(2709 S. K. m. 128) (6183 S. K. m. 1) (AYİM 1 D. 15.06.1999 T. 1998/886 E. 1999/661 K.)
Davacı 7 Haziran 2002 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; 7 Eylül 2000 tarihinde yüksek lisans eğitimi görmek üzere ABDne gönderildiğini, yurtiçi ödeneklerinin Türkiyedeki maaş hesabına yatırıldığını, bu parayı ailesinin istifadesine sunduğunu, Eylül 2000 - Ekim 2001 tarihleri arasında herhangi bir sorun çıkmadığını, Aralık 2001 tarihinde babasından Aralık 2001 maaşının yatırılmadığını öğrendiğini, bu durumunun Nisan 2002 tarihine kadar devam ettiğini, diğer arkadaşlarının ödeneklerini tam olarak aldığını, yaptığı görüşmede ödenen, tüm ödeneklerden yasal kesintiler yapıldıktan sonra geri kalan kısmının % 60ının ödenip % 40nın kesilmesi gerektiğini öğrendiğini, davalı idarenin 13 ay boyunca kendisine tam ödeme yaptığını, Ocak, Şubat, Mart, Nisan 2002 maaşlarının tamamına el koyan idarenin borcu bitene kadar kesintiye devam etmeyi düşündüğünü, ödemelerden doğan borcun 7.602.110.000 TL. olduğunu, 15 Nisan 2002 tarihi itibarıyla % 60 yasal faizin 3.500.000.000 TL. olduğunun söylendiğini, müracaatları sonucunda Nisan 2002 maaşının ve dört ay boyunca kasada tutulan Aralık - Mart 2002 dönemine ait ödeneklerin % 60ı olan 2.967.566.999 TL. nın kendisine ödendiğini, %40ı olan 1.917.320.000 TL.nın ise saymanlığa yatırıldığını, bir dizi hatalar sonucunda mağdur edildiğini belirterek yasal dayanaktan yoksun haksız işlemin iptali ile özlük haklarının kendisine iadesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ile idarenin savunması ekinde gönderilen belgelerin incelenmesi neticesinde; ABDde yüksek lisans öğrenimine gönderilen davacıya Eylül 2000 - Kasım 2001 tarihlerinde tam maaş ödendiği, Bakanlar Kurulunun 14 Mart 1991 tarih ve 91/1602 Sayılı kararı ile getirilen aylığın %60 ının ödeneceği şeklindeki hükmün sonradan farkına varılması üzerine Aralık 2001 aylığının ve takip eden Ocak - Nisan 2002 aylıklarının tamamının kesildiği ve ödeme yapılmadığı, davacının Türkiyeye dönmesinden sonra yapılan hesaplamalar sonucunda davacıya 7.629.240.000 lira fazla ödeme yapıldığının, davacıdan bu miktarın 2.204.860.000 TL. nin tahsil edilmesi sonucu geriye 5.424.380.000 TL. nin faizi ile birlikte tahsil edilmesi gerektiğinin tespit edildiği, Ankara Defterdarlığı Hava Lojistik Komutanlığı Saymanlık Müdürlüğünün 16.5.2002 tarihli işlemi ile söz konusu miktarın faizi ile birlikte takas yoluyla tahsil edilmesine ve 15.06.2002 tarihinden itibaren aylığının, kalan borç tamamlanıncaya kadar hemen hemen tamamının kesilmesine karar verildiği, davacının bu işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Anayasanın 128/2 nci maddesinde Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. hükmü yazılıdır. Madde, memur ve kamu görevlilerinin sayılan hususlarda yasal güvenceye tabi olacakları esasını getirmiştir.
Aylık, ödenek ve diğer özlük haklarında sağlanan güvence; bunların kanunlarla düzenlenmesi yanında, bu gibi akçalı işlerden hangi kesintiler yapılabileceğinin yine kanunlarda gösterilmesini de kapsar. Özlük işlerinin miktarları ile niteliklerinin yasal düzenlemelerde yer alması başlı başına amaçlanan güvenceyi sağlayamaz. Özlük haklarından hangi kesintiler yapılacağının yasal düzenlemelerde öngörülmemesi, müdahaleye açık olduğu, şu ya da bu gerekçelerle kesintiler yapılabileceği olasılığını gündeme getirebilecektir ki, bu anayasal yönden sağlanmak istenen güvencenin güvencesizliğe dönüşmesi sonucunu doğurabilecektir. O halde aylık ve ödenekler ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceğine yönelik Anayasanın 128/2 nci maddesinde öngörülen kural aynı zamanda özlük haklarında yapılacak kesintilerin kanuniliği ilkesini de beraberinde getirmiştir denilebilir. Bu, kamu görevlisine sağlanmak istenen güvencenin doğal sonucudur. Nitekim 193 Sayılı Gelirler Vergisi Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu, 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu 205 Sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunu gibi yasal düzenlemeler bu alanda memur ve kamu görevlilerinin akçalı işlerinde yapılabilecek kesintilere gösterilebilecek yasal somut kaynaklardır.
İdarenin, akitten, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden doğan alacakları hakkında 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunun uygulanamayacağı aynı Kanunun 1 nci maddesinde açık olarak belirtilmiş bulunmaktadır. Yanlışlıkla davacıya fazla aylık tahakkuk ettirildiğine göre, bu sebepsiz zenginleşmeye dayanmaktadır. O halde bu tür bir borcun doğrudan doğruya ilgilinin aylığından kesilmesi yasal olarak mümkün değildir.
Aylık ve diğer özlük haklarından kesinti yapılmasının bir diğer kaynağı kesinleşmiş yargı kararlarıdır. Kesinleşmiş yargı kararlarının infazı amacıyla, kamu görevlisinin aylık ve özlük haklarına başvurulması söz konusu olabilecektir. Davacı hakkında da böyle bir yargı kararı mevcut değildir. Devlet Memurunun haksız fiil ile idareyi zarara uğratması halinde devlet alacağının hükmen tahsili esasının benimsendiği hukuk düzenimizde, devlet memurunun yada daha geniş bir terimle kamu görevlilerinin idare aleyhine sebepsiz zenginleşme sağladıkları durumlarda farklı düşünmenin; idarenin alacağını kendiliğinden ve aylıktan kesinti yapmak suretiyle geri alabilmesini kabul etmenin imkanı bulunmamaktadır.
İdarenin hatalı ödemelerini intaç eden işlemlerini 60 günlük dava açma süresi içinde geri alabileceği gibi idari işlemin uzunca bir süre uygulanması sonucu yapay bir sağlık kazanmasına neden olmayacak (idari istikrar) süreçte de geri alabileceği ve böylelikle hatalı işlemin uygulanmasından dönüş yapabileceği söylenebilir ise de, bu hatalı işlemin tesisinde hiç rol oynamamış, hilesi, aldatması bulunmayan ilgililere ödenen miktarları, herhangi bir yasal kurala veya mahkeme kararına dayanmadan tahsil amacıyla tesis ettiği işlemi, sebep unsuru bakımından hukuka uyarlı bulmak olanaksızdır. Esasen davalı idarenin davacının aylık ve özlük haklarına el uzatmasını haklı kılan ve buna yetki veren bir düzenleme bulunmadığından, bu alanda işlem tesis ederken olmayan bir yetkinin kullanıldığından söz açılabilir. Davalı idarenin, fazla ödenen aylığın davacının aylık ve özlük haklarından kesinti yaparak tahsiline araç kıldığı işlem, hukuka uyarlı bulunmayan bir işlemdir.
İşlemin hukuka aykırılığı belirlendiğine ve davacının aylık ve özlük haklarından yasal kurallar ile kesinleşmiş yargı kararına dayanmadan kesintiler yapılamayacağına göre, davalı İdare hatalı yaptığı ödeme farklarını Borçlar Kanununun Haksız zenginleşme kurallarına dayanarak geri isteyebilecektir. (AYİM 1.D.15.6.1999 T, E.1998/886, K.1999/661) Dolayısı ile davalı fazla ödemeyi şayet haklı ise; idari işlem tesisi veya direk aylıktan kesme şeklinde değil sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca bunu adli yargı yolunda dava konusu edebilecektir.
Bu itibarla davacının aylığından doğrudan doğruya kesinti yapılması konusunda ne bir kanun hükmü ne de kesin bir mahkeme kararı vardır. Bunun sonucu olarak da, davacının yurtdışında öğrenim gördüğü sırada hataen kendisine fazla aylık ödendiği yolundaki iddia üzerine aylığından kesinti yapılması işleminin bariz şekilde hukuka aykırı düştüğü açıkça görülmektedir. Tesis edilen işlemin Bakanlar Kurulu Kararına dayanılarak yapılmış olması ve ilk nazarda hemen fark edilebilecek çok ağır bir hata olarak değerlendirilmediğinden işlemin yokluğuna değil iptal olunabilirliğine karar verilmiş ve iptali cihetine gidilmiştir.
Sonuç olarak; hukuka aykırı surette tesis olunan aylıktan resen kesinti yapılası işleminin İPTALİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy