(926 S. K. m. 38) (1632 S. K. m. 66) (4616 S. K. m. 1) (Any. Mah. 19.07.2001 T. 2001/3 E. 2001/3 K.)
Davacı 22.10.2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 23.01.1989-18.04.1989 tarihleri arasında işlediği firar suçundan 5 ay hapis cezası aldığını, bu cezanın 63 gün olarak infaz edildiğini, 22.12.2000 tarih ve 24268 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4616 Sayılı Kanun ile 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanununun 66/1-a maddesinde düzenlenen firar suçunun da erteleme kapsamında olduğunu, eğer aldığı cezayı çekmemiş olsaydı, 4616 Sayılı Kanundan yararlanarak cezasının erteleneceğini ve böylece bu cezanın olumsuz sonuçlarından etkilenmeyerek emsalleriyle birlikte 30 Ağustos 2002 tarihinde yarbaylığa terfi etmiş olacağını, Anayasa Mahkemesinin 19.07.2001 gün ve 2001/3-3 E., K. Sayılı Kararı ile 4616 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce cezası infaz edilen kişilerinde 4616 Sayılı Kanun ile getirilen haklardan yararlanmasının mümkün olduğunu ve feri cezalar ile hak yoksunluklarının ortadan kalkacağına karar verildiğini, aynı durumun kendisi için de geçerli olacağını bu nedenle 30 Ağustos 2002 tarihinde terfi etmesi gerektiğini belirterek, 30 Ağustos 2002 tarihinde yarbaylığa terfi ettirilmemesi işleminin iptalini talep etmiştir. Rütbe tefi şartları ve esasları 926 Sayılı Kanunun 38 nci maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; bir subayın terfi edebilmesi için rütbeye mahsus bekleme süresini tamamlamış olması, rütbeye mahsus normal bekleme süresinin binbaşılarda üç, albaylarda iki yıllık diğer rütbelerde üçte ikisi oranında yıllık sicili bulunması, Subay Meslek Programları Yönetmeliğinde gösterilen kıta hizmetlerini yapmış olması, üst rütbe kadrosunda açık bulunması gerekmektedir.
926 Sayılı Kanunun 30 ncu maddesine göre; binbaşı rütbesinde bekleme süresi 5 yıldır. Davacı binbaşılığa 30.08.1998 tarihinde nasbedildiğine göre 5 yıllık normal bekleme süresini 30.08.2003 tarihinde tamamlamaktadır. 30.08.2002 tarihinde bekleme süresinin henüz 4 yılını tamamlamış olan davacının bu tarih itibariyle rütbe terfi koşullarını taşımaması nedeniyle 30.08.2002 tarihinde yarbaylığa terfi ettirilmemesi işleminde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Dava dosyası ile özlük-sicil dosyasının incelenmesi neticesinde; davacının 23.01.1989-18.04.1989 tarihlerinde firar suçunu işlediği, bu suçtan dolayı beş ay hapisle cezalandırıldığı, cezasının 63 gün olarak infaz edildiği, MSB. lığının 19 Ekim 1989 tarihli işlemi ile tutuklulukta, firarda ve cezanın infazında geçirdiği, 149 günün 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 36/a maddesi gereğince kıdeminden düşülerek 30.08.1985den üsteğmenlik nasbının 27.01.1986 olarak düzeltildiği, buna bağlı olarak davacının 30.08.1992 tarihinde yüzbaşılığa, 30.08.1998 tarihinde de binbaşılığa terfi ettirildiği, binbaşılıkta beş yıllık süresi 30.08.2002 tarihinde dolmadığı için bu tarihte yarbaylığa terfi ettirilmediği anlaşılmıştır.
Davacı 30.08.2002 tarihinde yarbaylığa terfi ettirilmesi gerektiği iddiasını 4616 Sayılı Kanuna ve Anayasa Mahkemesinin bu Kanununun uygulanmasıyla ilgili bir kararına dayandırdığı görülmektedir. 4616 Sayılı Kanun hükümleri incelendiğinde, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş ve infaz edilmiş, infazı tamamlanmış mahkumiyetlerle ve bunlara bağlı idari sonuç ve yaptırımlarla ilgili bir düzenleme getirmediği görülmektedir. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin Siyasi Partilerin denetimi ile ilgili olarak verdiği kararların emsal olma ve diğer mahkemeleri bağlayıcı olma niteliği bulunmamaktadır. Somut olayda davacının talebi doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin bahsi geçen kararındaki kabul ettiği yönde bir sonuca varmak idarede istikrar ve güveni kökünden sarsıcı sonuçlar doğuracaktır.
Davalı idarenin ve Başsavcılığımızın da işaret ettikleri gibi davacının nasbının aleyhine düzeltilmesinde dikkate alınan unsurun sadece infaz edilen mahkumiyetinin değil aynı zamanda firarda geçen süre olduğudur. 926 Sayılı Kanunun 36/a maddesinde firar veya izin tecavüzünde bulundukları askeri mahkeme kararı ile sabit olanların firarda veya izin tecavüzünde geçen sürelerinin kıdemden düşüleceği açıkça belirtilmiştir. Buna göre davacının firar suçundan aldığı cezanın infaz süresi gözardı edilse bile, firarda geçirdiği süre kıdeminden düşüldüğünde davacının nasbının bir yıl aleyhine düzeltilmesi söz konusudur. Dolayısıyla infazda geçen sürenin dikkate alınmaması davacının lehine sonuç doğurmamaktadır.
Yukarıda da temas edildiği üzere bağlayıcı olmaması bir yana; bahse konu Anayasa Mahkemesinin kararındaki konum infazı bitmiş ancak süre gelen ferii yaptırımların değerlendirilmesinde direk etkiden bahsedilebilinecek iken; davanın konusunda ceza infazı bitmiş; keza bunun hukuki sonuçlarını doğuran ve uygulamaya idari işlemler şeklinde yıllar önce konulan, şu anda ancak bu işlemlerin dolaylı etkisinden bahsolunabilecek bir durum varit olduğundan davacıyı iddiasında haklı görmek mümkün olmamıştır.
Sonuç olarak yasal dayanaktan yoksun bulunan DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy