(1602 S. K. m. 43)
Davacı vekili 19.04.2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davalı idarenin sözleşmesinin feshi işleminin AYİM 1 nci Dairesinin 12 Mart 2002 gün ve 2001/957-1544 sayılı kararı ile iptal edildiğini, işlem dolayısıyla müvekkilinin 6 milyar TL. zarara uğradığını, kararın tebliğinden sonra 60 gün içinde bu davayı açtıklarını beyanla, tazminat ödenmesini talep etmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki AYİM Kanunun 43 ncü maddesi hükmü, iptal kararından sonra idari işlemden dolayı tam yargı davası açmak için idareye başvurma şartı öngörmemektedir. Davalı iptal kararı üzerine tebliğinden itibaren 60 gün içinde doğrudan tam yargı davası açabileceği gibi, aynı süre içinde idareye müracaatla zararının tazminini isteyerek reddi halinde 60 gün içinde dava açılabilir. Bu bakımdan 12 Mart 2002 tarihinde tebliğ edilen kararın tebliğinden sonra 19.04.2002 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmamaktadır.
Dava dosyası incelendiğinde; davacının 31.07.2001 tarihinde sözleşmesinin feshi üzerine açılan davada AYİM 1 nci Dairesinin 12.02.2002 gün ve E.2002/957-K.2002/418 sayılı kararı ile işlemin iptal edildiği, idarenin kararının icrası cümlesinden olarak 17.05.2002 tarihinde davacıyı göreve başlattığı, 19.04.2002 tarihinde işlemden doğan maddi zararların tutarı olarak 6 milyar TL. nin yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemli bu davanın açıldığı belirlenmiştir.
AYİM.in istikrar bulmuş olan kararlarında bu kabil özlük hakları ve yasal ödemelere ilişkin konularda istem ve dava türü tam yargı şeklinde olsa da iptal şeklinde kabul ve değerlendirme yapılmaktadır. Bu davada da aynı tutum izlenmiştir. Davalı idare, dava açıldıktan sonra iptal kararı gereği olarak, davacıya özlük haklarının ödendiğini, dolayısıyla davanın konusunun kalmadığını ileri sürmekte ise de; gerek davacı tarafından istenen maddi tazminat miktarının yapılan ödemeden fazla olması, gerekse faize ilişkin talebin karşılanmaması sebebiyle davacının menfaati devam ettiğinden davanın konusuz kaldığını veya yapılan ödemenin bütünü itibariyle kabul anlamına geldiğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca da tüm belgelerde ödemenin gerçekleştirildiği hususunda bir bilgi olmayıp, ödeme yapılacaktır şeklinde bilgi olması ve duruşmada taraflara sorulduğunda her iki tarafta işlemlere başlandığını, ancak akıbetini bilmediklerini belirttiklerinden davada kabul iradesinin varlığı veya davanın konusuz kalması veya menfaat bağının kalktığı şeklindeki tüm iddialara itibar edilmemiştir.
Öğretide ve idari yargı uygulamasında tartışmasız bir şekilde genel kabul gördüğü üzere iptal kararı sakat (hukuka aykırı) işlemi geriye yürür biçimde ortadan kaldırır. İptal edilen bir tasarruf hiç yapılmamış sayıldığından iptal kararı da zorunlu olarak geçmişe etkili karakter taşır. Geri yürürlük ilkesini gerçekleştirerek ortaya çıkmış olan hukuka aykırılıkların kaldırılabilmesi için, iptal kararı üzerine sakat işlemin yapılmasından önceki hukuki durumun geri gelmiş olacağı ilkesinden yararlanılır. Bu kuram ve kabulünün doğal sonucu olarak ta örneğin kamu görevlisinin statüsüne son verme işleminin iptalinde, bu kimse görevinden ayrılmamış gibi özlük haklarına tam müstahak olduğu belgelenmesi koşuluyla zararlarının giderilmesi gerekmektedir.
Başsavcılık düşüncesinde Bu çerçevede, davacının statü dışında iken yoksun kaldığı özlük haklarının ödenmesi işlemine başlandığı bildirilmekte ise de, dava dilekçesinde bunun 6 milyar TL. olarak belirtilmesi ve yasal faiz istenmesi karşısında, eksik ödeme yapılıp yapılmadığının bilirkişi marifetiyle tespiti ve bunun sonucuna göre bir karara varılması gerekmektedir. denmiş ise de ödemelerin bilirkişiyi gerektirecek bir durum ile alakalı olmaması, tümünün yasal mevzuat gereği olması; bunlara ait tüm bilgi ve belgelerin dava dosyasına konması; bu meblağın vekilin isteminden farklı olarak 4.435.480.000.-TL. olarak belgeli bir şekilde hesaplanması; vekilin ise bunların aksini kanıtlayacak tek bir belge ve bilgi dahi ortaya koymaması; hatta bulunan 6 milyar TL. sının nasıl bulunduğuna dair bir belge ve hesaplama pusulası dahi ortaya koymaması; cevaba cevapta ve duruşmada bu miktarın tahmini bir surette zikredildiğini belirtmesi hatta özlük haklarının ödenmesi konusunda müracaatının dahi olmaması gibi tüm hususlar değerlendirildiğinde Başsavcılığın iddiasının ve isteminin de yerinde görülmesi mümkün olmamıştır.
Yalnız bu kabil dosyalarda faiz ödenmesi yapılmadığından; şayet yine böyle bir uygulamaya gidilir ise ki nitekim belgelerde faize ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Bunun için faize de hükmedilme gereği mevcuttur ve bu şekilde uygulama kararlaştırılmıştır.
Sonuç olarak; davacının statü dışında geçirdiği süreye ilişkin özlük haklarının ödenmemesi işleminin İPTALİNE; ödenecek meblağa dava tarihi olan 19.04.2002 tarihinden itibaren yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy