(5434 S. K. m. 56, 44) (2709 S. K. m. 56)
Davacı vekili, 9.5.2001 tarihinde AYİM.'nde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Çorlu/Tekirdağ 5 nci Kolordu Savaş İstihkam Tabur Komutanlığı emrinde görev yaparken rahatsızlığına binaen sevk edildiği GATA Psikiyatri Kliniğinde 02.03.1995 tarihinde hastaların hava almak için çıkarıldıkları alanda bulunan sütunlardan birinden yaklaşık 3-4 metre yükseklikten düşerek ağır şekilde yaralandığını ve başkasının yardımına muhtaç olarak yaşayabilecek düzeyde felç olduğunu, müvekkilinin psikolojik olarak rahatsızlanmasında askerlik hizmetinin bir etkisi olmamakla birlikte, mevcut psikolojik rahatsızlığının etkisiyle dikkat yeteneğini tam olarak kullanamayan müvekkilinin gerekli tedbirler alınmadan ve gözetimden uzak olarak çıkarıldığı havalandırma alanında sütunlardan aşağı düştüğünü, daha sonra idare tarafından sütunlar arasındaki bu boşluğun kapatıldığını, dolayısı ile mevcut maluliyetin askeri hizmet esnasında ve kötü işleyen askeri hizmetin sebep ve etkisiyle meydana geldiğini beyan ederek, vazife malulü sayılmama işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ve tahsis dosyasındaki belge ve bilgilerin incelenmesi neticesinde, davacının Çorlu 5.Kolordu İstihkam Tabur Komutanlığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü GATA Psikiyatri Kliniğinde 3.3.1995 tarihinde havalandırma sırasında bahçede bulunan sütunlardan birinden aşağı düştüğü ve değişik tarihlerde toplam 8 ay hava değişimi kullandığı, yaralanma neticesinde GATA Askeri Hastanesinin 20.1.1997 tarih ve 699 sayılı raporuna göre D/10 Fi 1.Askerliğe Elverişli Değildir. 2.Hayati tehlike geçirmiştir. 3.90 gün iş ve gücünden yoksun kalmıştır. 4.Sekel mahiyetinde uzuv tadili olup vücut fonksiyon kayıp oranı %98'e uyar. S.Yaşamını idame ettirebilmek için bir başka şahsın yardım ve desteğine ileri derecede muhtaçtır... kararı verildiği, T.C. Emekli Sandığı Genel Kurulunun 22.2.2001 tarih ve 670 sayılı kararı ile hastalığın oluşumunda askerlik görevinin neden ve etkisinin bulunmadığına karar verildiği, söz konusu kararın 4.4.2001 tarihinde davacının vekiline tebliğ edildiği ve davacı vekilinin söz konusu vazife malulü sayılmama işleminin iptali istemi ile süresi içinde dava açtığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinde; muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde şevkleri esnasında vazife malulü olmaları halinde kendilerine aylık bağlanacağı hükmü getirilmiş, 44 ncü maddede ise malullüğün tanımı, her ne sebep ve suretle olursa olsun, vücutlarında hasıl olan arızalar veya duçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma gelmek olarak yapılmıştır.
Aynı Kanunun 45 ncı maddesinde ise, malullüğün vazife malulü sayılabilmesi için vazifenin yapıldığı sırada ve vazifenin etkisiyle meydana gelmesi koşulu getirilmiştir.
Dolayısı ile somut olayda çözüme kavuşturulması gereken temel husus, davacının maluliyetinin vazifenin yapıldığı sırada ve vazifenin etkisiyle meydana gelip gelmediğinin ortaya konulmasıdır.
Devletin, dolayısıyla idarenin başlıca görevlerinden biri olan yurttaşların hayatını koruma, kamu sağlığını sağlama sağlık hizmeti"nin yürütülmesi ile gerçekleştirilir. İdare, söz konusu kamu hizmetini, kurduğu hastaneler, sağlık kurumları ve gerçekleştirdiği sağlık faaliyetleri ile yerine getirir. Bu, aynı zamanda Anayasal bir buyruktur. (Anayasa Md 56) işte, bu maddi ve hukuki gerçekten hareket eden yasa koyucu, 211 sayılı TSK. İç Hizmet Kanununun bir bölümünü Sağlık işleri"ne ayırmış (md.57-70); aynı şekilde İç Hizmet Yönetmeliğinin önemli bir bölümünde de (md.271-327) TSK. mensuplarının sağlığının korunmasına ilişkin düzenlemelere yer vermiştir. Bu bakımdan, askeri sağlık hizmetleri ve tıbbi tedavi de askeri hizmetin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Bu sağlık hizmetleri de askeri hastaneler, kıt'a revirleri ve dispanserler ile GATA gibi bilimsel kurumlar vasıtasıyla yürütülmektedir.
Dairemizin eski tarihli bir kararında da bu husus çok net ve açık bir şekilde benimsenmiş ve şu gerekçelerle askeri sağlık hizmetleri ve tıbbi tedavi sırasında uğranılan maluliyetlerin, vazife maluliyetine yol açacağı kabul edilmiştir: ...Anayasa'nın 56 ncı maddesinde Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlayacağı, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği hükme bağlanmıştır. İç Hizmet Yönetmeliğinin 89 ncu maddesinde ise her insanın memleketine, aile ve şahsına karşı vazifelerini iyi ve tam olarak yapabilmesinin sağlam ve sağlıklı olmasına bağlı olduğu, özellikle askerlik mesleğinin herkesten tam bir sağlık ve dinçlik istediği, sağlığın temizliğe, spora ve her hususta itidale riayetle korunabileceği, sağlıklı olmayan askerlerin vazifelerini yapamayacakları ve bunun cezasını da hem kendilerinin, hem mesleğinin ve lıem de memleketin çekeceği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi kişilerin sağlığının korunması hem kendi yönlerinden hem de Devlet yönünden bir vazifedir. O halde sağlığın korunması ya da hasta olan bir kişinin sağlığına kavuşturulması için gerekli etkinliklerin yapılması en önemli görevlerden biridir. Bunun sonucu olarak ta özellikle asker kişilerin tedavi edilmeleri sırasında onların vazifeli kabul edilmesi gerekmektedir... (AYİM.1.D. 13.06.1989-tarih ve E.1988/431, K.1989/267 sayılı kararı-oybirliğiyle-) Dairemizin bu içtihadı hakkaniyete ve idare hukuku ilkelerine uygun olduğu kadar, sosyal devlet anlayışının da tabii gereği olan bir düşünceyi benimseyici mahiyeti itibariyle, Anayasa'nın 61 nci maddesinde öngörülen Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar şeklindeki Anayasal buyruğun da bir yansımasından, ibaret bulunmaktadır.
Konunun diğer bir cephesi, erat açısından vazife halinin ne şekilde kabul edilmesi gerektiğidir. Bu husus da yine Dairemizin eski bir kararında çok çarpıcı bir şekilde ele alınıp irdelenmiştir: ...Gerek 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun yukarıda sayılan maddeleri ve gerekse TSK. İç Hizmet ve Askeri Ceza Kanununun vazife ve hizmet ile ilgili madde ve hükümleri birlikte mütalaa edildiği takdirde, erler için vazife halinin daha geniş kapsamlı düşünülmesi gerekmektedir. Erler belli bir disiplin içinde, kendi insiyatifleri olmaksızın ve görevleri bittikten sonra da günün 24 saatini tespit edilmiş olan yerlerde (yatakhane, yemekhane, dershane, çalışma odası, eğitim alanı, istirahat yerleri vs. gibi) geçirmeleri görevinin bir gereği olduğundan, bunlar için vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olmak kavramının geniş düşünülmesi, hizmetin icabı ve TSK.'nin özelliğindendir. Bu itibarla erler eğitim, manevra ve iç hizmetin gerektirdiği görevlerin bittiği ahvalde, bulunmaları gereken yerlerde, 48 nci maddenin saydığı fiilleri işlememek şartıyla ve kendilerinin kusurlu ve kasıtlı hareketleri dışında meydana gelen kazalarda da malul kalırlarsa ve ölürlerse; görevleri bitmiş olsa dahi, bunların kazanın olduğu mahallerde bulunmaları bir iç hizmet talimatı gereği olduğundan, bunlara vazife malulü denilmesi gerekli bulunmaktadır... (AYİM.1.D.nin 21.11.1989 tarih ve E.1989/496, K.1989/474 sayılı kararı, oybirliğiyle)
Eratın sağlık hizmeti, bu meyanda her türlü tıbbi tedavisi (acil müdahaleler ve diğer operasyonlar dahil) de gerek İç Hizmet Kanunu ve gerekse İç Hizmet Yönetmeliği esaslarına uygun şekilde askeri sağlık birimlerince yerine getirilmek zorunda olduğundan; eratın bu sağlık hizmetinin ifası sırasında vazifeli olarak kabulü zorunludur. Çünkü askeri sağlık hizmetlerinin ifası ve yerine getirilmesi sırasında eratın hiçbir insiyatifi bulunmamakta, bu hizmet onların istemi olmasa da zorunlu olarak ciheti askeriyece re'sen yerine getirilmekte ve erat askeri hizmetin bir parçası olan bu faaliyetler esnasında yine de kendisine yüklenen bir vazife (sağlığın korunması) ile karşı karşıya bulunmaktadır.
Keza davacının olay tarihinde duçar olduğu psikolojik rahatsızlığı nedeniyle algılama ve dikkat noksanlığının bulunduğu tıbbi raporlarla ortaya konmuş olduğundan, bu durumdaki davacının gözetimsiz bir şekilde yüksek bir yerde havalandırmaya çıkarılmış olması hizmetin iyi işlemediğini göstermektedir. İdare ajanlarının eylemlerinin sadece tam yargı davaları bakımından değil vazife malullüğü açısından da önem arz edeceği göz önüne alındığında davacının maluliyetinin kötü işleyen hizmetin sebep ve tesiri ile meydana geldiğini kabul etmek gerekeceği kanaat ve sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle; askeri sağlık hizmetinin iyi işlememesinden ve idare ajanlarının hatalı eylemlerinden kaynaklanan nedenlerle maluliyete uğradığı tıbben saptanan Davacının vazife malulü kabul edilerek, kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanması gerekirken, Davalı Kurumca aksi yönde tesis edilen işlem sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı görüldüğünden, İŞLEMİN İPTALİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
5434 sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanununa göre vazife malullüğü aylığı bağlanması için öncelikle maluliyetin, iştirakçinin (Kanun hükmü ile iştirakçi sayılanların) vazifesi esnasında ve ayrıca vazifesinin neden ve etkisiyle meydana gelmiş olması gerekmektedir. (Md.45)
Davacı, tedavi altında bulunduğu Askeri Hastanenin yüksekçe bir sütunundan birkaç metrelik yere düşmesi sonucu malul hale gelmiştir. Bu olayda kendisinin ifa ettiği bir vazifenin ve o vazifenin koşullarının ifa şeklinin etkili olması söz konusu değildir. Düşme olayının, yargı güvenliğinin sağlanmamasından veya davacının hastalığı dikkate alınarak nezaret görevinin ihmalinden kaynaklanmış ise bu eylemden kaynaklanan tam yargı davasına konu olur. Nitekim bu konuda açılan tam yargı davası AYİM.2. Dairesinde halen görülmektedir.
Sonuç olarak, davacının maluliyetinin vazifenin neden ve etkisi ile oluşmadığı görüşüyle çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy