(926 S. K. m. 94) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 60, 61)
Davacı vekili, 18 Mart 2002 tarihinde AYİM de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 16 yıldır görev yaptığını ve 1-2 önemsiz disiplin cezası dışında askeri mahkemece yada disiplin amirlerince verilen cezasının bulunmadığını, tek olumsuz yönünün almış olduğu kredileri günün ekonomik koşulları nedeniyle ödeyememekten kaynaklanan haciz işlemi olduğunu, bunların da kapatıldığını yada takside bağlanarak bir ödeme planı içerisinde ödenmeye devam edildiğini, hakkında tesis edilen ayırma işleminin Yetki, Şekil, Amaç, Sebep ve Konu bakımlarından mevzuata aykırı olduğundan işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davacıya ait özlük ve sicil dosyalarının incelenmesi neticesinde; 1986 yılında Astsb. Çvs. rütbesiyle TSK nde göreve başlayan davacının 25 Kasım 1986 tarihinde disiplinsiz davranışları nedeniyle 2 gün oda hapsi, görevini ihmal etmesi nedeniyle 25 Şubat 1987 tarihinde 4 gün oda hapsi, eğitim sırasında koşuyu terk etmesi nedeniyle 7 Mayıs 1987 tarihinde şiddetli tevbih, nöbet talimatına aykırı hareket etmek suçundan 25 Kasım 1987 tarihinde 5 gün göz hapsi, mesai sırasında lakayt davranışlarından 3 gün göz hapsi, mesaiye geç gelmek suçundan 15 Eylül 1990 tarihinde tevbih, duruşmaya katılmaması nedeniyle 4 Şubat 1992 tarihinde 1 gün göz hapsi, görev esnasında uyuması nedeniyle 2 Ocak 1995 tarihinde 3 gün oda hapsi, habersiz görev yerini terk etmek suçundan 8 Kasım 1996 tarihinde şiddetli tevbih, disiplinsiz davranışları nedeniyle 2 Nisan 2001 tarihinde 3 gün göz hapsi ile cezalandırıldığı, aşırı borçlanma nedeniyle 24 Ekim 2000 ve 7 Haziran 2001 tarihlerinde uyarıldığı, bir çok banka ve sivil şahsa borcu bulunan davacı hakkında borcunu ödememesi nedeniyle maaşına toplam 7.633.180.000 TL. borcu için 6 ayrı kez haciz işlemi uygulandığı, meslek yaşamının ilk yılından itibaren hakkında birçok olumsuz kanaat takdir edilen ve hemen hemen tüm sicil amirlerince takibi gerektiği konusunda şerh düşülen, sicil notları çoğunlukla yeterli düzeyde seyreden,1999 yılında kademe ilerlemesi yapamayacak düzeyde sicil tam notunun % 60nın altında sicil alan davacı hakkında sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir sicilinin tanzimi ile TSKnden ayrılması işleminin başlatıldığı, 29 Ocak 2002 tarihli Bakanlık onayı ile TSK nden çıkarılmasına karar verilerek 14 Şubat 2002 tarihinde ilişiğinin kesildiği ve davacının da vekili aracılığı ile süresinde işbu davayı ikame ettiği müşahede edilmiştir.
Öncelikle dava konusu olay ile ilgili mevzuat incelendiğinde; 926 Sayılı TSK Personel Kanununun 94/b madde ve fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60 ve 61nci maddelerinin bu konuyu düzenlediği görülmektedir. 926 Sayılı Kanunun 94/b maddesinde disiplinsizlik ve ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiş, bu sebeplerin neler olduğu, bunlar hakkında yapılacak işlemlerin şekil ve zamanının Astsubay Sicil Yönetmeliğinde hüküm altına alınacağı yazılmıştır. Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60ncı maddesinde disiplin bozucu hareketlerde bulunan, ikaz ve cezaya rağmen ıslah olmayan, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemeyen, aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara ve borçlanmaya düşkün olan, Silahlı Kuvvetlerin itibarini sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunan, tutum ve davranışları ile yasadışı bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu nedenle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbeye ait bir ya da birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyen astsubaylar hakkında hizmet sürelerine bakılmaksızın emekli işlemi yapılacağı belirtilmiştir. Yönetmeliğin 61nci maddesi de ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince ya da Personel Başkanlıklarınca başlatılması halinde izlenecek prosedürü düzenlemiştir. Buna göre kısaca sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvetlerde kalmasının uygun olmayacağı düşünülen personelin durumunun Kuvvet veya J.Gn. Komutanlıklarında maddede sayılan kişilerin katılmasıyla oluşturulacak bir komisyonda görüşüleceği, bu kararın komutanın onayına sunulacağı, onayı müteakip G. Başkanının Yüksek Askeri Şuraya girip girmeme konusunda tasvibinin alınacağı, Askeri Şuraya girmesinin uygun bulunmaması halinde ilgili komutanlıkça daha önce verilen karara göre işlem yapılacağı hükmü getirilmiştir.
Bu gibi işlemlerde işlemin konu, sebep ve maksat unsuru bakımından hukuka uyarlı olup olmadığı özellikle önem arz etmektedir. Zira; zikredilen TSKden ayırma sebepleri birtakım soyut kurallar şeklindedir. Bunların ne şekilde uygulandığı, idarenin bu konudaki hareket tarzının kamu yararının öncelikli düşünülerek dikkate alınıp alınmadığı, kamu yararı ile kişilerin yararının dengelenip dengelenmediği önem arz etmektedir. İdareye bu şekil bir yetki kendi kuralları ile bağdaşmayan, menfi bir takim düşünce ve hareketleri ile kamu gücünü kullanması sakıncalı sayılan kişilerin kurum içinde bırakılmaması ve bu tür kişilerin hizmet içinde yer almasının önlenmesi maksadı ile tanınmıştır. Hal böyle olunca davacının yaptıkları ile hakkında bu tür kanaati uyandırıp kamu hizmetinde ve kamu gücünü kullanmasında sakıncalı bir durum olup olmadığının saptanmasının gerekeceği anlaşılmaktadır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin konu ile ilgili çeşitli, müstakar ilamlarında da belirtildiği gibi disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma işleminin uygulanabilmesi için ilgilinin disiplin durumunun vahamet derecesi itibariyle artık TSKda görev yapmayı engelleyici nicelik ve nitelikte bulunması, personelin bu disiplin durumuyla bu kamu hizmetini devam ettiremeyecek hale gelmiş olması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen yasal mevzuat çerçevesinde davacının durumu tekrar değerlendirildiğinde; astsubay olan davacının disiplin durumu itibariyle disiplin bozucu hareketlerde bulunduğu, hal ve hareketlerini hizmetin gerektirdiği şekilde düzenleyemediği, aşırı derecede borçlanmaya ve kişisel menfaatine düşkün olduğu, disiplin durumunun artik TSKde görev yapmasını engelleyici vahamet derecesine ulaştığı, dolayısıyla davacı hakkında tesis edilen ayırma işleminde idarenin takdir yetkisini hukuka uygun olarak kullanmış olduğu ve dava konusu işlemin tüm unsurları itibariyle hukuka uygun olduğu vicdani kanaatine ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; yasal dayanaktan yoksun bulunan DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy