olarak kıdem unsurunun kişilerin motivasyonunda en önemli ve etkin yegane faktör olduğu nazara alındığında; davacının Doktora öğrenimi süresince belirgin olarak kendisine kıdem verileceği beklentisiyle büyük emek sarf ettiği, hiçbir emeğin heba edilmemesi gerektiği, halen görevde olup kendisinin mesleki bilgisinden ve yine mesleği ile ilgili artı değer sayılması gereken Doktora eğitimi sonucu aldığı bilgi ve becerilerinden de istifade edildiğine göre, kişi ve kamu yararları dengesi ve hakkaniyet prensipleri gereğince Hava Yer Mühendis Yarbay olan davacıya kendi mesleğiyle doğrudan ilgili olduğu önceki Personel Temin ve Yetiştirme Planlarında da yer verilmek suretiyle açıkça belli olan ana bilim dalında yaptığı doktora eğitimi nedeniyle bir yıl kıdem verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan; aksi düşünceyle kıdem verilmemesi yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy