(926 S. K. m. 36) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 116) (Anayasa Mahkemesi 12.12.1989 T. 1989/11 E. 1989/48 K.)
Davacı, 21 Ocak 2002 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; İngilizce öğretmeni olarak görev yaptığını, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Kaynakları Yönetimi ve Gelişimi Ana Bilim dalındaki yüksek lisans öğrenimini 13.12.2000 tarihinde bitirdiğini, bu öğreniminden dolayı kendisine kıdem verilmesi gerekirken SSYnin 116 ncı maddesi (b) fıkrası hükmü gerekçe gösterilerek kıdem verilmediğini, bu işlemin hukuka aykırı olduğunu, zira lisansüstü öğrenim gördüğü alanın kendi sınıfı ile ilgili görevini yerine getirmede katkı sağladığını, genel niteliklerin gelişmesine katkı sağladığını, öğretmen olması nedeniyle sınıfların yönetim ve organizasyonu ile bölüm başkanlığı, grup başkanlığı, öğrenci amirliği gibi görevleri yerine getirirken yönetim ve organizasyon öğreniminin kendisine yardımcı ve yararlı olacağını, bu dalın İngilizce öğretmenleri bakımından planda yer almamasının eşitliğe aykırı olduğunu belirterek, lisansüstü öğrenim kıdemi verilmemesi işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı idare savunmasında özetle, davacının lisansüstü öğrenim gördüğü İnsan Kaynakları Yönetimi ve Gelişimi branşının 2000-2005 KKKlığı Uzman Personel Temin ve Yetiştirme Planında İngilizce öğretmeni sınıfı için kıdem verilecek branşlar arasında sayılmadığını, bu nedenle dava konusu işlemin hukuka uygun bulunduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Dava konusu olay ve ilgili mevzuat incelendiğinde; 926 Sayılı TSK. Personel Kanununun 445 Sayılı K.H.K.nin 2nci maddesi ile değişik 36. maddesinin (23.1.1992; 3768/2 S.K. ile aynen kabul) (d) fıkrasının ikinci bendinde; Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan dallarda yüksek lisans (bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, master) öğrenim yapanlara bir yıl, bunlardan doktora yapanlara bir yıl, doğrudan doktora yapanlara iki yıl, doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl kıdem verileceği hükmü getirilmiş olmakla yüksek lisans kıdeminin verilebilmesi için kanun ile belirlenen koşulun Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planlarında belirtilen dallarda öğrenim görme olduğu açık olmakla, kıdem her yüksek lisans tahsili yapan subaya değil bu şartı sağlayarak yüksek lisansı tamamlayanlara verilmek durumundadır. Ayrıca Subay Sicil Yönetmeliğinin 116/b maddesinde de Kanuna paralel olarak lisans üstü kıdeminin verilebilmesi için öğrenimin Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planında belirtilecek ihtiyaç duyulan dallarda yapılması hususunun tekrarlandığı kabul edilmektedir.
Dava dosyası ile idare tarafından gönderilen belgelerin incelenmesi sonucunda davacının durumu değerlendirildiğinde SSYnin 116 ncı madde (b) fıkrasında sayılan diğer koşulların gerçekleştiği ancak, davacının mezun olduğu İnsan Kaynakları Yönetimi ve Gelişimi dalının KKKlığı 2000-2005 Uzman Personel Temin ve Yetiştirme planında İngilizce öğretmeni sınıfı için kıdem verilecek branşlar arasında sayılmadığı görülmektedir.
Burada çözümlenmesi gereken husus, davacının da dava dilekçesinde ileri sürdüğü üzere, idari düzenlemelerle planlarda yapılan değişikliklerinin kişilerin statülerinde bir değişiklik getirip getiremeyeceğinin tespitidir. Diğer bir deyişle: evvelce yürürlükte olan hükümlere göre, bir şahıs lehine tesis edilen işlemler artik o birey için kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilindiği üzere; temelde asli bir yetkiye dayanılarak yürürlüğe konulan yasa ile bağlı bir yetkiyle çıkarılan tüzük, yönetmelik, kararname gibi yürütmenin genel düzenleyici işlemlerini içeren kural işlemler, nesnel ve genel hukuksal durumlar yaratırken düzenledikleri konularda statü oluştururlar. Kişilerin bu statülere alınmaları özel ve kişisel bir işlemle (şart, işlemle) olanaklıdır. Nesnel ve genel hukuksal durumun bu şart işlemle özel hukuksal duruma dönüşmesi kazanılmış hak yönünden yeterli değildir. Nitekim bir kişinin memur ya da emeklilik statüsüne sokulması, bu statüde hiçbir halde değişiklik yapılmayacağı anlamına gelmez. Kural işlemler her zaman değiştirilebilir ya da yargı organları tarafından Anayasaya veya yasaya aykırı görülerek iptal edilebilir. Kural işlemin değişmesi ya da ortadan kaldırılması, ona bağlı kişi ile ilgili şart işlemi de etkiler. Bu durumda ilerisi için kazanılmış haktan söz edilemez. Ancak kişi, yeni kural tasarrufa göre oluşan statüde yerini alır. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan (maaş gibi) tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş, kişisel alacak niteliğine dönüşmüş kişisel haklar için söz konusudur (Any. Mah.12.12.1989 gün ve 1989/11, E.1989/48, K. Sayılı kararı).
Davacının daha önceki plan hükmüne göre başladığı Yüksek Lisans eğitimini, planın yürürlükte olduğu süre içerisinde bitiremediği için daha sonra yapılan değişiklik açısından henüz kendisine kıdem verilmediğinden durumu kazanılmış hak olarak değerlendirilememektedir.
Zira, davacı hakkında yapılmayan kıdem işlemi, onun hakkında direkt olarak yapılan sübjektif bir tasarruf değildir. İşlem, sadece objektif bir şekilde getirilen ölçütlere göre yapılan bir faaliyetin sonucudur ve herkes için eşit şekilde ve yine uygulandıkları kişinin kendi kazanımlarından başka bir husus katılmadan yapılmaktadır. Bu itibarla, bu tasarrufun davacının hukuksal varlığında kazanılmış hakka konu teşkil edebilecek pozitif bir kalemi teşkil edebilmesi ve giderek kazanılmış haklar için getirilen hukuksal Korumadan istifade edebilmesi niteliği itibariyle olanaksızdır.
Yapılan isler, İdare Hukukunun genel nitelikteki istikrar ilkesine de aykırılık teşkil etmemektedir. Zira idari istikrar ilkesi; yasaya aykırı olan bir işlemin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra yarattığı hukuki sonuçların korunması prensibidir. Diğer bir deyişle, idarenin, yasaya aykırılığından bahisle işlemlerini, ilgililerin hileli davranmalarına dayalı olmadığı taktirde her zaman geri almasının kabul edilmemesi ve bu ilkenin uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim Danıştayımızda da, kolayca veya ilk bakışta anlaşılabilecek açık hataların ürünü olan idari işlemlerin ilgililere hak bahsetmeyeceği kabul edilmekle birlikte, ilgilinin kişisel ve ağır kusuru bulunmadığı takdirde, bu gibi durumlarda dahi aradan uzun zaman geçtikten sonra geri almanın mümkün olmadığı yolunda bir içtihat yerleşmiş bulunmaktadır. Görüldüğü üzere; İdari istikrar ilkesinden bahsedebilmek için, yasaya aykırı bir idari işlem tesis edilmeli, bu işlem kişiye hak bahsetmeli ve aradan uzun süre geçtikten sonra hatanın anlaşılmasına rağmen artik geri alınamaması söz konusu olmalıdır. Halbuki, dava konusu olayda tesis edilen işlemde yasaya aykırı bir husus söz konusu değildir. Aksine yürürlükte olan mevzuata uygun olarak tesis edilmiş bir idari işlem mevcuttur.
Öte yandan davacı aynı Enstitünün ayni Bölümünde aynı branşta yüksek lisans öğrenimini tamamlayan başka bir İngilizce öğretmeni subaya kıdem verilirken kendisine verilmemesinin eşitliğe aykırı olduğu iddiası da yasal dayanaktan yoksundur. Zira emsal gösterdiği personel öğrenimini 1998 yılında tamamlamış ve o tarihte yürürlükte bulunan Plan gereği kendisine kıdem verilmiştir. Davacı yüksek lisans öğrenimini Aralık 2000 tarihinde tamamlamıştır. KKKlığının 2000-2005 İnsan Gücü Temin ve Yetiştirme Planı ise Temmuz 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
K.K.K lığının Personel Temin Yetiştirme Planının yürürlükte olduğu 1995-2000 yıllarındaki süre içerisinde Planda İnsan Kaynakları Yönetim ve Gelişimi Ana Bilim Dalı sayıldığından kıdem verilmesi ile aynı dönemde bitiremeyen ve eğitimini tamamlayıp başvuruda bulunduğu tarihte yürürlükte olan K.K.K lığının 2000-2005 Personel Temin Yetiştirme Planında İngilizce öğretmeni subaylar için bahse konu dalın bahsedilmemesi nedeniyle davacıya kıdem verilmemesi işleminin eşitlik ilkesine aykırı olduğu söylenemez. Zira, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere Anayasanın 10ncu maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülmez. Bu mutlak yasak birbirinin aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir. Özellikle aykırılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasanın amaçladığı eşitlik hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelik ve durumları özdeş olanlar arasında yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre eşitliği bozduğu iddia edilen kural haklı bir nedene dayanmakta veya kamu yararı amacıyla yürürlüğe konulmuş ise bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez.
Belirtilen nedenlerle, farklı tarihli Planların uygulanmasından doğan farklılığın Anayasanın eşitlik ilkesi ile adalet ve hakkaniyet kurallarına aykırı bir yönünün bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Davacının, kendi sınıfı olan İngilizce öğretmeni sınıfı için öngörülen yüksek lisans branşlarında değil, ihtiyaç belirtilmeyen İnsan kaynakları Yönetimi ve Gelişimi Ana Bilim Dalında Yüksek Lisans eğitimi yaptığı görülmekle kendisine kıdem verilmemesinde yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine aykırı bir durum olmadığı sonucuna varıldığından davacı hakkında tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılıktan bahsetmenin mümkün olmadığı vicdani kanaatine ulaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun bulunan DAVANIN REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy