(2709 S. K. m. 157) (1602 S. K. m. 20)
Davacı vekili, 3.4.2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin oğlu müteveffa P.Eri ..........'nın, 20.Tug.2.Mknz.P.Tb.K.lığı emrinde vatani görevini ifa ederken 16.4.1994 tarihinde nöbet hizmeti esnasında arkadaşı P.Er ..........'un taksirli fiili sonucu vurularak vefat ettiğini, bu olay nedeniyle müvekkiline aylık bağlanması için davalı kuruma yaptıkları müracaata davalı idarece uzun süre işlem yapılmadığını, ceza davasının devam etmekte oluşu gerekçe gösterilerek takınılan bu tutumun sonunda, nihayet 30.3.2001 tarihli Kamu Davasının Ertelenmesi kararı üzerine davacıya 1.1.2001 tarihinden geçerli olarak aylık bağlanabildiğini, oysa müvekkilinin ilk müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren bu aylığa müstahak olduğunu belirterek; davalı kurumun Haziran 1994-Aralık 2000 tarihleri arasındaki aylıkları ödememesi şeklindeki idari işlemin iptalini ve öncelikle adli yardım istemlerinin kabulünü talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası Genel Sekreterlikçe, davacının adli yardım istemi konusunda bir karar verilmek üzere Dairemize gönderilmişse de; dava konusunun Dairemizin görevi dışında olup, genel idari yargının görevi çerçevesine girmesi, adli yardım istemi konusunda ancak görevli yargı yerinin gerekli incelemeyi yapmasında usul ekonomisi ve mevzuata uygunluk bakımından zaruret bulunması halleri dikkate alınarak, aşağıdaki gerekçelerle, adli yardım istemi konusunda bir karar verilmeksizin davanın görev yönünden reddi yoluna gidilmiştir:
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 465 ve takip eden maddelerinde düzenlenen "Adli Yardım"; davanın gerektirdiği yargılama giderlerinin geçici olarak istenmemesi, gerekirse istemde bulunanlara ücretsiz avukat verilmesi imkanının tanınması müessesesi olarak değerlendirilebilir. Adli yardım isteminin reddi halinde ise, gerekli yargılama giderleri yatırılmadığı takdirde, davanın açılmamış sayılması yoluna gidilecektir.
Dava konusunda olduğu gibi, bu istemin görevsiz yargı yerinde yapılması halinde, adli yardım konusunda kim yetkili olacaktır. Talepte bulunulan görevsiz yargı yeri mi; yoksa görevli yargı yeri mi? Kurulumuz, bu sorunun çözümünde "görev"in kamu düzeninden olduğu şeklindeki genel hukuk ilkesinin "anahtar" teşkil ettiği kanaatindedir. Gerçekten, adli yardım isteminin koşullarının ve özellikle "haklılık" unsurunun, görevli ve yetkili olmayan yargı yerinde incelenmesi halinde, bu alanda çok detaylı düzenleme öngören tüm yetki ve görev kuralları, daha başlangıçta yok sayılacağı gibi; yargı harçlarını görevli yargı yerine göre tespit eden hukuk sistematiği bu şekilde görmezlikten gelinmiş olacaktır. Bunun yanı sıra, 1602 sayılı Kanunun genel ilkelerinin, bu beyanda 36, 38, 44 ve 45 nci maddelerinin aksine bir düzenleme öngördüğü ve bu konudaki genel hukuk sistemine bir istisna getirdiğini söyleyebilmeye de imkan yoktur. AYİM. Drl. Krl. nun 21.9.2000 tarih ve Gensek No:2000/1368, Esas No:2000/49 sayılı kararındaki aksi yöndeki kabulünü benimsemeyen Kurulumuz; ancak görevli yargı yerine tanınmış olan, açılan davaya ilişkin her türlü incelemeyi yapma ve karar verme yetkisinin, "adli yardım" müessesesini de kapsadığı kanaatindedir. Harç ve posta pulu alınmadan ya da davacı adli yardımdan yararlandırılmadan hiçbir karar verilemeyeceği şeklindeki bir görüşü paylaşabilmeye de imkan görülememiştir. Çünkü Mahkememizde de kıyasen uygulanan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6 ncı maddesinin 6 ncı fıkrasında, harç ve posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılması halinde ya da dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebligat işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde artma olması halinde, bunların ikmali için Mahkemece ilgilisine (davacıya) yapılacak tebligatların resen genel bütçeden karşılanacağı belirtilmektedir. Diğer bir deyişle, hiç harç ve posta gideri yatırılmadan açılan bir davada Mahkemece yapılacak tebligat gideri nasıl genel bütçeden karşılanıyorsa; görevsiz yargı yerine yapılacak bir adli yardım talebi üzerine, verilecek görev yönünden red kararının tebligat gideri de aynı şekilde genel bütçeden karşılanmak durumundadır. Kaldı ki HUMK.'nun 415 nci maddesi de bu görüşümüzü kuvvetlendirici mahiyettedir. Gerçekten, anılan maddede "Re'sen icrası emri olunan muamelenin istilzam ettiği masrafı iki taraftan birinin veya her ikisinin tediye etmesine karar verilir ve bunun için takdir olunacak meblağ mahkeme kalemine tevdi olunur. Tayin olunan müddet içinde işbu muameleye ait masraf tediye olunmaz ise ileride icap edenlerden istifa olunmak şartıyla Devlet hazinesinden tediye olunmasına karar verilebilir." denilmektedir. Kamu düzeninden bulunan "görev" konusu da her Mahkemece re'sen göz önüne alınmak durumunda olduğundan, harcı ve posta gideri yatırılmasa da, anılan mevzuat hükümlerinin gösterdiği doğrultuda, bu konuda verilecek kararların devlet hazinesinden (genel bütçeden) karşılanmak suretiyle ilgilisine (davacıya) tebliği zorunlu ve gerekli bulunmaktadır. Dolayısıyla, harç ve posta pulu alınmadan ya da davacı adli yardımdan yararlandırılmadan hiçbir karar verilemeyeceği şeklindeki görüşte tam anlamıyla hukuki isabet olduğu söylenemez ve dava konusu da, bu saptamanın ve görüşün istisnalarından birisidir.
Bu açıklama ışığında, adli yardım talebi konusunda Dairemizin yetkili olmadığı sonucuna varıldığından; görev konusunun irdelenmesine geçilmiştir.
Bir idari davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine girebilmesi için Anayasanın 157 ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddeleri gereğince idari işlem veya eylemin hem asker kişiyi ilgilendirmesi hem de askeri hizmete ilişkin olması gerekmektedir. Eğer işlem veya eylem asker kişiyi ilgilendiriyorsa ve askeri hizmete ilişkinse görevli yargı yeri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olacaktır.
Görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden, idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanması için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlemin tesisinde asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gelenekleri göz önünde tutularak değerlendirilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli olduğu kabul edilmelidir.
Dava konusu uyuşmazlık, vazife malullüğünden aylık bağlanması konusuna ilişkin olmayıp, esasen bu husus davalı kurumun davacıya yetim aylığı bağlaması ile çözümlenmiş bulunmaktadır. Davacı ile davalı kurum arasındaki uyuşmazlık, bağlanan yetim aylığının başlangıç tarihi konusundadır. Davacı, yetim aylığının, gerekli belgeler tamamlanarak davalı kuruma başvurunun yapıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren bağlanması gerektiğini; davalı kurumun bu tarih (Haziran 1994) yerine 1.1.2001 tarihini esas alarak aylık bağlamasının hukuka aykırı olduğunu öne sürmektedir.
Yukarıdaki açıklamalara göre, yetim aylığının başlangıç tarihi konusundaki bu işlemin askeri hizmete ilişkin bir yanı bulunmamaktadır. Çünkü yetim aylığının başlangıç tarihinin belirlenmesi konusunun yukarıda açıklanan askeri hizmete iliş kinlik ölçütleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu bakımdan, yetim aylığı hak kazanmış herhangi bir Emekli Sandığı iştirakçisi ile ilgili uyuşmazlık ile dava konusu uyuşmazlık arasında, yapılacak değerlendirme ve uygulanacak kurallar ve varılacak sonuç yönünden hiçbir farklılık söz konusu olmayıp sorun askeri ölçüler dışında genel idari esaslar çerçevesinde çözülecektir.
Esasen Dairemizin emsal kararları da bu doğrultudadır. (AYİM..1.D.nin 16.4.1996 tarih ve E.- 1996/263, K. 1996/310 sayılı kararı) Açıklanan nedenlerle; dava konusun genel idari yargı yerinin görevine girdiği anlaşılmakla, DAVANIN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE,
Tebligat giderinin genel bütçeden karşılanmak suretiyle kararın taraflara tebliğine.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy