(5434 S. K. m. 53) (4721 S. K. m. 396) (926 S. K. m. 94, 128) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 53, 54) (Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği m. 31, 32) (AYİM 1. D. 25.02.1997 T. 1997/117 E. 1997/165 K.) (AYİM 1. D. 11.06.1996 T. 1995/294 E. 1996/554 K.)
Ankara 3ncü Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.06.2003 tarih ve 2003/673-725 E.K.sayılı kararı ile davacının hacir altına alınarak, eşi
nin vasi atanmasına karar verildiği, aynı mahkemenin 18.06.2003 tarih ve 2003/673-725 E.K.sayılı kararı ile vasiye husumet izni kararı verilmesi üzerine AYİMde dava açıldığı, davacı vasisinin 23.06.2003 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kayıtlarına geçen dava dilekçesinde, vasisi olduğu eşinin Samsun Vezirköprü İlçe Jandarma Komutanlığında J.Astsb. olarak görevli olduğu sırada psikolojik rahatsızlığı sonucu GATAya sevk edildiğini, GATA Sağlık Kurulunun 10.03.1994 tarih ve 1537 sayılı raporu ile SMK ile bir buçuk ay istirahat aldığını, bu rapordan sonra aralıksız olarak 16.05.1994 de SMK ile iki ay istirahat, 22.07.1994 de SMK ile üç ay istirahat, 24.10.1994 de SMK ile dört ay istirahat aldığını bu son istirahat bitmeden 18.01.1995 tarihinde evinde yapılan aramada çok sayıda tabanca, dinamit, el bombası, mermi, boş kovan fünye bulundurduğunun tespit edilmesi nedeniyle, önce gözetim altına alındığını bilahare Trabzon 48nci Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesince tutuklandığını, hakkında Ruhsatsız Bomba Bulundurmak ve 6136 sayılı Kanuna Muhalefet Etmek suçlarından dava açıldığını, davası sürerken sicilen emekliliğine karar verildiğini, 07.06.1995 tarihinde tutukluyken kararın kendisine tebliğ edildiğini ve sevk edildiği GATA Sağlık Kurulunun 13.06.1995 tarihli kararı ile TCK 46 ve 47nci maddelerinden yararlanamayacağının belirtildiğini, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesinden dolayı ceza yargılamasının Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesinde sürdüğünü, yapılan yargılama sonucu TCK. nun 46ncı maddesinden yararlandığına dair Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporuna istinaden Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesinin 29.05.1998 tarih ve 1995/54E., 1998/33.K sayılı kararı ile ceza tayinine yer olmadığı kararı verildiğini, davalı idarece davacının sağlık durumunun takip altına alınarak hastanenin ve yargının kararları beklenmesi gerekirken disiplinsizlik sebebiyle ayırma yolunu tercih etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtilerek davacının disiplinsizlik nedeniyle emekliye sevk işleminin iptali ile yoksun kalınan aylıkların yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle dava açtığı görülmektedir.
Davalı idare tarafından öncelikle davada süreaşımı bulunduğu ayrıca vasinin dava açma ehliyetine haiz olmadığı ileri sürülmektedir.
Bilindiği üzere bir idari davanın açılabilmesi için diğer şartlarla birlikte davacının, gerek davada taraf olma ehliyeti gerekse dava açma ehliyetinin mevcut olması gerekmektedir. Aşağıda detaylı olarak açıklanan sağlık raporlarından da anlaşılacağı üzere davacının ayırma işleminin tesis edildiği tarihten itibaren dava açma ehliyetini ortadan kaldıracak mahiyette akıl hastası olduğu, akıl hastaları yönünden de kanunlarda öngörülen sürelerin işlemeyeceği (AYİM 1.D.12.11.1991, 1990/251 E., 1991/246 K., AYİM 1.D.17.12.2002, 2002/587 E., 2002/1713 K) hususları dikkate alındığında idarenin süre aşımı itirazına itibar edilmemiştir.
Diğer yandan vesayet ilgili hükümler 4721 Sayılı Medeni Kanunun 396 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Belirtilen maddelerin hükümlerine göre vasi tayininde eşlerin sadece önceliği bulunmaktadır. Bir diğer ifade ile eş olmak, vasi olarak atanmayı zorunlu kılmamaktadır. Davadaki vasi, ilgili Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı ile atanmış bulunmakta ve işlemleri Sulh ve Asliye Mahkemelerinin denetimi altında bulunmaktadır. Dolayısıyla evliliğin mutlak butlanla batıl olduğu iddiasının doğrudan işbu dava ile bir ilgisi bulunmadığı gibi bu nedene dayalı olarak da vasi atanma kararının da hukuka aykırı olduğunu kabule imkan bulunmadığından davalı idarenin ehliyete ilişkin iddiaları da yerinde görülmeyerek davanın esasına geçilmiştir.
Dava konusu olay ile ilgili mevzuat, işlem tarihindeki haliyle incelendiğinde; 926 Sayılı TSK Personel Kanununun 94/b madde ve fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53 ve 54ncü maddelerinin bu konuyu düzenlediği görülmektedir. 926 Sayılı Kanunun 94/b maddesinde disiplinsizlik ve ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında TC. Emekli Sandığı hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiş, bu sebeplerin neler olduğu, bunlar hakkında yapılacak işlemlerin şekil ve zamanının Astsubay Sicil Yönetmeliğinde hüküm altına alınacağı yazılmıştır. Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53ncü maddesinde disiplin bozucu hareketlerde bulunan, ikaz ve cezaya rağmen ıslah olmayan, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemeyen, aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara ve borçlanmaya düşkün olan, Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunan, tutum ve davranışları ile yasadışı bölücü, yıkıcı, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu nedenle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları son rütbelerine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyen astsubaylar hakkında hizmet sürelerine bakılmaksızın emekli işlemi yapılacağı belirtilmiştir. Yönetmeliğin 54ncü maddesi de ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince ya da Personel Başkanlıklarınca başlatılması halinde izlenecek prosedürü düzenlemiştir. Buna göre kısaca sıralı sicil üstlerince Silahlı Kuvvetlerde kalmasının uygun olmayacağı düşünülen personelin durumunun Kuvvet veya J.Gn.K.lıklarında maddede sayılan kişilerin katılmasıyla oluşturulacak bir komisyonda görüşüleceği, bu kararın komutanın onayına sunulacağı, onayı müteakip Gnkur.Başkanının Yüksek Askeri Şuraya girip girmeme konusunda tasvibinin alınacağı, Askeri Şuraya girmesinin uygun bulunmaması halinde ilgili komutanlıkça daha önce verilen karara göre işlem yapılacağı hükmü getirilmiş bulunmaktadır.
Kamu hizmetinin iyi bir şekilde yürütülmesi için bir vasıta olan idarenin, bu hizmetin iyi yürümesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetini yürütecek olan ajanlarını alırken birtakım özelliklere sahip olmasını araması tabii olduğu gibi; statüye alındıktan sonra da bunları verimli biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkanı kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak ajanlarını bünyesi dışına çıkarması da doğaldır. İşte Silahlı kuvvetlerden ayırma işlemi de, bu amaçla askeri idareye mevzuatla tanınmış bir yetkidir.
Bu açıklamalar ışığında davacının durumunu değerlendirdiğimizde; 30.8.1989 nasıplı olup son rütbesine 30.08.1992 tarihinde terfi eden davacının sicil safahatının genelde iyi seviyesinde gerçekleştiği, 22.04.1992 ve 17.06.1993 tarihlerinde disiplin amirlerince şiddetli tevbih ve tevbih cezası ile cezalandırıldığı, 27 Mayıs 1993 tarihinde görevi ihmal suçundan hakkında açılan kamu davasının beraatla sonuçlandığı, 18.1.1995 tarihinde işlediği iddia edilen ruhsatsız dinamit, bomba, fünye bulundurarak ve 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan 18.01.1995 tarihinde yakalanıp 20.01.1995 tarihinde tutuklandığı, 19.1.1995 tarihinde sıralı sicil üstlerince Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 53/a, b, c maddeleri (disiplin bozucu hareketlerde bulunan, ikaz ve cezaya rağmen ıslah olmayan, hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini düzenleyemeyen, aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara ve borçlanmaya düşkün olan) uyarınca silahlı kuvvetlerde kalması uygun değildir sicili düzenlendiği, ilgili komisyon ve Jandarma Genel Komutanınca uygun bulunan kararın 27.3.1995 tarihinde İçişleri bakan tarafından onaylanması üzerine 07.06.1995 tarihinde ilişiğinin kesildiği, Adli Tıp Kurumunca verilen rapor üzerine 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan yapılan yargılanmasında Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesinin 29.05.1998 tarih ve 1995/54E., 1998/33.K sayılı kararı ile TCK 46ncı maddesi gereğince ceza verilmeyerek şifa buluncaya kadar bir sıhhi müessesede muhafaza ve tedavi altına alınmasına karar verildiği görülmektedir.
Davacının mevcut disiplin cezalarının mahiyet ve sayı itibariyle hakkında disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemi tesisine yeterli olmamakla birlikte tutuklandığı 6136 sayılı kanuna muhalefet suçunun, ele geçen silah ve mühimmatın cins ve miktarı itibariyle ayırma işlemine yeterli olacağı bir gerçektir.
Ne var ki, bu somut tesbit, davacının sağlık durumu gözardı edildiğinde varılabilecek olan hukuki bir değerlendirmeye ilişkindir. Oysa, Dairemizin yerleşik içtihatlarında, ciddi bir ruhi rahatsızlığa düçar olan ve bu nedenle tıbbi tedavisi devam etmekte olan subay ve astsubaylar hakkında, bu tıbbi tedavi süreci sonuçlanmadan tesis edilecek disiplinsizlik nedenine dayalı ayırma işleminin, kişi yararı-kamu yararı dengesini bozan mahiyeti itibariyle hukuka aykırı düşeceği vurgulanmaktadır. Esasen, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun Sıhhi izin süresi başlıklı 128nci maddesinin (b) bendinde Kanser, verem, akıl ve ruh hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığa yakalananlar, Sağlık Kurulları raporlarında gösterilecek lüzum üzerine, aynı rütbede toplam olarak ve fiilen üç yılı geçmemek şartıyla tedavi, istirahat veya hava değişimine tabi tutulabilirler denilmekte; aynı hüküm TSK. Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin 31 ve 32nci maddelerinde de tekrarlanmaktadır. Dairemizin bu konudaki emsal kararlarında da; idarenin, müdebbir bir idare olarak, kendi personelinin hakkını koruma yükümü nedeniyle, ruhi rahatsızlığa düçar olan ve bu durumu tıbbi raporlarla saptanan personelin sağlık durumunu takip altına alması, tıbbi tedavi ve istirahat evresinde bulunuluyorsa bu aşamanın sonucunu beklemesi, sıhhi izin süreleri içerisinde sürdürülecek bu takibin sonucunda ilgili hakkında verilecek kesin sağlık kurulu raporunun alınmasından sonra, rapor sonucuna göre ilgili hakkında ya sağlık nedeniyle emeklilik veya tıbben buna lüzum görülmemişse, gerekiyorsa ayırma işlemi tesis etmesi gerekirken; bu doğru ve hukuki yola uyulmayıp, kısa ve kolay olan disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemine tevessül etmesi durumunda, ilgili personelinin özlük haklarının ihlaline sebebiyet vereceği, bu durumun ise kişi yararı-kamu yararı dengesini bozması itibariyle hukuka aykırı düşeceği vurgulanmaktadır. (AYİM.1.D.3.3.1992 tarih ve E.1991/198, K.1992/596; 22.3.1994 tarih ve E.1993/844, K.1994/422; 14.2.1995 tarih ve E.1994/978, K.1995/161; 11.6.1996 tarih ve E.1995/294, K.1996/554; 25.2.1997 tarih ve E.1997/117, K.1997/165; 24.2.1998 tarih ve E.1997/276, K.1998/264 ve 6.2.2001 tarih ve E.2001/198, K.2001/157 sayılı kararları.)
Bu hukuki açıklamalar ışığında davacının sağlık durumunun irdelenmesine gelince;
- GATA Sağlık Kurulunun 10.3.1994 tarih ve 1537 sayılı raporuyla Anksiyete Bozukluğu tanısıyla C/16 SMK 1,5 ay istirahat,
-GATA Sağlık Kurulunun 16.5.1994 tarih ve 3024 sayılı raporuyla Anksiyete Bozukluğu tanısıyla C/16 SMK 2 ay hava değişimi,
-GATA Sağlık Kurulunun 22.7.1994 tarih ve 4352 sayılı raporuyla Anksiyete Bozukluğu tanısıyla C/16 SMK 3 ay hava değişimi,
-GATA Sağlık Kurulunun 24.10.1994 tarih ve 6356 sayılı raporuyla Psikotik reaksiyon tanısı ve C/15 SMK 4 ay istirahat kararı verildiği,
-Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesinin 16.07.1996 ve 347sayılı raporuyla suç öncesi, sırası ve bugün için şizofreni denilen akıl hastalığın musap olduğu, ceza ehliyetinin olmadığı,
-Yargılandığı Mahkemenin sevki üzerine GATA Başasistanlar Sağlık Kurulunun 1.6.1995 tarihli raporuyla Psikonevrotik reaksiyon (karışık tip) tanısıyla 4 ay istirahat, 1.8.1995 tarihinde askerliğe elverişli, kesin elverişsizliği ile ilgili olarak istirahatin bitiminde karar verilebilir, TCK 46 ve 43ncü maddelerinden yararlanamaz kararları verildiği,
-Yine yargılama makamının gördüğü lüzum üzerine sevk edildiği Adli Tıp Kurumu 4ncü İhtisas Dairesinin 23.8.1996 tarih ve 2184 sayılı raporuyla Şizofreni tanısıyla TCK 46 maddesinden istifade eder kararı,
-GATA ve Adli Tıp Kurumu 4ncü İhtisas Dairesinin raporları arasında çelişki bulunması üzerine yargılama makamının talebi üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 19.3.1998 tarih ve 45 sayılı kararıyla sanığın suçu işlediği esnada da şizofreni denilen akıl hastalığına musap olduğu, suçu musap olduğu hastalığının sonucu işlediği, TCKnın 46ncı maddesinden istifade edeceğine oybirliği ile ... karar verildiği,
-Adli Tıp Kurumunun 4ncü İhtisas Dairesinin talebi üzerine davacının Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 18.7.1996 tarihli yazısı ile İyileşinceye kadar muhafaza ve tedavisi için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevkedildiği, belirtilen hastanenin tarihsiz ve ilgili makama yazısıyla 4.7.1997 tarihine kadar hastanede tutulmuş, ileri salah ile çıkarılmış olduğunun belirtildiği,
-Bursa Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesinin maluliyet tespiti için sevki üzerine Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunun 8.12.1997 tarih ve 1534 sayılı sağlık kurulu raporuyla Kronik Şizofreni tanısıyla Çalışamaz bakıma muhtaç kararı,
-Vasi atanması talebi üzerine Bursa 5nci Sulh Hukuk Mahkemesinin sevki üzerine Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin 16.3.1998 tarih ve 759 sayılı sağlık kurulu raporuyla Heyazanlı bozukluk denilen ruhsal hastalığının iyilik halinde olduğu, mümeyyiz olduğu, vasi tayinine gerek bulunmadığı kararı,
-GATA Sağlık Kurulunun raporu ile Adli Tıp Kurumu 4ncü İhtisas Dairesi kararları arasında uyumsuzluk bulunması üzerine yargılama Makamının talebi üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 19.3.1998 tarih ve 45 sayılı raporuyla suç tarihinde ve halen şizofreni, TCK 46ncı maddesinden yararlanır, cezai ehliyeti yok kararı,
-Bursa Devlet Hastanesi Sağlık Kurulunun 25.5.1999 tarih ve 1724 sayılı raporuyla Atipik dejenerasyon tanısıyla zeka ve beceri gerektirmeyen işlerde çalışamayacağı, iş gücü kayıp oranının %60 olduğu kararı verildiği,
-Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulunun 16.5.2003 tarih ve 16517 sayılı raporuyla şizofreni tanısıyla, çalışamaz, hastalığı süreklidir, çalışma gücü kayıp oranı %80 kararı verildiği görülmektedir.
Davacı, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince 4.7.1997 tarihinde ileri salah ile çıkarılmış olup belirtilen ileri salahın mahiyeti Dairemizin ara kararı ile sorulmuş, ilgili hastane tarafından verilen cevapta;
İleri salah ile çıkarılmasının söz konusu ruhsal hastalığın (şizofreni) iyileşmesi anlamına geldiği, hastaneden çıkarıldığında söz konusu ruhsal hastalığı iyileştiği için mümeyyiz olduğu, dolayısıyla kendisi hakkında verilen yada verilebilecek idari ve hukuki işlemlerin anlam ve sonuçlarının bilincinde olduğu tıbbi kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından verilen cevap; davacı hakkında aynı hastanenin 4.7.1997, 8.12.1997 ve 16.3.1998 tarihli sağlık kurulu raporlarının birbiriyle çelişir durumda olması nedeniyle tatminkar bulunmamış,
Adli Tıp Kurumundan
a) Davacının dûçar olduğu şizofreni hastalığının iyileşmesi mümkün bir hastalık olup olmadığı, bu hastalıkta ileri salahın söz konusu olup olamayacağı,
b) 4.7.1997 tarihinde ileri salah mümkün ise bu durumda hakkında 7.6.1995 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemi tesis edilen davacının, bu tarih itibariyle şizofreni olması ve akıl hastaları yönünden idari yargıda öngörülen 60 günlük dava açma süresinin işlemeyeceği göz önüne alınarak, geçmişte hakkında tesis edilen ayırma işlemi için dava açma ve yürütebilme ehliyetini kazanıp kazanamayacağı, bir diğer ifade ile hakkında tesis edilen ayırma işleminin tüm hukuki sonuçlarını (60 günlük dava açma süresini idrakı da dahil olmak üzere) 04.07.1997 tarihinden itibaren sağlıklı olarak değerlendirip değerlendiremeyeceğinin,
c) Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunca 19.3.1998 tarih 45 sayılı rapor düzenlendiğinde davacının şizofreni olduğu nazara alınarak bu hastalığın davacı yönünden çalışmaya imkan verip vermediği, tespiti mümkün ise çalışma kayıp oranının ne olabileceğinin sorulmasına karar verilmiştir.
Talebimiz üzere düzenlenen Adli Tıp Kurumu 4ncü İhtisas Dairesinin 26.09.2005 gün ve 3325 sayılı kararında sonuç olarak Mehmet oğlu 1971 doğumlu
.nın Kurulumuzca 19.7.1996 ve 10.6.2005 tarihlerinde yapılan muayenelerinden elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanması sonucunda hukuki ehliyetini müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisi ile olayları kavrayıp onlardan sağlıklı sonuçlara varabilme yeteneğini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan (şizofreni) denilen akıl hastalığı saptandığı, tıbbi evrakının incelenmesinde ilk kez 1994 yılında tedavi altına alınarak, 1996 ve 2005 yıllarında Adli Tıp Kurumu 4ncü Adli Tıp İhtisas Kurulunda yapılan muayeneleri tüm olarak değerlendirildiğinde ve dava dosyasının tetkikinde de şahsın bu akli maluliyet nedeniyle iyi ve kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edemeyeceği, menfaatlerine müdrik olmayıp onları koruyamayacağı, telkinlere mukavemet edip şuurlu istek ve arzuları istikametinde bizzat ve tek başına eylem ve işlemlere girişmesinin tıbben mümkün görülmediği, bu duruma göre
.nın vesayet altına alınmasının uygun olduğu şizofreni hastalığının söz konusu işten ayırma işlemi yönünden dava açma ve yürütebilme işlemlerini yapabilecek derecede iyileşmesinin mümkün görülmediği, dolayısıyla sorulan 4.7.1997 tarihinden itibaren fiil ehliyetini haiz bulunmadığı, sorulduğu üzere çalışma kayıp oranının tespiti açısından Adli Tıp Kurumu 3ncü Adli Tıp İhtisas Kurulundan görüş alınmasının uygun olduğu oybirliği ile mütalaa olunur. şeklinde belirtildiği;
Adli Tıp Kurumu 3ncü İhtisas Dairesinin 21.10.2005 gün ve ve 4215 sayılı kararında da sonuç olarak Mehmet oğlu 1971 doğumlu Ekrem TAŞÇInın tespit edilen kronik şizofreni arızası nedeniyle 85/9529 karar sayılı Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre beden çalışma güçünün en az 2/3sini kaybettiği, 8/23290 sayılı özürlülere verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre beden çalışma gücü kayıp oranının Ruh Hastalıkları Tablosu, tedaviyle çalışma olanağı vermeyen şizofreni arızasına karşılık %80(yüzde seksen) düzeyinde olduğu oy birliği ile mütalaa olunur. kararına varıldığı görülmektedir.
Belirtilen tüm bu tıbbi safahatı itibariyle, davacının 10.03.1994 tarihinden itibaren ruhi rahatsızlığa düçar olduğu, GATA Sağlık Kurulunun 24.10.1994 tarih ve 6356 sayılı raporuyla Psikotik reaksiyon tanısı ile verilen SMK 4 ay istirahatın bitimi ile yeniden sevki üzerine verilecek karar beklenmeden ve de, henüz mevzuatın öngördüğü sıhhi izin süreleri dolmamışken bu evrede hakkında ayırma işlemi başlatılarak sonuçlandırılması işleminin yukarıda izah edilen mevzuat hükümleri ile Dairemizin yerleşik kararlarına aykırı düştüğü kuşkusuzdur.
Kaldı ki GATA ve Adli Tıp Kurumu 4ncü İhtisas Dairesinin raporları arasında çelişki bulunması üzerine yargılama makamının talebi üzerine sevkedildiği Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 19.3.1998 tarih ve 45 sayılı kararıyla, davacının suç tarihi ve sonrasında şizofreni denilen akıl hastalığına musap olduğu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tesbit edilmiş bulunduğundan, davacı hakkında disiplinsizlik yerine sağlık nedeniyle emekliye sevk işleminin tesis edilmesi gerektiği görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, düçar olduğu ruhi rahatsızlığı sabit olan davacının tedavisinin sonucu beklenerek, verilecek kesin rapor neticesine göre bu yönde bir işlem tesisi gerekirken, bu sırada hakkında düzenlenen ayırma sicili üzerine sonuçlandırılan disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemi sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı görülmüştür.
Davacının statü dışında geçirdiği sürelere ilişkin olarak aylık ve diğer özlük haklarının tazmini talebine gelince, sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı görülen disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin iptaline karar verilmiştir.
İdari yargı yerince verilen iptal kararı, tesis edilen işlemi tesis tarihinden itibaren ortadan kaldırdığından, iptal edilen işlem ile sıkı ilişkisi olan mali avantajların, başkaca bir hükme gerek olmaksızın idarece kendiliğinden karşılanması, belli bir görev ya da statü dışında geçirilen sürelerin görevde/statüde imiş gibi değerlendirilmesi ve bu göreve/statüye bağlı aylık vb. özlük haklarının, ilgilinin iptal kararı sonrasında yeniden eski göreve/statüye başlamasını takiben, idarece ayrıca herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın ödenmesi gerektiği, idare hukuku öğretisi (Yıldırım ULER, İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları, Ankara 1970, s.43) ve kökleşmiş yargı içtihatlarında, düzenli ve basiretli idare ilkelerinin tabii bir gereği olduğu belirtilmektedir. AYİM 1nci Dairesinin yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. (AYİM.1.D.nin 22 Ekim 1991 tarih ve E.1991/1969, K.1991/2431; 9 Nisan 1996 tarih ve E.1995/1029, K.1996/293; 18 Ocak 2000 tarih ve E.1999/343, K.2000/68; 22 Şubat 2000 tarih ve E.1999/805, K.2000/203 sayılı kararları)
Ancak yukarıda belirtilen kabule ulaşabilmek için idari işleme konu edilen personelin, aylık ve diğer özlük haklarının tazmin edileceği dönemlere yönelik olarak görevini ifa edebilme yeteneğine haiz olması gerektiğinde de kuşku bulunmamalıdır.
Bu nedenle davacının, belirtilen süreçte statü içinde olduğu varsayıldığında, sağlık durumunun görev yapmasına engel bir durum teşkil edip etmediğinin tespitinde zaruret bulunmaktadır.
Davacının, yukarıda özetlenen sağlık kurulu raporlarına göre ayırma işleminin tesis tarihi ile sonrasında ve halen çalışamayacak ve yardıma muhtaç olacak şekilde sürekli bir ruhi hastalık olan şizofreniye düçar olduğu görülmektedir.
TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin 31nci maddesinde Subay ve Astsubayların barışta ve savaşta, yurdun her yerinde sınıfları görevini yapabilecek sağlık yeteneğine sahip bulunmaları gerektiği belirtilmekte, aynı yönetmeliğin hastalıklar ve arızalar listesinin 15 maddesinin D fıkrasına göre de şizofrenin askerliğe elverişsizlik sonucunu doğuran hastalık olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar bir arada değerlendirildiğinde, davacının statü dışında kaldığı dönemde, astsubay olarak görev yapmak için gerekli sağlık niteliğine haiz bulunmadığı görülmektedir. Bu nedenle ayırma işlemi iptal edilen davacıya, statü dışında geçen sürelere ait hizmet aylık ve özlük haklarını, görevde/statüde imiş gibi değerlendirilerek tazmin edilmesine hukuken imkan bulunmamaktadır.
5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanununun 53ncü maddesinin 4ncü fıkrası Asgari beş sene emekliliğe esas bir hizmette bulunmak şartiyle tedavisi gayrimümkün bir malûliyete duçar olup herhangi bir şekilde kazanç ve başkasının yardımı olmaksızın idamei hayat imkânı kalmıyan âdi mâlûllere; (Mezkûr kanunun 48nci maddesinde yazılı hususlar nazarı dikkate alınmak suretiyle) 15 sene fiili hizmeti bulunan mâlûller gibi maaş tahsis olunur hükmüne amir bulunmaktadır.
Davacının, Bursa Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesince maluliyet tespiti maksadıyla sevki üzerine Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Sağlık Kurulunca düzenlenen 8.12.1997 tarih ve 1534 sayılı sağlık kurulu raporuyla hakkında verilen Kronik Şizofreni, çalışamaz bakıma muhtaç kararı ile, Adli Tıp Kurumu 3ncü İhtisas Dairesinin 21.10.2005 gün ve 4215 sayılı raporunun Mehmet oğlu 1971 doğumlu
..nın tespit edilen kronik şizofreni arızası nedeniyle 85/9529 karar sayılı Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre beden çalışma gücünün en az 2/3sini kaybettiği, 8/23290 sayılı özürlülere verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre beden çalışma gücü kayıp oranının Ruh Hastalıkları Tablosu, tedaviyle çalışma olanağı vermeyen şizofreni arızasına karşılık %80(yüzde seksen) düzeyinde olduğu oy birliği ile mütalaa olunur. şeklindeki kararları bir arada değerlendirildiğinde davacının sağlık yönünden durumunun 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanununun 53ncü maddesinin 4ncü fıkrası kapsamında bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Davacı, açıklanan sağlık durumu itibariyle 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 53ncü maddesinin 4ncü fıkrası hükümleri uyarınca ayırma işleminin tesis tarihinde adi malul olarak emekli olma şartlarına haiz bulunmaktadır. Esasen iptal kararının özünü de, idare tarafından yapılmayan bu işlem oluşturmaktadır. Bu nedenle davacının statü dışında kaldığı süre zarfında uğradığı maddi zararı da mahrum kaldığı (belirtilen kapsamda hesaplanıp miktarı belirlenecek olan) adi malullük aylıkları oluşturmaktadır.
Sonuç olarak davacının, ayırma işleminin tesis edildiği tarihten iptal kararı ile göreve döndüğü tarihe kadar statü dışında geçen sürelere ilişkin olarak 5434 Sayılı Kanunun 53/4 maddesi kapsamında hesaplanacak adi malul aylıklarının yasal faizi ile birlikte maddi tazminat olarak davalı idare tarafından ödenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
Düçar olduğu ruhi rahatsızlığı sabit olan davacının tedavisinin sonucu beklenerek, verilecek kesin rapor neticesine göre bu yönde bir işlem tesisi gerekirken, bu sırada hakkında düzenlenen ayırma sicili üzerine sonuçlandırılan disiplinsizlik nedeniyle ayırma işlemi sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı görüldüğünden İPTALİNE; (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy