(2709 S. K. m. 125) (1086 S. K. m. 237) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 5)
Davacı 01 Mayıs 2003 tarihinde kayda giren dava dilekçesinde özetle; 2001 yılı sicil notu ve kanaatlerinin iptali istemi ile AYİMde açtığı davanın reddedildiğini, daha sonra 2001 yılı sicil belgesinin ayırt edici hususlar bölümündeki menfi sıkların (karşısında yıldız işareti bulunmayan sıkların) işaretlendiğini bir şekilde öğrendiğini, hakkında bu şekilde menfi kanaat belirtilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek iptalini talep ve dava etmiştir.
AYİM 1 nci D.nin 01.10.2002 gün ve E: 2002/966, K: 2002/1281 sayılı hükmünden; davacının 18.04.2002 tarihinde kayda giren dava dilekçesi ile 2001 yılı 1 ve 2 nci sicil üstü sicil notlarının ve olumsuz kanaatlerinin iptalini istediği yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği, Karar düzeltme talebinin de AYİM 1 nci D.nin 03.12.2002 gün ve E: 2002/1816, K: 2002/1628 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 nci maddesi uyarınca, bir davanın yargı makamınca dinlenebilir olması için, aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava nedenine dayalı olarak verilmiş bir kesin hüküm bulunmamalıdır. Böyle bir durumda, açılan ikinci davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerekmektedir.
AYİM 1 nci D.nin 01.10.2002 gün ve E: 2002/966, K: 2002/1281 sayılı kararının da sicil üstlerinin kanaat belirtmediği, yine dava dosyasının içeriğindeki davalı idarenin 06.06.2002 tarihli savunmasının 7nci maddesinde de sicil üstlerinin olumsuz kanaatinin bulunmaması nedeniyle davanın konusuz olduğunun belirtildiği görülmektedir. Oysa işbu dava ile ilgili olarak yapılan savunmanın incelenmesinde, 2001 yılında her iki sicil üstü tarafından düzenlenen sicil belgesinde menfi kanaat bulunmadığına yönelik bir ifadenin yer almadığı görülmektedir.
Dolayısıyla AYİM 1 nci D.nin 01.10.2002 gün ve E: 2002/966, K: 2002/1281 sayılı kararıyla reddedilen dava konusu ile işbu dava konusu arasında, mevcudiyeti davalı idare savunma içeriklerinden de anlaşılan bir farklılık bulunduğu kabul edilmelidir.
Esasen yeni sicil sisteminde, sicil belgelerindeki niteliklerin alt kıstaslarına yapılan işaretlemelerin hangilerinin menfi kanaat olarak kabul edildiğinin kuvvet komutanlıklarında yapılan değerlendirme sonucu ortaya çıkması, Dairemizin 15.04.2003 tarihli ara kararı ile bu tarihten itibaren açılacak sicil iptal davalarında sicil dosyalarının menfi kanaatleri içeren sicil özet belgesi ile gönderilmesinin istenmesi anına kadar bu şekilde ortaya çıkan menfi kanaatlerin ancak sicil özet belgesinin sicil dosyasına dahil edilmesi durumunda inceleme imkanına haiz olması, dava konusu menfi kanaatlerinde bu nedenlerle daha önce açılan dava kapsamında hukuki denetime tabii tutulamadığının anlaşılması karşısında kesin hüküm nedeniyle reddin yasal şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu açıklamalardan sonra davanın esasına girilip dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; 1983 yılında subay naspedilen davacının başlangıçta çok iyi ve giderek tam not seviyesine yükselen bir sicil eğilimine sahip olduğu, 20den fazla takdir ve ödül yazısının bulunduğu, hakkında belirtilen tüm kanaatlerin olumlu yönde olduğu, 2001 yılına ilişkin 1 ve 2 nci sicil üstü notlarının çok iyi seviyesinde bulunduğu, her iki sicil üstü tarafından 40 ve 42nci maddelere yapılan işaretlemelerin menfi kanaat sonucunu doğurduğu, bu dönem içinde 3 kez yazılı olarak takdir edildiği görülmektedir.
Subay Sicil Yönetmeliğinin Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu başlıklı 5 nci maddesinde, Sicil üstleri emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullanırlar. Sicil üstleri bu görevin önemini göz önünde tutarak, sicil belgelerindeki niteliklere tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle değerlendirmekten sorumludurlar. Aksi durum ehliyetli olmayanların, layık olmadıkları rütbe ve makamlara yükselmelerini, dolayısı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetenekten yoksun kişilerin elinde görevini yapamaz duruma düşmesi sonucunu doğurur. Hissi ve aşırı merhamet duygusuyla verilecek sicillerin, hak eden bir başka personelin hakkini ihlal edeceği, daima göz önünde bulundurulur... Düzenledikleri sicillerdeki isabet derecesine göre sicil üstleri hakkında hüküm verilir. denmektedir.
Bilindiği gibi, sicil işlemleri, idarenin diğer işlemlerine göre takdir yetkisinin yoğun olarak kullanıldığı bir işlem grubu olması nedeniyle farklılık arz etmekte olup, bunların denetimi, takdir yetkisinin eşit, adil, objektif ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, bu yetkinin kullanımında hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı yönünden yapılmak durumundadır. Sicil üstünün astı hakkında sicil tanzim etmesi işleminin, tamamen üstün hareket alanı içinde kaldığını varsaymak mümkün değildir. Zira, Anayasanın 125/4 ncü madde ve fıkrasında, takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği belirtilmiş, takdir hakkinin denetlenmesi konusunda bir kısıtlama getirilmemiştir. Buna göre yargı yerince denetlenemeyecek olan husus hukuka uygun kullanıldığı tespit edilen takdir hakki olmakla bu yetkinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık halleri saptanmak suretiyle denetlenebilecektir.
Sicil işlemlerindeki hukuka aykırılığın kendisini gösterdiği durum ise; uzun yıllar boyunca belirgin bir çoğunlukta çok yüksek sicil notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilen personelin, genel gidişata ve uygulamaya istisna teşkil edecek biçimde ve göze çarpacak nitelikte, ayrıca birdenbire düşüşü açıklayan makul nedenler öne sürülmeksizin düşük sicil notları ile takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatler belirtilmiş olmasıdır.
Yukarıda getirilen ölçütler ile dava konusu sicil işlemi değerlendirildiğinde, her iki sicil üstü tarafından 40 ve 42nci maddelere yapılan işaretlemeler sonucu ortaya çıkan menfi kanaatlerin, davacının çok başarılı sicil not ve kanaat safahatı uyum içinde olmadığı gibi müsnet sicilin nota tahvil edilmiş sonucu ile de tezat teşkil ettiği, bu şekilde işaretlemeyi haklı kılacak ve değerlendirmenin objektif olarak yapıldığını gösterecek bilgi ve belgenin mevcut olmadığı, sonuç olarak işlemin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
2001 yılı sicil belgesinde özel ve ayırt edici hususlar bölümündeki 40 ve 42 nci maddelere her iki sicil üstü tarafından yapılan ve menfi kanaat sonucunu doğuran işaretlemelerin İPTALİNE.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy