(1602 S. K. m. 42)
Davacı, 30.12.2002 tarihinde Denizli İdare Mahkemesi, 3.1.2003 tarihinde AYİM. kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; 1994, 1995, 1996, 1997, 1998 ve 1999 yılları sicillerinin iptali istemiyle açtığı davada AYİM 1nci Dairesinin 2001/1237 Esas, 2002/1357 Karar sayılı kararı ile 1995 ile 1998 yıllarına ait sicil not ve kanaatlerinin iptal edildiğini, bu kararın hakkında verilen sicil not ve kanaatlerinin kusurlu ve kasıtlı olduğunu ortaya koyduğunu, kasıtlı ve kusurlu olarak verilen bu sicil notları nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını, sicillerinin olumlu olması halinde Kara Harp Akademisi sınavını kazanabileceğini, erken terfi alarak maaşında artış olabileceğini, yurt dışı görevlere gidebileceğini, Kara Harp Akademisinde, Kara Harp Okulunda, Askeri Lise ve Sınıf Okullarında, Özel Kuvvetlerde görev alabileceğini, kendisi ile birlikte ailesinin de maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek, iptal edilen 1995 ve 1998 yılları sicil notları ve kanaatleri nedeniyle 5.000.000.000 TL. maddi ve 10.000.000.000 TL. manevi tazminatın, kayba uğradığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacının 23.10.2001 tarihinde 1994, 1995, 1996, 1997, 1998 ve 1999 yılları sicillerinin iptalini talep ettiği yapılan yargılama sonucunda AYİM. 1nci Dairesinin 8.10.2002 tarih ve 2001/1237-1357 sayılı kararı ile 1995 ve 1998 yılları sicillerinin iptaline diğer istemlerinin reddine karar verildiği, davacının bu kararın 1.11.2002 tarihinde tebliğinden sonra süresi içinde maddi ve manevi tazminat istemiyle bu davayı açtığı görülmektedir.
Davacı, 1602 sayılı Kanunun 42nci maddesinde idari işlemlerden doğan tam yargı davaları için öngörülen dört yöntemden, iptal davası sonunda verilen kararı takiben tam yargı davası açma yolunu tercih etmiştir. İdari işlemden doğan sorumlulukta, sorumluluğu doğuran nedenler yönünden idari eylemlere nazaran bir farklılık yoktur. Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri, genel çizgileriyle bu alanda da yürürlüktedir. Dava konusunda kusursuz sorumluluk kuramının tatbikini gerektirir hukuki nedenler gerçekleşmediğinden, konuya hizmet kusuru ilkesi yönünden yaklaşmak gerekli bulunmaktadır.
Bir idari işlemden dolayı hizmet kusuruna dayalı olarak tazmin sorumluluğundan söz edilebilmesi için hukuka aykırılığın varlığı şarttır. Genelde, idari işlemleri sakatlayan ağır ve önemli nitelikler, hukuki yanlışlıklar, hizmet kusuru olarak nitelendirilebilir. İdari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle, hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında bir bağlılık ve ayniyet olup olmadığı, yani bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması halinin, hizmet kusurunun varlığını kabule yeterli olup olmadığı konusunda öğretide bir birlik bulunmadığı görülmektedir.
Ancak, bu konudaki baskın görüş, şekil ve yetki unsurlarındaki sakatlıklar (o da belli koşullarla-mazur görülebilecek hukuki ve maddi tavsif, takdir hatalarında, iptal edilen kararın sahih ve muteber şekilde tekrar yapılması mümkün veya zaruri olan ya da karar araya girmeseydi dahi zararın başka sebepten meydana geleceği hallerde-) hariç; her iptal sebebinin idarenin hizmet kusuruna sebebiyet verdiği, dolayısıyla işlemden doğan bu zararı mutlak surette tazmini gerektiği yönündedir.
AYİMin bu konudaki yerleşik kararları da sorumluluğu ortadan kaldıran nedenlerin (tazmini gereken zarar bulunmaması, zararın zarar gören kişinin kendi kusurlu davranışından kaynaklanması, zararın üçüncü kişilerin işlem ve eylemlerinden doğması, zararla idari işlem arasında illiyet bağının olmaması, içtihadı hata, ilmi takdir yetkisinin kullanılması sonucu verilen zarar, her idarenin işleyebileceği türden, olağan nitelikteki hukuki yanlışlık ve aykırılıklar sebebiyle verilen zarar, hukuka uygun idari işlemler sebebiyle verilen zarar) bulunmadığı hallerde, ağır kusur koşulu aranmaksızın iptal kararı ile saptanan hukuka aykırılığın yol açtığı tüm zararların tazmini doğrultusundadır.
Bu açıklama ışığında davacının söz konusu hukuka aykırı sicil işlem nedeniyle gerçek maddi zararlarının ve bu arada koşulları mevcutsa duyduğu manevi acı nedeniyle maruz kaldığı zararın davalı idarece hizmet kusuru esasına göre tazmininin gerektiği açıktır.
Bu nedenle öncelikle davacının talep ettiği maddi zarar kalemlerinin ele alınıp irdelenmesi gerekli bulunmaktadır. Davacı muaf tutulduğu görev veya yapılmayan atamalardan elde edebileceği maddi olanaklardan mahrum kaldığını beyan etmiş ise de, bunlar davacının afaki kalan iddialarından ibaret olup gerçek bir zararı ortaya koyabilecek herhangi bir belge ibraz edememiştir. Davacının iptal edilen siciller nedeniyle mahrum kaldığını iddia ettiği görevlere seçimlerde siciller önemli olmakla birlikte dikkate alınan tek ölçüt değildir. Kesinleşmemiş, muhtemel ve beklenen bir varsayıma dayalı hak niteliğindeki parasal kayıpların maddi tazminat talebine konu olması mümkün değildir. Bu nedenle davacının maddi tazminat talebini kabule olanak bulunmamaktadır.
Davacının manevi tazminat istemini değerlendirdiğimizde, iptal edilen sicillerinin safahatına göre bir miktar düşük olmakla birlikte iyi düzeylerde oldukları, bu sicillerin davacının kademe ilerlemesi yapmasına ve süresinde terfi etmesine engel teşkil etmedikleri, davacının mesleki safahatında üzüntü duymasına yol açacak şekilde her hangi bir menfaatine zarar vermediği, davacının bu siciller nedeniyle mesleki açıdan zarar gördüğü yönündeki iddialarının soyut nitelikte kaldığı ve dayanaksız olduğu görülmektedir. Bu nedenle davacının bu siciller nedeniyle manevi zarara uğradığını ve tazminat talebini kabule olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle;
Davacının yasal dayanaktan yoksun olan maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy