(5434 S. K. m. 74, Ek. m. 14)
Davacı 5 Haziran 2001 tarihinde Denizli İdare Mahkemesine verdiği ve 11 Haziran 2001 tarihinde AYİM de kayda alınan dava dilekçesinde özetle; vazife malulü olan babası ..............'in 28 Ocak 1942 tarihinde öldüğünü, 67 yaşında ve doğuştan sakat olduğunu, Denizli İl İdare kurulunca muhtaç olduğuna karar verildiğini, Haseki Hastanesi Sağlık Kurulunun 31 Ekim 2000 tarih ve 14451 sayılı raporu ile kalça çıkığından dolayı ayakta çalışamayacağının belirlendiğini, yetim aylığı bağlanması için TC. Emekli Sandığına yaptığı müracaata, Kurumun Sağlık Kurulunun kendisini çalışabilir durumda kabul etmesinden dolayı menfi cevap verildiğini, bu kararın hak ve nesafetle bağdaşmadığını belirterek yetim aylığı bağlanmaması işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı idare savunmasında özetle; 5434 sayılı TC:Emekli Sandığı Kanununun 74 ve Ek 14 ncü maddelerine göre erkek çocuklara yetim aylığı bağlanabilmesi için muhtaç ve çalışarak hayatını kazanamayacak derecede bir arızasının bulunmasının gerektiğini, malullük durumunun aynı kanunun 1 ve 2 nci maddelerine göre teşkil edilen bir sağlık kurulunca tayin ve tespit edildiğini, davacının 13 Şubat 2001 tarihli talebi üzerine sevk edildiği Haseki Hastanesinin 31 Ekim 2000 tarih ve 4451 sayılı raporuna binaen Sandık Sağlık Kurulunun 12 Mart 2001 tarih ve 861 sayılı kararın arızasının çalışarak hayatını kazanmasını engelleyecek derecede bulunmadığının belirlendiğini, bu sebeple davacıya yetim aylığı bağlanamayacağının kurumun 06 Nisan 2000 tarihli yazısıyla bildirildiğini, benzer konuda ; ............ ile eşi ..........'in yetim/dul aylığı bağlanmaması işleminin iptali için açtıkları idari davaların malul ve muhtaç bulunmadıkları için reddedildiğini, bu sebeplerle yasal dayanaktan yoksun davanın reddinin gerektiğini ileri sürmektedir.
Dava dosyası ile celbedilen tahsis dosyasındaki belgelerin incelenmesi neticesinde; 1934 doğumlu davacının babası ..........'ın 28 Ocak 1942 tarihinde öldüğü sırada askerlikten dolayı vazife malulü aylığı almakta olduğu, davacının yetim aylığı bağlanması için 13 Şubat 2001 tarihinde yaptığı müracaattan sonra düzenlenen Sağlık Kurulu raporuna dayanılarak Emekli Sandığınca isteminin reddedilmesi üzerine 05 Haziran 2001 tarih itibariyle AYİM'de bu davayı açtığı görülmektedir. Ancak davacının, aşağıda özetlendiği üzere daha önce birçok kez aynı konuda girişimlerde bulunduğu belirlenmiştir:
-Davacının askerlik için son muayenesi esnasında sevk edildiği Çal Askerlik Meclisinin 06 Eylül 1954 tarih ve 1 sayılı raporuna göre "Sağ temurda eski kırık neticesi ileri derecede şekil bozukluğu ve bu taraf topuğunda 12 cm yükseklik" teşhisiyle "43/B-2 gereğince sakat" kararı verildikten sonra ertesi yıla terk edildiği, yine Bursa Askeri Hastanesinin 27 Aralık 1957 tarih ve 3/1805 sayılı raporu ile "Sol kalçada tam yapışıklık, sağ dizde yarım yapışıklık" teşhisi ve "D/46 Fi maddesi gereğince sürekli çürük" kararı üzerine 1 nci Or.Shh.Dğt.Dp.K.lığından 30 Aralık 1955 tarihinde terhis edildiği,
Terhisinden sonra ilk kez 03 Nisan 1962 tarihinde Milli Müdafaa Vekaleti kaydına giren 29 Mart 1962 tarihli dilekçesiyle malul babasından dolayı maaş bağlanmasını talep ettiği, sevk edildiği İzmir Askeri Genel Hastanesinin 25 Temmuz 1962 tarih ve 8037 sayılı Salık Kurulu raporuna göre "Sol kalça mafsabında tam ankiloz" teşhisiyle sağ diz mafsalında artroz haline de işaret edilerek "D/46 F1'e uyar çürüktür, Çalışarak Hayatını Kazanır" kararı verildiği, itiraz üzerine Balıkesir Askeri Hastanesi Salık Kurulu tarafından "Sol kalça mafsalı pertez sekeli tam ankilozu, sağ femur eski kırığı sekeli tarafta deformosyon ve adele atrofisi" teşhis ve "Arızası D/45 F1-460 Fi maddelere uyar. Çalışarak Hayatını kazanamaz" kararını ihtiva eden 25 Ocak 1963 tarih ve 84 nolu raporun düzenlendiği, davacının maluliyetinin 19 yaşında iken ve daha önce mevcut olup olmadığını belirten bir zeyl rapor tanzim etmesi istenen Balıkesir Askeri Hastanesi Baştabipliğinin "29 Mayıs 1963 tarih ve Sağ: 9010-384/3643-63 sayılı yazısı ile arızasının başladığı senesinin kesin olarak tayini mümkün değildir.(...) Durumunun Mahallinden yapılacak bir anket ile aydınlatabilecektir..." şeklinde cevap verildiği, bunun üzerine MSB'lığının 10 Ağustos 1963 gün ve 4286-2-690-63 sayılı yazısı ile talebinin reddedildiğinin bildirildiği, bu yazının Çal As.şubesi Başkanı tarafından 23 Ağustos 1963'te davacıya tebliğ edildiği, davacının aynı gün aynı mahiyette yazdığı dilekçenin 27 Ağustos 1963'te MSB'Iığı kaydına girdiği, ancak cevap verilmediği,
Bunun üzerine, davacının Çal Asliye Hukuk Hakimliğine müracaatla, mahkemenin 15 Ekim 1963 tarih ve 963/199-232 sayılı kararı ile çocukken topal olduğunu ve ayrıca 19 yaşında düşerek ayağından sakatlandığını tespit ettirdiği, bu karara binaen davacının 23 Ekim 1963 tarihinde tekrar müracaat ettiği, MSB'lığının 27 Aralık 1963 tarihli yazısında " ilamın tespit kararı olmasın"dan dolayı aylık bağlanamayacağının bildirildiği,
Bundan sonra davacının 03 Ocak 1964 tarihinde işlemin iptali için davalı Milli Savunma Bakanlığına karşı açtığı davanın Danıştay 5 nci D.nin 23 Aralık 1964 tarih ve 1964/57-4916 sayılı kararı ile süre aşımından dolayı reddedildiği, aynı şekilde karar düzeltme talebinin de Danıştay 10 ncu D.nin 04 Kasım 1965 tarih ve 1965-468 sayılı kararı ile reddedildiği, Danıştay kararından sonra davacının durumuyla ilgili yazdığı tarihsiz mektubun 31 Ağustos 1966'da ve müteakiben 09 Kasım 1967 tarihli dilekçesinin 11 Kasım 1967 tarihinde MSB'lığı kaydına girdiği, ancak her ikisine de cevap verilmediği gibi herhangi bir işlem yapılmadığı,
Bu başvurulardan sonra davacının 10 Mart 1969 tarihli bir dilekçe ile MSB. Em.Şb.Gn.Md.lüğüne yetim aylığı bağlanması için başvurduğu, bu dilekçesinin TC.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne gereği için sevk edildiği, ancak belge noksanlığından bu kurumun 20 Mayıs 1969 tarihli yazısı ile iadesi üzerine MSB'lığından 16 haziran 1969 tarihli yazısı ile davacıdan gerekli şartlara sahipse ilgili belgeleri göndermesinin istendiği, Askerlik Şubesinin 08 Temmuz 1969 tarihinde daha önceki raporlar ile diğer belgeleri ekleyerek yolladığı, cevap alamayan davacının 15 Eylül 1969 tarih itibariyle MSB'lığına bir mektup-dilekçe gönderdiği, bunun 19 Eylül 1969'da idarenin kaydına girdiği, bunlara ve bunları takiben davacının MSB'lığına 19 Ocak 1970 tarihinde ve 27 Temmuz 1970 tarihinde yaptığı yazılı başvurulara da kayda girmesine rağmen herhangi bir cevap verilmediği ve işlem tesis edilmediği, 1981 yılında, babadan dolayı dul aylığı alan annesinin ölümü vesilesiyle, 21 Ocak 1981 tarihinde aynı konuda TC.Emekli sandığına bir kez daha müracaat ettiği, kurumun 22 Ocak 1981 tarihinde gerekli belgelerin gönderilmesine dair yazısının adresi dışında bulunmasından dolayı tebliğ edilemediği, bu hususta gönderi zarfına 09 Kasım 1981 tarihinde meşruhat verildiği, davacının önceki müracaatından bahsetmeden 05 Mart 1981 tarihinde tekrar adı geçen kuruma müracaat ettiği, kurumun 20 mart 1981 tarihli yazısıyla yine belge istediği, başvuru üzerine davacı hakkında Denizli Devlet Hastanesi tarafından "Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek derecede malul durumda olmadığından, 1239 Sayılı Yasa kapsamına girmediğine karar verildi" kararını ihtiva eden 11 Haziran 1981 tarih ve 1115 tarihli raporun düzenlendiği, bu raporun ve diğer belgelerin davalı kuruma ulaştığı, davacının bu arada MSB'lığına 26 Ağustos 1981 tarihinde bir dilekçe daha yolladığı, neticelen kurumun bu başvuruyu da maluliyetten dolayı reddettiği ve bu kararını 16 Aralık 1981 tarihli yazısı ekinde davacıya gönderdiği, ancak tebliğine ilişkin bir belgeye rastlanmadığı, 1987 yılında davacının Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne bazı belgelerle birlikte maaş bağlanması talebiyle 08 Ekim 1987 tarihli bir dilekçe daha gönderdiği, eklediği belgeler arasında Denizli Devlet Hastanesi Sağlık Kurulunun 17 Şubat 1977 tarih ve 1011 sayılı raporunun fotokopisinin de bulunduğu, bu raporda "Sol kalçada ankiloz, sağ dizde Tbe artrit" tanı ve "Hayatını başkasının yardımı olmaksızın devam ettiremez" kararının yer aldığı, kurumun 08 Ekim 1987 tarihli müracaat üzerine yine 20 Ekim 1987 tarihli yazısı ile raporun aslı ile gerekli belgeleri göndermesini istediği, bunun tebliğine ilişkin belge bulunmadığı gibi başka bir işlem de yapılmadığı, 1994 yılında, bu kez 28 Eylül 1994 tarihinde yaptığı müracaat üzerine davacıdan yine davalı kurumun 25 Ekim 1994 tarihli yazısı ile gerekli belgelerin istendiği, işlem yapılmadığı ve tebliğ belgesinin bulunmadığı, 1976 yılında kız kardeşlerine babadan dolayı yetim aylığı bağlanması üzerine davacının 30 Ocak 1976 tarihinde aynı konuda bu kez TC. Emekli sandığı Genel Müdürlüğüne müracaat ettiği, bu kurumun 11 Şubat 1976 sayılı yazısı ile davacıdan sağlık raporu ile benzeri standart belgeleri temin ederek göndermesinin istendiği, bu yazının tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmadığı, ayrıca işlemin bu safhada kaldığı, son olarak davacının 19 Aralık 2000 tarihinde, 30 Ocak 1976 tarihli dilekçesine atıfta bulunarak ve hastalığı sebebiyle hazırlanıp gönderemediğini ileri sürerek bazı belgelerle birlikte yeniden davalı kuruma müracaat ettiği, bu belgeler arasında S.B. Haseki Hastanesi Sağlık Kurulunun "Sol doğuştan kalça çıkığı +Kısalık" teşhis ve "Maluliyet Derecesi %40 (Kırk). Ayakta Durmayı Gerektiren İşlerde Çalışamaz" kararlı 31 Ekim 2000 tarih ve 14451 sayılı raporunun da bulunduğu, bu sebeple kurumun 25 Ocak 2001 tarihli yazısıyla işlem tesisi için bazı evrakları davacıdan istediği, gelen belgelere göre Sandık Sağlık Kurulunun 12 Mart 2001 gün ve 861 sayılı "Çalışarak hayatını kazanmasını engelleyecek derecede bir arızasının bulunmadığına" ilişkin kararına istinaden, davacının talebinin reddi yönünde tesis edilen 06 Nisan 2001 tarihli işlemin davacının beyanına göre 13 Nisan 2001 tarihinde tebliğ edildiği, davacının işlemin iptali için 05 Haziran 2001 tarihinde AYİM'de bu davayı açtığı, savunmaya cevabında Denizli Devlet Hastanesi Sağlık Kurulunun 26 Haziran 2001 tarih ve 697 numaralı "Çalışamaz" tanı ve "Özür durumuna göre çalışma gücü kaybı oranı: %45" karalı raporunu ibraz ettiği tespit edilmiştir.
Görüleceği üzere, uyuşmazlık sürecinde bir kesinleşmiş ilam, birden çok başvuru ve idari işlem ile süre aşımı ihtimali söz konusudur. İdari yargıda süre gibi kesin hüküm de kamu düzenine ilişkindir. Bu sebeple-bir itiraz yoksa da-konunun, önce kesin hüküm sonra AYİM Kanunun 44 ncü maddesindeki süreye riayetle usul yönünden de incelenmesi bilahare esastan incelenmesi gerekmiştir.
Davacının vazife malulü babasından dolayı yetim aylığı bağlanması hususunda yaptığı başvurunun reddi üzerine işlemin iptali için 03 Ocak 1964 tarihinde açtığı dava, Danıştay 5 nci D.nin 23 Aralık 1964 tarih ve 1964/57-4916 sayılı kararı ile, süre aşımından dolayı reddedilmiştir. Bu sebeple öncelikle bu ilamın kesin hüküm teşkil edip etmediğinin tespiti gerekmektedir.
Genel kabule göre, iptal davalarında; görev, ehliyet ve süre aşımı dolayısıyla ön (kabul) şartlar yönünden verilen ret kararlan ile esastan verilen ret kararları ve iptal kararları kesin hüküm mahiyetindedirler. İdari Yargılamada da tatbik olunan HUMK'nun 237 nci maddesine göre, kesin hükmün mevcudiyeti için davanın konusunun, sebebinin ve taraflarının aynı olması şarttır. Davacının Danıştay da açtığı ilk iptal davasında 5434 Sayılı Kanunun 1 nci maddesinin amir hükmüne rağmen-Husumet mevkiinde Milli Savunma Bakanlığı gösterilmişken derdest davada davalı tarafı TC. Emekli Sanığı Genel Müdürlüğü teşkil etmektedir. Dolayısıyla, her iki davanın davacı tarafı aynı kalmakla beraber diğer tarafı farklı olduğundan kesin hüküm hali bulunmamaktadır.
Bundan başka, 5434 Sayılı Kanunun 49 ncu maddesine 04 Nisan 1998'de eklenen son fıkradan dolayı kısmen hukuki sebebin ve zamanla hayatını kazanamayacak derecede malul hale gelmekten dolayı da maddi sebebin değiştiği, yani her iki davanın sebebinin aynı olmadığı açıktır.
Davacının aynı konuda, idarenin 06 Nisan 2001 tarihinde tesis ettiği kesin red işlemine karşı 05 Haziran 2001 tarihinde Danıştay'da açtığı iptal davasının süre aşımından dolayı reddedildiği, keza sonraki birçok talebinin sonuçsuz kaldığı dikkate alındığında derdest davada da süre aşımı bulunduğu ileri sürülebilirse de; 5434 sayılı Kanunun vazife malulü aylığı için başvuru süresini düzenleyen 49 ncu maddesine 4 Nisan 1998 tarih ve 23307 sayılı Kanunla eklenen son fıkraya göre, kanunda öngörülen süreler geçirildikten sonra da müracaat mümkündür. Daha önemlisi, Kanunun (02.03.1970 tarih ve 1239/md. 1 ile eklenen) Ek 14 ncü maddesine göre de sonradan malul ve muhtaç duruma giren erkek çocuklara müracaatlarından itibaren aylık bağlanabilir. Bu sebeple, zamanla Kanunun aradığı anlamda maluliyet durumunun ortaya çıkması halinde önceki müracaatlarında süre aşımı bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ve eski idari işlemlerden bağımsız olarak, idareye tekrar başvurarak yeni bir işlem tesis ve buna karşı süresinde dava açma imkanı her zaman mevcuttur. Dolayısıyla açılan davada da süre aşımının söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır.
1934 doğumlu davacının babasının 1942 yılında vazife malulü aylığı almakta iken öldüğü ve davacının muhtaç durumda olduğu hususlarında şüphe ve ihtilaf yoktur. Vazife malullüğünden kaynaklanan yetim aylığı konusu 1325 sayılı Kanunu ilga eden ve 01 Haziran 1930 tarihinde yürürlüğe giren 1683 Sayılı Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu ile bu Kanunu kaldırarak 17 Haziran 1949 tarihinde yürürlüğe giren 5434 sayılı TC. Emekli Sandığı Kanununda düzenlenmiştir.
5434 Sayılı Kanunun Erkek Yetimlerle ilgili hükümleri şöyledir:
Md.74-(Değişik: 07.05.1986-3284/1 1.md.): "(...)
Ölüm tarihinde iyileştirilmesi olanaksız hastalıklarının veya sakatlıklarının çalışmalarına engel olduğu Sağlık Kurulunca onaylanacak raporla tespit edilenlere muhtaç olmaları şartıyla, ölüm tarihindeki yaşları ne olursa olsun ölüm tarihini izleyen aybaşından, sonradan bu şekilde malul ve muhtaç duruma düştükleri anlaşılanlara kendileri veya veli veyahut vasileri tarafından sandığa müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır."
Ek Md.14-(02.03.1970-1239/1.md. ile Ek): "Ölüm tarihinde, aylığa müstahak olmayan veya aylığı kesildikten sonra başkasının yardımı olmaksızın bayatlarını devam ettiremeyecek derecede malul ve muhtaç duruma giren erkek çocuklara, yazı ile Sandığa müracaatlarını takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır ve gerekirse 68 nci maddeye göre düzenleme yapılır. (...)"
Görüldüğü üzere erkek yetim çocuğa ebeveynden dolayı yetim aylığı bağlanabilmesi için muhtaçlığın yanı sıra başkasının yardımı olmaksızın hayatlarını devam ettiremeyecek derecede malul olması şart koşulmuştur. Aynı Kanunun 50 nci maddesinde iştirakçilerin her türlü malullüklerinin tam teşekküllü hastanelerin sıhhi heyetlerinin raporlarında belirtileceği; 11 nci maddesinde ise Sandık Kurulunun 50 nci maddede yazılı malullük raporunu inceleyerek karara bağlayacağı ve 52 nci madde de gösterilen malullük derecelerini tayin edeceği hükme bağlanmıştır.
Davacı ile Davalı Kurum arasındaki uyuşmazlığın; Davacının Çalışarak hayatını kazanıp kazanamayacağı noktasında toplandığı sabit olduğuna bunun dışında yani; Yetim aylığı bağlanması için 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun öngörüp aradığı tüm koşullar davacı tarafından sağlandığı ve bu noktalarda uyuşmazlık bulunmadığına göre; Davada çözülüp ortaya konması gereken asıl sorun, davacının çalışarak hayatını kazanıp kazanamayacağı hususudur.
Davacı, idarenin ajanları olmaları sebebiyle Sandık Sağlık Kurulunun tarafgir olduğunu beyanla savunmaya cevabında Denizli Devlet Hastanesinin düzenlediği 26 Haziran 2001 tarihli heyet raporunu ibraz etmektedir. Davacının safahatına göre, aynı arızalarından dolayı çeşitli vesilelerle tanzim edilen heyet raporlarından kısmi mübayenet ve çelişki durumu söz konusu olmakla birlikte; İzmir Askeri Genel Hastanesinin 25 Temmuz 1962 tarih ve 8037 Sayılı, Denizli Devlet Hastanesinin 11 Haziran 1981 tarih ve 1115 Sayılı, S.B. Haseki Hastanesinin 31 Ekim 2000 tarih ve 14451 Sayılı ile Denizli Devlet Hastanesinin 26 Haziran 2001 tarih ve 697 Sayılı raporlarına göre malul olmakla beraber kısmen veya belli bir oranda veyahut ayakta durmaksızın çalışabilir durumdadır. Buna karşılık, Balıkesir Askeri Hastanesinin 25 Ocak 1963 tarih ve 84 nolu ve Denizli Devlet Hastanesinin 17 Şubat 1977 tarih ve 1011 sayılı raporlarında davacının hayatını başkasının yardımı olmaksızın devam ettiremeyeceği kararı mevcuttur. Görüldüğü üzere Davacı Hakkında ilk Askerlik yoklamasını yaptırdığı zamandan yani 06.09.1954 tarihinden buyana verilen tüm sağlık raporlarının ortak paydası davacının sakat olduğu noktasındadır.
Davacının hakem hastanesi olarak sevk edildiği Balıkesir Askeri Hastanesinin 25 OCAK 1963 Tarih ve 84 nolu raporunda da hayatını başkasının yardımı olmaksızın devam ettiremeyeceği açıkça belirtilmesine ve bu raporun aksi ileriye sürülmemesine karşın, raporundan sonra sırf mevzuata göre arızasının 19 yaşından önce meydana gelip gelmediğinin tespit edilememesi sebebiyle yetim aylığı bağlanmadığı ve bu hususun, 5434 Sayılı Kanun hükümlerinin bugünkü şekli karşısında öneminin kalmadığı, Keza Davacının ibraz ettiği Denizli Devlet Hastanesinin 26 Haziran 2001 tarihli son raporunda da; "Çalışamaz" dendiği de dikkate alındığında; davacının, insan ömrünün 48 yılı aşkın oldukça uzun bir zaman kesiti içerisinde aldığı tüm raporların birbiriyle örtüşebilir tarzda olduğu, Davacının en son yetim aylığı bağlanması için davalı kuruma yaptığı müracaat tarihi olan 13.02.2001 tarihindeki yaşının da 67 yaş olduğu gerçeğini göz önüne alarak vicdani kanaat ve sonuca varmak gerekmiştir.
Her ne kadar AYİM Başsavcılığı düşüncesinde; Davacıya yeniden tarafsız bir bilirkişi olarak seçilecek sağlık kurumundan rapor aldırılmasının uygun olacağına değinilmişse de; Davacının Tahsis dosyasındaki mevcut raporları ile uzunca bir süredir süregelen karşılıklı yazışmalar ve davacı hakkında en son verilen raporların davanın görüm ve çözümü için yeterli olacağı, aksi halin ise uzunca bir süredir devam eden uyuşmazlıkta yen i gecikmelere neden olacağı sonuç ve kanaatine varılarak bu düşünceye itibar edilmemiştir.
Yukarıda yapılan tüm açıklama ve yapılan değerlendirmeler ışığında; Halen 67 yaşında olan, Sakatlığı nedeniyle askerliği, önce ertesi yıla ertelenip bilahare Askerliğe elverişsiz olduğuna (çürük) karar verilerek birliğinden terhis edildiği 1954 yılından buyana verilen tüm raporlarında; sakat olduğu belirtilen davacının, 1954 yılından beri, haklı olduğunu kanıtlamak amacıyla Gerek idare ve davalı kuruma karşı yazılı müracaatlarıyla, gerekse değişik yargı yerlerine açtığı davalarla, ömrünün büyük bir bölümündeki çaba ve arayışları ile hali hazırdaki yaşı nazara alınarak; davacının en son dava dilekçesinde de belirttiği "Çalışamadığı " yönündeki beyanlarında herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek kadar samimi olduğu, dolayısıyla hakkaniyet ölçütleri ve Anayasamızda da öngörülen sosyal devlet olmanın gereği olarak ve yine Anayasanın 61 nci maddesinde öngörülen sosyal düzenlemelerin gerekliliği karşısında da; Davacıya; en son davalı kuruma müracaat tarihi olan 13.02.2001 tarihini takibeden aybaşından itibaren Yetim aylığı bağlanması gerekirken Davalı kurumca davacının talebinin reddedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacı ............'a müracaat tarihi olan 13.02.2001 tarihinden itibaren yetim aylığı bağlanmaması İŞLEMİNİN İPTALİNE.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy