(353 S. K. m. 52) (2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 30.11.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında 116 ncı J.Er Eğt.Alayı Kh.ve Srv.Bl.Tk.K.nı olduğu sırada zimmet suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığını, 18 Aralık 1996-30 Ocak 1997 tarihleri arasında tutuklu, 24 Şubat 1997-11 Mart 1997 tarihleri arasında açıkta kaldığını, yargılama sonucunda 2 nci Kor.K.lığı As.Mahkemesinin 26 Mayıs 1999 gün ve 1999/72-397 E.K.sayılı kararıyla beraatine hükmedildiğini, ancak söz konusu kararın mahkemece zamanında tebliğe çıkartıldığını ve idarece davacının nerede görev yaptığı bilindiği halde gerekçeli kararın 2 Mayıs 2000 tarihinde tebliğ edildiğini, idare tarafından hemen tebliğ edilmesi gerekli olan kararın geç tebliğ ve dolayısıyla geç kesinleşmesi nedeniyle davacının terfi işlemlerinin geciktiğini ve eksik maaş aldığını, bu durumun idarenin kusurundan kaynaklandığını, bu süre içinde davacının manevi acı ve ızdırap çektiğini belirterek, Askeri Mahkeme gerekçeli hükmünün geç tebliğ edilmesi nedeniyle rütbe kıdemliliğinin geç yapılmasından kaynaklanan maaş farklarının verilmemesi işleminin iptali ve bu işlem nedeniyle uğranılan manevi zararlara karşılık olmak üzere 3.000.000.000.TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; davacı astsubayın Çanakkale 116.J.Er Eğt.A.K.lığı Bak.Onr.Tk.K.olarak görev yaptığı 1.11.1996 tarihi ve öncesinde işlediği iddia olunan zimmet suçu nedeniyle 18.12.1996 tarihinde tutuklandığı, bu suçtan hakkında kamu davası açıldığı, 30.1.1997 tarihinde tahliye edildiği, 24.2.1997 tarihinde açığa alındığı, 2.Kor.K.lığı As.Mah.nin 11.3.1997 tarih ve E.1997/147, K.1997/54 sayılı kararı ile müsnet suçtan beraatine karar verildiği ve aynı tarih (11.3.1997) itibariyle açığının kaldırıldığı, hükmün Askeri Savcı tarafından temyiz edilmesi nedeniyle temyiz incelemesini yapan Askeri Yargıtay 4.Dairesinin 6.5.1997 tarih ve E.1997/267, K.1997/266 sayılı ilamı ile, hükmün eksik soruşturma nedeniyle bozulduğu, bozmadan sonra yeniden yapılan yargılamada bozmaya uyularak eksikliklerin ikmalini takiben, 2.Kor.K.lığı As.Mah.nin 26.5.1999 tarih ve E.1999/72, K.1999/397 sayılı kararı ile davacının yeniden beraatine karar verildiği, söz konusu beraat kararına ilişkin gerekçeli hükmün 2.Kor.K.lığı As.Mahkemesince 24.8.1999 tarihinde tebliğe çıkarıldığı, anılan gerekçeli hükmün incelenmesinde, sanığın adresi olarak ...halen J.Komd.Tb.K.lığı Taşdelen-SİİRTin yazılı olduğunun görüldüğü, gerçekte ise davacının birliğinin ö.J.Snr.Tb.K.lığı olduğu ve suç tarihi olan 1996'da Taşdelen SİİRT'te konuşlu olmakla birlikte, bu birliğin söz konusu hükmün tebliğe çıkarıldığı tarihte Şenoba-ŞIRNAK'ta konuşlu bulunduğu (Başsavcılık istilamına cevaben bildirilen 2.Kor.K.lığı As.Mah.Kd.Hakimliğinin 16.7.2001 tarihli yazısı ekindeki ö.J.Snr.Tb.K.lığının 13,4.2000 tarihli yazısı fotokopisi), esasen 2.Kor.K.lığı As.Mah.nin 24.8.1999 tarihli, hükmün sanığa (davacıya) tebliğini isteyen yazısının herhangi bir askeri birime ulaştığına dair bir evrak kaydının olmadığının, davalı idare savunmasından açıkça anlaşıldığı, bu yazının yazılmasının üzerinden 7 ay kadar bir süre geçtikten sonra, 2.Kor.K.lığı As.Mah.Kd.Hakimliğince 20.3.2000 tarihinde yazılan tekid yazısıyla hükmün tebliğinin aynı askeri birlik adresinden (J.Tb.K.lığı Taşdelen-SİİRT) istendiği, bu kez tekid yazısının Şenoba-ŞIRNAK'ta konuşlu davacının eski birliği 6.J.Snr.Tb.K.lığına ulaştığı ve bu birlik Komutanlığının 13.4.2000 tarihli yazısı ile davacının son atandığı 121.J Er Eğt.A.K.lığından (Serinyol-HATAY) hükmün tebliğinin (gereğinin) istendiği ve 2.Kor.K.lığı As.Mah.ne de bilgi verildiği, bu yazı üzerine gerekçeli hükmün 2.5.2000 tarihinde 121.J.Er Eğt.A.K.lığı marifetiyle davacıya tebliğ edildiği ve aynı makamın 4.5.2000 tarihli yazısıyla tebellüğ belgesinin 2.Kor.K.lığı As.Mah.ne gönderildiği, 2.Kor.K.lığı Askeri Mahkemesi Kd.Hakimliğince hükmün 22.6.2000 tarihinde kesinleştirildiği ve J.Gn.K.lığının 20.7.2000 tarihli onayı ile davacının ...22.6.2000 tarihinden geçerli olarak Kad.Bşçvş.luğa yükseltilmesi ile Kad.Bşçvş.luk nasıp tarihinin 30.8.1999 tarihine itibar edilmesine... karar verildiği (926 sayılı K.Md.140, Astsb.Sicil Y.ligi Md.76, 77 uyarınca), bu onayın kendisine tebliğinden sonra davacı vekilinin 23.8.2000 tarihli dilekçesi ile davalı idareye başvurarak dava konusu taleplerde bulunduğu, bu başvuruya idarece süresinde cevap verilmemesi üzerine, aynı istemli bu davanın 30.11.2000 tarihinde AYİM'de açıldığı anlaşılmaktadır.
Başsavcılık Düşüncesinde, Askeri Mahkeme gerekçeli hükmünün tebliği ve hükmün kesinleştirilmesi işlemlerinde davalı idarenin bir hizmet kusurunun varlığına işaret edilerek, davanın kabulü yönünde görüş serdedilmişse de, buna iştirak etmeye imkan görülememiştir.
Bilindiği üzere, kamu hukuku alanında işlemlerin organik ayırımı, bunların Anayasa'nın öngörmüş olduğu üç organdan hangisi tarafından tesis edildiğine göre yapılmakta olup; yargı erki tarafından yapılanları yargı işlemi olarak nitelendirilmektedir. Ancak, yargı faaliyeti sırasında da idari nitelikli etkinlik ve işlemler yapılabileceğinden; bir işlemin yargısal özellik taşıyıp taşımayacağı, işlemin hangi işlev nedeniyle yapılmış bulunduğu ve yapılmasında izlenen yöntem dikkate alınarak belirlenebilir.
Anayasa'ca korunan hakim bağımsızlığı ve teminatı, yargı işlevini özellikli bir kamu faaliyeti niteliğine dönüştürmüş; bu nedenle de söz konusu faaliyetten dolayı Devletin sorumluluğu kural olarak benimsenmemiştir. Diğer bir deyişle, Türk hukuk sisteminde yargısal kararlarla bu kararların uygulanmasından, yani yargı fonksiyonunun verdiği zararların tazmini mümkün olmayıp; bu zararlar kamunun zararı olarak değerlendirilir. Yargı yeri ve yargıç, bu faaliyetten dolayı kural olarak sorumlu tutulamaz. Yargı faaliyetinden devletin sorumlu tutulamayacağı kuralının hukukumuzdaki tek istisnası 7.5.1964 tarih ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan Veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesine Dair Kanun olup, kanunda gösterilen durum ve şartlar dışında tutuklananlar ile kanuna uygun olarak tutuklanıp hakkında kovuşturmaya son verme, beraat veya ceza verilmesine gerek olmadığına dair karar verilenler ve ayrıca mahkumiyet hükmü olmakla beraber, tutukluluk süreleri mahkumiyet süresinden fazla olanların uğramış oldukları zararlar Devlet tarafından karşılanmaktadır. Bu konudaki davalar adli yargıda görülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; davanın özünü teşkil eden, gerekçeli hükmün tebliği ve bu tebliğin geç yapılması işlemi ile hükmün kesinleştirilmesi müesseselerinin hukuki nitelendirmelerinin yapılması gerekli bulunmaktadır.
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanununun Kararlar, Tefhim Ve Tebliğ başlıklı Beşinci Bölümü 52 nci maddesinde, Asker kişilere yapılacak tebliğler üst makam aracılığı ile ve ilgiliden alınacak bir belge karşılığı yapılır. Bu belgede tebliğ ve tebellüğ edenin imzaları ile tebliğin yer ve zamanının gösterilmesi lazımdır. denilmekte; aynı Kanunun Cezanın ne vakit ve kimin tarafından yerine getirileceği başlıklı 244 ncü maddesinde, Askeri Mahkemelerce verilen ceza hükümleri, kesinleşmedikçe yerine getirilmez. Askeri Mahkemelerden verilen hükümlerin aslına uygun olduğu ve yerine getirilmesi gerektiği askeri mahkeme kıdemli askeri hakimi tarafından, hükmün altına işaret edilmek suretiyle onaylanır... hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, gerekçeli hükmün salt tebliğ için ilgili Komutanlıklara gönderilmesi keyfiyeti adli bir işlem; tebliğin Komutanlık tarafından yapılması ise idari bir işlem mahiyetindedir. Hükmün kesinleştirilmesinin de adli bir işlem mesabesinde olduğu kuşkusuzdur.
Bu somut ilk tespitin ışığında dava konusu incelendiğinde; 26.5.1999 tarihinde verilen beraat kararına ilişkin gerekçeli hükmün yazılarak tebliğ için Kıdemlik Hakimlikçe gönderildiği 24.8.1999 tarihine kadarki evrede işlemin adli mahiyeti gözetildiğinde, davalı idareye yönelik bir husus söz konusu edilemez. Ancak, bu tarihten, tebliğin yapılabildiği 2.5.1999 tarihine kadar olan safha, yukarıda temas edilen yasa hükmü gereğince idarenin bir görevine ilişkin olduğundan, idari nitelik taşımaktadır. Yukarıda temas edildiği üzere, Askeri Mahkeme gerekçeli hükmünde sanığın (davacının) birlik adresinin doğru bir şekilde saptanmayıp, gönderme yazısının da bu birliğe ya da herhangi bir birliğe ulaşıp ulaşmadığı yedi ay süreyle Askeri Mahkeme Kıdemli Hakimliğince araştırılmamış ve bu lazımeye riayet edilmemiş olması karşısında ve söz konusu yazının herhangi bir askeri birlik evrak kaydında bulunamaması maddi gerçeğinin ışığında, 24.8.1999-20.3.2000 (As.Mah.tekid yazısının yazıldığı tarih) tarihleri ışığında davalı idareye tebliğ konusunda herhangi bir kusur atfetmeye de imkan görülmemektedir. Askeri Mahkemece yazılan 20.3.2000 tarihli tekid yazısının ise 13.4.2000 tarihinde davacının eski birliğinin konuşlu olduğu 6.J.Snr.Tb.K.lığına (Şenoba-ŞIRNAK) ulaştığı ve bu birlikçe aynı tarihte gereği için davacının atandığı yeni birlik adresine gerekçeli hükmün gönderildiği ve Askeri Mahkemeye de bilgi verildiği, bu tarihten kısa bir süre sonra da yeni birlik Komutanlığınca 2.5.2000 tarihinde söz konusu tebliğin yapıldığı ve 4.5.2000 tarihinde tebellüğ belgesinin As.Mah.ye gönderildiği anlaşılmaktadır. 13.4.2000-2.5.2000 tarihleri arasındaki kısa süre de, Şırnak-Hatay arası mesafe düşünüldüğünde tebliğ için makul bir süre olup, herhangi bir gecikmenin varlığından söz edilemez. 4.5.2000-22.6.2000 tarihleri arasındaki dönem de, hükmün kesinleştirilmesi aşamasını kapsadığından, mahiyeti itibariyle adli işlem mahiyetindedir.
Belirtilen bu açıklamadan da net bir şekilde görüleceği üzere, hükmün tebliğine ilişkin idari aşamalarda davalı idare kendisine düşen vecibeyi derhal yerine getirmiş ve herhangi bir gecikmeye yol açmamıştır. Nitekim hükmün kesinleştirildiği 22.6.2000 tarihinden kısa bir süre de 20.7.2000 tarihinde rütbe kıdemliliği onayı işlemi tesis edilmiştir. Buna karşın, bu idari safhanın dışında kalan adli işlem evresinde bazı gecikmelerin olduğu bir gerçektir. Ancak, başlangıçta açıklandığı üzere, söz konusu yargısal işlemler (kısmen tebliğ, kesinleştirme) dolayısıyla, doğduğu öne sürülen zararla idari işlem (geç rütbe kıdemliliği onayı yapılması) arasında illiyet bağının olmaması karşısında; davalı idarenin nihai işleme yönelik bir hukuki noksanlığı ya da tazmin sorumluluğunun varlığından söz edilemeyeceği kuşkusuzdur. Bu nedenle, davacının işleme ve bu işlemden kaynaklandığını öne sürdüğü manevi zarara yönelik iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu görülerek, taleplerinin reddi yoluna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy