(926 S. K. m. 94) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 60, 61)
Davacı vekili 2.7.2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 14 yıl TSK.'nde görev yapan müvekkilinin Eylül 1999 atamaları ile Banaz İlçe J.K.lığı İdari İşler Astsubayı olarak görevlendirildiğini, önceden beri yapıla gelen uygulama gereği ödeneğin yetmediği durumlarda akaryakıt için gönderilen ödenekten tasarruf edilerek bu meblağın başka harcama kalemlerine kaydırılmakta olduğunu, davacının da usulsüz olmasına rağmen bu uygulamayı devam ettirerek akaryakıt için tahsis edilen fişleri nakde çevirerek birliğin diğer harcamaları için kullandığını, bu eylemi nedeniyle hakkında dava açıldığını, dava sonunda büyük ihtimalle beraat edeceğini, mahkemenin vereceği kararın bekletici mesele sayılması gerektiğini, davacının TSK.'nden ilişiğinin kesilmesinin mevcut durumla uyuşmayan çok ağır bir yaptırım olduğunu, dolayısıyla tesis edilen disiplinsizliğe dayalı ayırma işleminin hukuka aykırılıkla sakatlandığını belirterek; iptalini talep ve dava etmiştir.
926 sayılı Kanunun 94/b maddesinde, disiplinsizlik ve ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında TC. Emekli Sandığı hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiş; bu sebeplerin neler olduğu, bunlar hakkında yapılacak işlemlerin şekil ve zamanının Astsubay Sicil Yönetmeliğinde hüküm altına alınacağı hüküm altına alınmıştır. Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60 ncı maddesinde; disiplin bozucu hareketlerde bulunan, ikaz ve cezalara rağmen ıslah olmayan, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemeyen, aşın derecede menfaatine, içkiye, kumara ve borçlanmaya düşkün olan, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunan, tutum ve davranışları ile yasadışı bölücü, yıkıcı, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu nedenle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları son rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyen astsubaylar hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emekli işlemi yapılacağı belirtilmiştir. Yönetmeliğin 61 nci maddesi de ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince ya da Personel Başkanlıklarınca başlatılması halinde izlenecek prosedürü düzenlemiştir. Buna göre kısaca sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvetlerde kalmasının uygun olmayacağı düşünülen personelin durumunun Kuvvet veya J.Gn.K.lıklarında maddede sayılan kişilerin katılmasıyla oluşturulacak bir komisyonda görüşüleceği, bu kararın komutanın onayına sunulacağı, onayı müteakip Gn.Kur.Başkanının Yüksek Askeri Şuraya girip girmeme konusunda tasvibinin alınacağı, Askeri Şuraya girmesinin uygun bulunmaması halinde ilgili komutanlıkça daha önce verilen karara göre işlem yapılacağı hükmü getirilmiştir.
Yine Mahkememizin istikrar bulmuş kararlarında; "ayırma" işleminin, askeri hizmetin bünyesine uyum sağlayamayan, disiplinsiz tutum ve davranışlarını sürdüren ya da bu tür filleri tevali etmemekle beraber, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak nitelik gösteren veya yasa dışı görüşleri benimseyen ajanlarının, bünye dışına çıkarılması ve Silahlı Kuvvetlerin disipline ve safiyete dayanan hassas yapısını korumak maksadıyla "idareye" tanınan bir yetki -olduğu, bu yetkinin kişi yararı-kamu yararı dengesini sağlayacak şekilde ve ilgilinin TSK.'de görev yapmasını engelleyecek nicelik ve nitelik arz etmesi halinde kullanılması gerektiği ifade edilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusuna dönüldüğünde; işlem tarihinde J.Astsb.Bşçvş.rütbesinde bulunan davacı hakkındaki ayırma işleminin, Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60/a, d (Disiplinsizlik ve Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması) dayalı olduğu, hakkında sıralı sicil üstlerince "Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir" şeklinde ayırma sicili düzenlenmesi tarihi olan 20.3.2001'den önce pek çok adli ve disiplin işlemine muhatap olduğu, bu beyanda bulunduğu rütbesinde 4.1.2001 tarihinde tevbih ve yine 4.1.2001 tarihinde uyarı cezalarıyla tecziye edildiği, önceki rütbelerinde ise ö.Kor.K.lığı As.Mah.nin 3.12.1992 tarih ve E. 1992/1135, K.1992/800 sayılı kararı ile emre itaatsizlikte ısrar suçundan 5 gün hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verildiği ve kesinleşen bu cezası nedeniyle hakkında kıdem indirimi yoluna gidildiği, Foça J.Komd.Ok.ve Eğt.A.K.lığı Disiplin Mahkemesinin 4.2.1988 tarih ve E. 1988/24, K. 1988/10 sayılı kararı ile emre itaatsizlik suçundan 25 gün oda hapsi cezası ile tecziye edildiği, Tatvan ö.Zh.Tug.K.lığı Disiplin Mahkemesinin 20.9.1994 tarih ve E. 1994/190, K. 1994/157 sayılı kararı ile emre itaatsizlik ve kısa süreli kaçma suçlarından neticeden 60 gün oda hapsi cezalarıyla tecziye edildiği, çeşitli disiplinsizlikleri nedeniyle muhtelif disiplin amirlerince 12.10.1987 tarihinde 2 gün oda hapsi, 19.12.1987 tarihinde 2 gün oda hapsi, 1.5.1991 tarihinde şiddetli tevbih, 14.11.1991 tarihinde 10 gün oda hapsi, 24.9.1992 tarihinde 7 gün oda hapsi, 11.1.1993 tarihinde 7 gün oda hapsi, 23.7.1994 tarihinde şiddetli tevbih, 4.8.1994 tarihinde 2 gün oda hapsi cezalarıyla cezalandırıldığı, bunların yanı sıra olumsuz tutum ve davranışlarını düzeltmesi, aksi halde hakkında ayırma işlemi düzenleneceğine dair 12.8.1994 ve 13.8.1994 tarihlerinde gizli tebligatla uyarıldığı, sicillerinin genellikle orta düzeyde seyrettiği (son iki yıl sicili hariç), son olarak görevli bulunduğu Uşak-Banaz İlçe J.K.lığı emrindeyken idari işler astsubayı olarak çeşitli askeri araçlar için gerçekte kullanılmayan benzin tutarları karşılığı olarak sahte akaryakıt fişleri tanzim ederek, bunların bedeli olan yaklaşık bir milyar lirayı, akaryakıt aldığı Petrol Ofisi İstasyonu muhasebecisinden tahsil etmek suretiyle menfaat sağladığı iddiasıyla hakkında adli soruşturma başlatıldığı, bu suçtan 7.2.2001 tarihinde tutuklandığı, yapılan hazırlık soruşturması sonunda 1.Tak.Hv.K.K.lığı Askeri Savcılığının 4.4.2001 tarih ve E.2001/429, K.2001/188 sayılı iddianamesiyle sahte resmi evrak tanzim etmek suçundan hakkında kamu davası açıldığı, 1.Tak.Hv.K.K.lığı Askeri Mahkemesinin 26.4.2001 tarihli kararı ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın Uşak Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine ve tutukluluk nedenleri ortadan kalktığından, davacının tahliyesine karar verildiği, bu arada sıralı sicil üstlerince 20.3.2001 tarihinde davacı hakkında "Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir" sicili düzenlendiği, J.Gn.K.lığı Per.Bşk.lığında Astsubay Sicil Yönetmeliği gereği teşkil ettirilen Komisyonca 19.4.2001 tarihinde disiplinsizlik nedeniyle ayırma kararı verildiği ve bu karar üzerine İçişleri Bakanlığının 14.5.2001 tarih ve 2001/14 sayılı onayı ile davacı hakkındaki ayırma işleminin kesinleştiği ve 18.5.2001 tarihinde TSK.ile ilişiğinin kesildiği, davacının söz konusu işlemin iptali için 2.7.2001 tarihinde ve süresinde AYİM'de vekili marifetiyle bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Dairemizin 15.1.2002 tarihli ara kararı üzerine gönderilen Uşak Ağır Ceza Mahkemesinin 29.1.2002 tarihli müzekkeresi ekindeki duruşma tutanaklarının incelenmesinde; içlerinde davacının da bulunduğu üç sanık hakkındaki yargılamanın henüz derdest bulunduğu, davacının sorgusunun 16.10.2001 tarihli oturumda yapıldığı ve davacının iddianame konusu fiili ikrar ettiği, ancak dayanağı olmayan (gerçeği yansıtmayan) akaryakıt fişlerini düzenleyip bedellerini tahsil etmesindeki amacının, Bölüğün bazı kırtasiye, telefon ve bilgisayar malzemeleri ihtiyacını karşılamak olduğunu ve tahsil ettiği paranın salt bu alanlarda kullanıldığını, ortada herhangi bir menfaat temin etme sakinin bulunmadığını belirttiği, diğer sanıklar (Uzm.J.Çvş.) ve ........ (J.Eri) sorgularının da bu paralelde olduğu, olay tarihinde Banaz İlçe J.K.V.olan J.Astsb.Kd.Bşçvş.
........., talimatla tespit edilen yeminli ifadesinde ise "...ben Banaz İlçe Jandarma Komutanlığında görev yaptığım sırada...Bölükte görevli şoförlerden bir tanesi...bana gelerek, akaryakıt alımında birtakım usulsüzlükler olduğunu söyledi. Ben de Bölükte görev yapan tüm araç şoförlerini toplayarak yaptığım araştırmada, araçların ay içerisinde alışveriş yapılan Petrol Ofisinden alınmayan akaryakıt karşılığında Petrol Ofisi yetkililerine akaryakıt fişi imzalattırıldığı veya Petrol Ofisi yetkilileri adına sahte imzalar atılarak Genel Komutanlıktan bildirilen akaryakıt limitinin doldurulduğu, yaptığım araştırmaya göre her ay yaklaşık olarak 100 veya 150 milyon TL.'lık bir fazla akaryakıt alımı yapılmış gibi gösterildiğini... tesbit ettikten sonra, sanıklara bu fazla miktardaki yakıt parasını ne yaptıklarını sorduğumda Bölük ihtiyaçları için harcadıklarını söylediler. Fakat ben İlçe Jandarma Bölük Komutanı olarak göreve başladığımdan itibaren bilgim dışında hiç kimseye mal aldırmadım. Aldığımız bazı malların parasını da çay ocağından ya da Alaydan tahsil edilen ödenekten ödüyordum... Bu durumu tesbit ettikten sonra Alay Komutanına arz ettim. Sanıklar hakkında tahkikata başlandı..." şeklinde, olayın cereyan şekline ilişkin açıklık getirdiği ve olay tarihinde araç şoförleri olan tanıklar J.Erleri ..............., ..............., .......... ile yazıcı er ............. yeminli ifadelerinin de tanık .......... ifadesini teyit ettiği görülmektedir. İddianameye konu suç (evrakta sahtekârlık) hakkındaki yargılama henüz sonuçlanmamakla birlikte, davacının kendi sorgusundaki ikrarı ile de sabit olduğu üzere, İlçe Jandarma Komutanının bilgisi dışında hareket etmek suretiyle alınmamış akaryakıtlar için gerçeği yansıtmayan fişler düzenlemek suretiyle bunların karşılıklarını aynı akaryakıt bayiinden tahsil ettiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Davacının söz konusu fiilinin ise adli ve mülki görevleri nedeniyle halkla iç içe olan jandarma teşkilatı mensubu bir astsubay bakımından asla affedilemeyecek ve TSK.'lerinin itibarını sarsacak düzeyde, ahlak dışı bir davranış biçimine sebebiyet verdiği çok açıktır. Bu bakımdan, söz konusu suçun işleniş biçiminin idarece dikkate alınarak, yargılama sonuçlanmadan ayırma işlemi tesisinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Gerçekten, gerek idari yargı kolunda gerekse de askeri idari yargıda tartışmasız bir şekilde uygulandığı üzere, bir kamu görevlisinin statüsüne son verilmesini gerektiren idari davranış biçiminin aynı zamanda bir suça sebebiyet vermesi halinde, idare, söz konusu suç nedeniyle sürdürülen yargılamanın sonucunu beklemek zorunda ve durumunda değildir. Bilakis, eğer işlenen fiil idare ajanının kamu hizmetinden hemen ayıklanmasını gerektiriyorsa; bu takdirde yargılama sonucunu beklemek doğru ve hukuki bir davranış biçimi olmayacaktır. Ne var ki, yargılamaya konu her suç işlendiğinde idare ajanı hakkında ayırma işlemi tesisine de imkan olmayıp; esasen bu, Anayasal bir ilke olan "kamu görevlisi teminatı" ile de bağdaşamaz. Şu halde, her somut olayda idarece, kişi yararı-kamu yararı dengesini gözeten, kamu görevinin niteliğini dikkate alan bir takdir yetkisi kullanılmak durumundadır. Davanın somutunda ise davalı idarenin, davacının önceki ağır disiplin ihlalleri ile dolu safahatını ve ağır cezalık son suçunun mahiyetini dikkate almak suretiyle, davacı hakkında ayırma işlemi başlatarak sonuçlandırmasında, söz konusu ilke ve prensiplere aykırı bir davranış sergilenmediği, bilakis hukuki isabet bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, davacının mevcut disiplin safahatı ve özellikle son yargılamaya konu fiilleri itibariye ağır bir disiplin ihlaline sebebiyet verdiği, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak ahlak dışı hareketlerde bulunduğu ve statüsü itibariyle kamu görevlisi olma yeterliliğini yitirdiği, bunun sonucu olarak da idarece davacı hakkında ayırma işleminin başlatılarak sonuçlandırılmasında, yukarıda belirtilen kurallara uygun hareket edildiği ve Silahlı Kuvvetlerin hassas yapısı ile disiplinini korumaya matuf, kamu yararına uygun şekilde davranıldığı, takdir hakkının objektif ve yerinde bulunduğu değerlendirmesine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; davacı hakkında idarece tesis edilen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminde hukuka aykırı bir yön görülmediğinden; yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy