(1602 S. K. m. 40, 63)
Davacı, 23 Ocak 2002 tarihinde AYİMde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; TSKnden resen ayırma işlemine tabi tutularak 4 Aralık 1999 tarihinde ilişiğinin kesildiğini, söz konusu işlemin AYİM 1 nci D.Bşk.lığınca iptali üzerine 20 Temmuz 2001 tarihinde göreve başladığını, ödenmemiş olan özlük haklarının bir bölümünün 13 Eylül 2001 tarihinde, bir bölümünün de 30 Kasım 2001 tarihinde kendisine ödendiğini, ancak Aralık 1999 - Haziran 2001 tarihleri arasındaki aylık özlük haklarının tahakkuk işleminin zamanında yapılmaması ve yasal faizinin ödenmemesinden dolayı mağdur olduğunu belirterek aylık ve özlük haklarının yasal faizinin ödenmemesi işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası ile davacıya ait resen ayırma işleminin iptali istemine ilişkin Gensek N0:2001/399, Arşiv No: 47583 numaralı dosyanın incelenmesi neticesinde; davacı hakkında resen ayırma işlemi tesis edilerek 13 Aralık 1999 tarihinde ilişiğinin kesildiği, işlemin iptali istemiyle açtığı dava sonucunda AYİM 1 nci Dairesinin 13 Şubat 2001 gün 2000/540 E, 2001/175 K, sayılı kararıyla işlemin iptal edildiği, karara karşı davalı idarece karar düzeltme yoluna başvurulduğu ve talebin AYİM 1nci Dairesinin 10 Nisan 2001 gün 2001/449 E, 2001/499 K. sayılı kararıyla reddedilerek 16 Nisan 2001 tarihinde davalı idareye, 27 Nisan 2001 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, MSBlığının 3 Mayıs 2001 tarihli onayı ile muvazzaf olarak göreve iadesi uygun bulunan davacının 1 nci P.Tuğ. 1 nci P.Tb.Kh.Bl.K.lığına ataması yapılarak 20 Temmuz 2001 tarihinde göreve başladığı, davalı idarenin Maliye Bakanlığının Genel Tebliğ uyarınca davacının Ocak 2001-Temmuz 2001 ve Kasım 1999 - Aralık 2000 dönemine ait maaş ödemeleri için duyun isteği yaptığı, davacıya 13 Eylül 2001 tarihinde 3.125.040.000.TL., 30 Kasım 2001 tarihinde 5.030.980.000.TL.si ödeme yapıldığı, aylık ve özlük haklarının ödenmesi ve bunlara faiz uygulanması gerektiği yolunda idareye herhangi bir başvurusu bulunmadığı görülen davacının 23 Ocak 2001 tarihinde bu davayı açtığı görülmektedir.
Davada süre aşımı bulunup bulunmadığını açıklığa kavuşturmak için öncelikle söz konusu davanın, iptal davasının karara bağlanması üzerine açılan bir tam yargı davası mı yoksa iptal kararının gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle açılan bir tam yargı davası mı olduğunun tespiti gerekmektedir.
1602 Sayılı AYİM Kanunun 40 ncı maddesine göre AYİMde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. 1602 Sayılı AYİM Kanun 63 ncü maddesinde Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve işlem tesis etmeyen idare aleyhine AYİMnde tam yargı davası açılabileceği düzenlenmiştir.
Davacının, hakkında tesis edilen işlemin iptali üzerine kararın tebliği tarihinden itibaren 60 gün içinde aylık ve özlük haklarının ödenmesi ve buna faiz uygulanması için herhangi bir başvuruda bulunmadığı ve dava açmadığı sabittir. Ancak davalı idare kendiliğinden davacıya söz konusu aylık ve özlük haklarını ödemek üzere işlem tesisi yoluna gitmiş fakat aylık ve özlük haklarına faiz ödememiştir. Söz konusu olayda davacının uğradığı zarar, resen ayırma işlemine tabi tutulmak suretiyle yoksun kaldığı aylık ve özlük hakları toplamı ile söz konusu özlük haklarını tahakkuk edecek ay ve tarihlerde almayıp iptal kararı sonrasında statüye yeniden alındıktan sonra kendisine iki kerede ödeme yapılması nedeniyle uğradığı faiz kaybından ibarettir.
Dava konusunda asıl alacak, iptal kararı üzerine ve başka herhangi bir yargı kararına gerek kalmaksızın idarece resen hesaplanıp davacıya ödenmiş, feri alacak olan faiz ise ödenmemiştir. Esasen asıl ve feri alacak son derece iç içelik ve bütünlük arz etmektedir. Faizin, ayırma işlemi sonucu ortaya çıkan zararın parçası olduğunda şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı idarenin asıl alacakla birlikte faizi de ödemesi gerekmekte iken bu yönde işlem tesis etmediği, dolayısıyla iptal kararının icaplarına göre işlem tesis etmemiş olduğu, davacının 30 Kasım 2001 tarihinde kendisine yapılan son ödemeye kadar faiz ödemesi yapılabileceğini beklediği, bu tarihten sonra ödeme yapılmadığı hususuna muttali olduğu ve dolayısıyla 23 Ocak 2002 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bilindiği üzere, konusu bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borçlarda, borcun doğduğu ve veya muaccel olduğu tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, kısa veya uzun bir süre geçmiş olabilir. İşte faiz, borçlunun böyle bir süreden faydalanması dolayısıyla alacaklıya, kanun veya sözleşme gereğince ve bir oran dahilinde olmak üzere ödenmesi gerekli olan para miktarıdır. Faiz borcu hukuki mahiyeti itibariyle feri bir borçtur. Çünkü, faiz borcunun doğumu ve hatta kural olarak varlığı, asil borcun doğumu ve varlığına bağlıdır. Faiz, alacağın bir bölümü olmayıp onun feri niteliğinde ve fakat ayrı bir alacaktır. Yukarıda da izah edildiği üzere davacıya, hakkında tesis edilen işlemin iptali sonrasında statüye alındıktan sonra özlük haklarının kendisine toptan verilmesi nedeniyle uğradığı asıl alacak yanında değer kaybı eksikliği olan faiz alacağının da idare tarafından ödenmesi gerekmektedir. Aksi yönde tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; statü dışında geçen sürelere ait olup idarece ödenen aylık ve özlük haklarına faiz uygulanmaması işleminin İPTALİNE,
Söz konusu tutarlara dava tarihinden ödeme tarihine kadar % 60 (Yüzde Altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy