(2709 S. K. m. 125) (2946 S. K. m. 7) (Kamu Konutları Yönetmeliği m. 33)
Davacı, 07 Ağustos 2002 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Küçükyalı Askeri Loj.C-2 Blok 10 numaralı daireye 1nci Ordu K.lığının 05 Eylül 2001 gün ve PER: 6142-334-01/Loj.Ş.(804) (336) sayılı emri ile 02 Ağustos 2001 tarihi itibarıyla sıra tahsisli olarak 5 yıllığına girmeye hak kazandığını, tarafına tahsis edilen bu konutun 1 nci Or.K.lığının 16 Mayıs 2001 gün ve PER: 6124-71-02/Loj.Ş.(71) sayılı emri ile General konutu olarak seçildiğini ve tahliye edileceğini öğrendiğini, bir sene sonra 2 nci bölge görevine gitme durumu olması nedeniyle oturduğu daireyi tahliye etmek istemediğini sözlü olarak Lojman şube müdürüne bildirdiğini, ancak olumlu cevap alamaması üzerine muvafakat belgesi verdiğini ve 01 Haziran 2002 tarihi itibariyle K-1 Blok 3 numaralı daireye taşındığını, ancak bu taşıma nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek, 500 milyon maddi 500 milyon manevi tazminat ödenmesi talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacının 02 Ağustos 1996 tarihinden itibaren C - 2 Blok Daire 10da oturmakta olduğu, 1 nci Or. K. lığının 05 Eylül 2001 gün ve PER: 6124 - 334 - 01 / Loj. Ş. (804) (336) Sayılı emri ile aynı Lojman dairesinin 02 Ağustos 2001 tarihinden itibaren ikinci beş yıllığına davacıya tahsis edildiği, davacıyla birlikte dört personele tahsis edilen, C - 2 ve B - 10 blokları 9 ve 10 numaralı dairelerin K.K.K. lığının teklifi ile general konutu olarak tahsis edildiği, anılan konutların kullanım amacının değiştiğinin MSB. lığının 18 Haziran 2002 tarihli yazısıyla Saymanlık Kayıtlarına geçirildiği, K.K.K. lığının 06 Mart 2002 gün ve İs: 61213401 - 02 / Eml. Ş. (472) Sayılı emrine bağlı olarak 1 nci Ordu K. lığının 16 Mayıs 2002 gün ve PER: 6124 - 71 - 02 / Loj. Ş. (71) emri ile anılan dairelerin (C - 2 Blok 9 - 10; B - 10 Blok 9 - 10 numaralı daireler) tahliye edileceğinin ve davacı dahil bu dairelerde ikamet edenlerin en çok dört tercih yapmak üzere muvafakat belgesi ile başvuruda bulunacaklarının bildirildiği, muvafakat belgesi veren davacının 01 Haziran 2002 tarihinden itibaren K - 1 Blok 3 numaralı daireye taşındığı anlaşılmaktadır.
Kamu Konutları Kanununun 7 nci maddesinde; Kamu Konutları Yönetmeliğinin 33 ncü maddesinde ve Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesinin Dördüncü Bölüm 1 nci maddelerinde konuttan çıkarma sebep ve süreleri sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Konuttan çıkarılma sebepleri; tahsise esas görevin sona ermesi, beş yıllık oturma süresinin sona ermesi, tahsis yapıldıktan sonra oturma şartlarını taşımadığının anlaşılması, sıkıyönetim hali ile bağlı durumlar, staj, kurs, tedavi amaçlı yurt dışına gitme, geçici veya sürekli yurtiçi görevine atanma olarak düzenlenmiş ve bunların dışında başka herhangi bir konuttan çıkarılma sebebine yer verilmemiştir.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinde doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu açıdan idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş olup bu sorunun çözümü öğreti ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Genel kabule göre idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk esaslarına dayandırılmaktadır. Hangi esas üzerinde temellendirilirse temellendirilsin genel olarak idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için, bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir olması, zararlı sonuç ile eylem açısından doğrudan doğruya bir nedensellik bağının bulunması zorunludur.
Somut olayda davacı ikinci beş yıllık oturma hakkı kazandığı konutundan, kendisine tahsis edilen Lojman dairesinin general konutu olarak tahsis edilmesi nedeniyle çıkarılmıştır. Böyle bir sebebin mevcut mevzuatta bulunmadığı açıktır. Ancak davalı idarenin iki general konutuna gereksinimi bulunduğu ve temsil yetkisine sahip iki Birlik Komutanına yine Yönetmelik ve Yönerge gereği konut tahsis etmesi gerektiği ve bu amaçla yeni yapılmakta bulunan lojmanlar bölgesinden dört konutu seçmesi gerektiği ve hizmet gerekleri açısından bunun kaçınılmaz olduğu da açıktır. Kaldı ki davacının konuttan çıkarılarak tamamen dışarıda bırakılması söz konusu olmamaktadır. Olayımızda davalı idarece Yönerge hükümlerinin uygulanmasında içtihadi bir hata yapılmış olup tamamıyla yorumdan kaynaklanan bir durum söz konusudur. Diğer bir deyişle; ortada bir içtihadi hata durumu olduğu kanısına varıldığından, aşağıdaki nedenlerle söz konusu manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Gerek Danıştayın gerekse de mahkememizin yerleşik kararlarında, yargı organlarının idareye nazaran daha geniş bir yorum ve takdir yetkisine sahip olmaları itibariyle, içtihat yoluyla, idarenin bir mevzuat hükmüne verdiği anlamı değiştirmek suretiyle, idareye ne yolda uygulama yapması gerektiğine işaret edebileceği, diğer bir deyişle mevzuat hükümlerinin idarece iyi niyetle ve ciddi surette farklı yorumlanmasından doğan ve bilahare idari yargı organınca hukuka aykırı şekilde nitelenen işlemlerden dolayı bir tazminat talebine hukukilik atfedilemeyeceği, yani bu hallerde idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmayacağı genel kabul görmüş bulunmaktadır. Kanunların yorumundaki ve olayların değerlendirilmesindeki fark nedeniyle doğan zarar olarak da nitelendirilebilen ve kimi yargı kararlarında içtihadi hata şeklinde ifadesini bulan bu istisnai hallerde, işlemin sonuçta hukuka aykırı görülmesi, aynı işlem nedeniyle bir tazminat talebine dayanak teşkil edememektedir.
Bu açıklama ışığında dava konusuna tekrar dönüldüğünde; davacı hakkında davalı idarece tesis edilen konuttan çıkarılma işleminin TSK. Konut Yönergesinin ilgili hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığı, Yönergenin öngördüğü usul ve yollara uyulduğu, ancak Yönergenin konuttan çıkarılma ile ilgili hükümlerinin uygulanması konusunda farklı bir yorum getirildiği ve bu farklı yorum sonucunda bir hukuka aykırılık yoluna gidildiği, dolayısıyla davacı hakkında tesis edilen lojmandan çıkarılma işleminin bir içtihadi hataya dayalı olduğu kanaatine varılmış; bu tespitin doğal sonucu olarak da idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldıran bu hukuki olgu karşısında, davacının manevi tazminat istemi reddedilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde; evin taşınması esnasında eşyalarının zarar görmesini, taşınma masraflarını, digitürk siteminin nakli masraflarını, ev temizliği için yapılan masraflar gibi masrafları maddi zarar olarak belirtmiş ise de bunları belgeleyememiştir. Kesin ve gerçek maddi zararın ortaya konması ve belgelenmesi gerekmektedir. Davacı gerçek zararlarını belgeleyemediğinden maddi tazminat istemi de karşılanmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; yasal dayanaktan yoksun maddi ve manevi tazminat isteminin REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy