(1602 S. K. m. 35/a, 40)
Davacı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde 28 Ocak 2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 30 Ağustos 1996 tarihinde Deniz Harp Okulu'ndan mezun olduğunu, çeşitli birliklerde görev yaptıktan sonra eşinin 1999-2001 yılları arasında A.B.D.'de yüksek lisans eğitimine tefrik edilmesi üzerine aile bütünlüğünün bozulmaması için yurt dışı izin talebinde bulunduğunu, talebinin uygun görülmesi ile 1 Eylül 1999-1 Nisan 2001 tarihleri arasında izine ayrıldığını, belirtilen sürede hiçbir özlük hakkından faydalanamadığım, maaş alamadığını ve iki yıl terfi edemediğini, halbuki aynı durumda olan başka bir subaya eşi gibi olanak sağlandığını, özlük haklarında bir kayıp söz konusu olmadığını, anılan personel ile eşit durumda olmasına ve aynı statüde bulunmasına rağmen aynı haklardan yararlandırılmamasının Anayasanın 1O uncu maddesinde yer alan eşitlik ilkesine keza; kamu yararına da aykırı olduğunu belirterek iki sene rütbe kaybı işleminin iptaline, buna bağlı olarak ödenmeyen özlük haklarının verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası, AYİM. Genel Sekreterliğinin 1 Nisan 2002 tarihli yazısıyla davalı idarenin süre uzatılması istemi bulunduğu için bu konuda bir karar verilmesi istemiyle Dairemize gönderilmiştir.
Dava dilekçesinden, Davacının 30 Ağustos 1996 tarihinde subay nasbi edildiği, eşinin yurt dışına eğitime tefrik edilmesiyle birlikte aile düzeni bozulmaması için 1 Eylül 1999- 1 Nisan 2001 tarihleri arasında yurt dışı izin talebinde bulunduğu, talebinin uygun görülmesi üzerine izinli olarak görevinden ayrıldığı için her türlü özlük haklarından mahrum kaldığı, 2 Nisan 2001 tarihinde yurda dönerek tekrar görevine başladığı, yurt dışında geçen bir buçuk yıllık izin süresinin rütbe bekleme süresinden sayılarak nasıp düzeltilmesi yapılması ve buna bağlı olarak özlük haklarının ödenmesi için 21 Eylül 2001 tarihinde idari başvuruda bulunduğu, davalı idarece verilen ret cevabının kendisine 27 Kasım 2002 tarihinde tebliğini müteakip 28 Ocak 2002 tarihinde işbu davayı ikame ettiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere idari yargılama hukukunda dava açma süresi hak düşürücü nitelikte olup, kamu düzenine ilişkin bir husustur. Bu nedenle taraflarca ileri sürülmese dahi davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu mahkeme tarafından re'sen araştırılmak durumundadır. Bu nedenle öncelikle davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu üzerinde durulmalıdır.
1602 sayılı AYİM Kanununun 40 ncı maddesine göre dava açma süresi yazılı bildirimden itibaren 60 gündür. Aynı Kanunun 35/a maddesine göre de bir idari işlemin geri alınması, değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir idari işlem tesis edilmesi, işlemin tebliği tarihinden itibaren işleyecek olan dava açma süresi içinde üst makamdan, üst makam yok ise işlemi tesis eden makamdan istenebilir. Böyle bir başvuru yapılır ise dava açma süresi durur. Duran dava açma süresi, idare tarafından cevap verilir ise bunun tebliğinden, 60 gün içinde cevap verilmez ise 60 günlük sürenin dolmasından itibaren yeniden işlemeye başlar.
Dava konusu işlem davacıya tebliğ edilmemiş; izine ayrıldığı 1 Eylül 1999 tarihinde uygulanmaya başlanmış ve davacı izinden döndüğü 1 Nisan 2001 tarihinden itibaren de bu işlemin uygulandığını, diğer bir deyişle izinli olduğu bir buçuk yıllık sürenin özlük haklarına ilave edilmediğini davacı göreve başladığı tarihte işleme muttalii olmuş ve dava açma süresi 2 Nisan 2001 tarihinden itibaren işlemeye başlamıştır. Buna göre altmış günlük dava açma süresi 1 Haziran 2001 tarihinde sona ermiştir. Davacının dava açma süresinin sona ermesinden takriben üç buçuk ayı aşkın bir süre geçtikten sonra 28 Ocak 2002 tarihinde açtığı davanın süresinde açılmadığı sonucuna varılmıştır. Davacının bilahare 21 Eylül 2001 tarihinde vermiş olduğu dilekçesine, idarenin vermiş olduğu cevabının, davacının geçirilmiş olan dava açma süresini ihya edebilmesine de hukuken olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın süre aşımı nedeniyle REDDİNE.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy