(2577 S. K. m. 3) (1602 S. K. m. 36)
Davacı vekili 05.06.2003 tarihinde kayda giren dava dilekçesinde özetle; uzman erbaşlık sözleşmesinin feshine dair işlemin AYİM 1 nci Dairesinin 17.12.2002 tarih ve 2002/1274- 1694 E-K sayılı kararıyla iptal edildiğini, iptal kararı gereğince eski görevine iade edilmekle birlikte iptal edilen işlem dolayısıyla 04.07.2002-05.03.2003 tarihleri arasında açıkta geçirdiği sürelere isabet eden mali özlük haklarının ödenmediğini belirterek davacının uğradığı maddi zarar ile duyduğu elem ve üzüntü nedeniyle 20 milyar TL manevi tazminatın 04.07.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1 nci Dairesinin 17.12.2002 gün ve 2002/1274-1694 E-K sayılı hükmüyle davacının sözleşmesinin feshi işleminin iptaline karar verildiği, K.K.K.lığının 29.01.2003 tarihli yazısıyla, davacının iptal kararı gereğince yeniden P.Uzm.Onb. olarak atamasının yapıldığı ve 14.03.2003 tarihinde görevine başlatıldığı, davacının sözleşme feshi nedeniyle 04.07.2002-05.03.2003 tarihleri arasında statü dışında geçirdiği süreye ilişkin maaş ve özlük haklarının ödenmesi yönelik 03.04.2003 tarihli talebinin 05.05.2003 tarihli yazıyla reddedildiği görülmektedir.
Davalı idare tarafından süreaşımı iddiasında bulunulduğundan öncelikle bu itirazın çözümü gerekmektedir. 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun 3/2-d ile 1602 Sayılı AYİM Kanununun 36/d maddelerinde, tazminat davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterilmesi bir zorunluluk olarak belirtilmiştir. Sözleşme feshi iptal edilen davacının, statü dışında geçirdiği sürelere ilişkin yoksun kaldığı mali haklarının kesin olarak tespiti ancak fiilen göreve başladığı tarihte belirlenebilecektir. Bu nedenle davacı açısından dava açma süresinin başlayacağı tarih 14.03.2003tür. 03.04.2003 tarihindeki ihtiyari başvuru mahiyetindeki dilekçesi de dava açma süresini kesmekte olup 05.05.2003 tarihinde verilen red cevabı ile de süre yeniden işlemeye başlamıştır. Dava ise 05.06.2003 tarihinde diğer bir ifade ile 60 günlük dava açma süresi dolmadan açıldığından davalı idarenin süreaşımı bulunduğuna yönelik iddialarına itibar edilmemiştir. Bu konuda yapılan oylamada üyeler Top. Kur. Alb. Refik KUNT ile Hv. Kur.Alb.Güngör KARAKUZU, 1602 Sayılı AYİM Kanununun 42 nci maddesinin amir hükmü uyarınca iptal kararının tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılmadığından süreaşımı bulunduğu gerekçesiyle karara muhalif kalmışlardır.
İptal kararı, tesis edilen işlemi tesis tarihinden itibaren ortadan kaldırdığından, iptal edilen işlem ile sıkı ilişkisi olan mali avantajların, başkaca bir hükme gerek olmaksızın idarece kendiliğinden karşılanması, belli bir görev ya da statü dışında geçirilen sürelerin görevde/statüde imiş gibi değerlendirilmesi ve bu göreve/statüye bağlı aylık vb. özlük haklarının, ilgilinin iptal kararı sonrasında yeniden eski göreve/statüye başlamasını takiben, idarece ayrıca herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın ödenmesi gerektiği idare hukuku öğretisi (Yıldırım ULER, İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları, Ankara 1970, s.43) ve kökleşmiş yargı içtihatları ile düzenli ve basiretli idare ilkelerinin tabii bir gereği olmasına karşın; davalı idarece bu konuda tam anlamıyla müspet bir davranış biçiminin ortaya konulamaması, davacının statüye dönmesinden sonra statü dışında geçirdiği sürelere ilişkin müstahak olduğu özlük haklarının davacıya ödenmemesi dolayısıyla, söz konusu menfi işlemin sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlandığında kuşku bulunmamaktadır. Tabiatıyla, söz konusu özlük hakları, davacının tüm kanuni ödemeler dahil edilmek suretiyle aylığının tahakkukunu, bu aylığından Emekli Sandığı vb. kanuni kesintileri yapılarak ilgili kurumlara gönderilmesini ve kalan net it'asının, talep edildiği üzere, tahakkuk tarihlerinden ödeme tarihlerine kadar yasal faizi hesaplanarak davacıya ödenmesini kapsamaktadır. Bu bakımdan iptal kararı açıklanan doğrultuda yerine getirilmelidir.
AYİM 1nci Dairesinin yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. (AYİM.1.D.nin 22 Ekim 1991 tarih ve E.1991/1969, K.1991/2431; 9 Nisan 1996 tarih ve E.1995/1029, K.1996/293; 18 Ocak 2000 tarih ve E.1999/343, K.2000/68; 22 Şubat 2000 tarih ve E.1999/805, K.2000/203 sayılı kararları) Esasen Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün 25.2.1983 tarih ve 81 sayılı Devlet Memurları Genel Tebliği ile 22.9.1983 tarih ve aynı sayılı ek tebliğinde de, haklarında göreve son verme, görevden çıkarılmış sayılma ya da benzeri işlemlerin mahkeme kararıyla iptal edilmesi veya yürütmenin durdurulması kararı verilmesi üzerine göreve döndürülenlerin, dava dilekçelerinde aylık ve diğer özlük haklarına ilişkin bir istemde bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın ihtilafların kısa zamanda çözümlenmesi ve kurumların boş yere yargı giderlerini ödememeleri bakımından işlem tesis tarihinden sonraki bütün maddi haklarının (faiz hariç) ödenmesinin ve uygulamanın bu şekilde yapılmasının istendiğinin belirtildiği görülmektedir.
Davacının manevi tazminat istemine gelince; davacının Sözleşmesinin Yenilenmemesi işlemi Dairemizce konu ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı görülerek iptal edilmekle beraber; salt bu iptal kararı nedeniyle davacının bir manevi tazminata müstahak olacağını peşinen söyleyebilmeye de imkan yoktur.
Gerek Danıştayın gerekse de mahkememizin yerleşik kararlarında, yargı organlarının idareye nazaran daha geniş bir yorum ve takdir yetkisine sahip olmaları itibariyle, içtihat yoluyla, idarenin bir mevzuat hükmüne verdiği anlamı değiştirmek suretiyle, idareye ne yolda uygulama yapması gerektiğine işaret edebileceği, diğer bir deyişle mevzuat hükümlerinin idarece iyi niyetle ve ciddi surette farklı yorumlanmasından doğan ve bilahare idari yargı organınca hukuka aykırı şekilde nitelenen işlemlerden dolayı bir tazminat talebine hukukilik atfedilemeyeceği, yani bu hallerde idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmayacağı genel kabul görmüş bulunmaktadır. Kanunların yorumundaki ve olayların değerlendirilmesindeki fark nedeniyle doğan zarar olarak da nitelendirilebilen ve kimi yargı kararlarında içtihadi hata şeklinde ifadesini bulan bu istisnai hallerde, işlemin sonuçta hukuka aykırı görülmesi, aynı işlem nedeniyle bir tazminat talebine dayanak teşkil edememektedir.
Bu açıklamalar ışığında; sözleşme feshi işlemi değerlendirildiğinde, davacının yapılan sınavda başarısız olması nedeniyle aldığı ve iptal kararıyla yok hükmünde olduğu tespit edilen 14 gün göz hapsi cezasının, disiplin amirince ilgili kanun ve yönetmeliklerin farklı yorumlanması sonucu verildiği ve son bir yıl içerisinde aldığı disiplin cezalarının 30 günü aşması nedeniyle bağlı yetki uyarınca sözleşmesinin feshedildiği, bu nedenlerle içtihadi bir hatanın mevcut olduğu ve idarenin sorumluluğundan bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1) Davacının statü dışında geçirdiği sürelere ilişkin müstehak olduğu özlük haklarının ödenmemesi işlemi sebep ve maksat unsurları yönünden hukuka aykırı bulunduğundan, işlemin iptaline, Söz konusu aylıklar tutarına tahakkuk ettirildikleri aylar itibariyle ödeme tarihine kadar yasal faiz tahakkuk ettirilmesine, OYBİRLİĞİ ile,
2) Manevi tazminat talebinin REDDİNE, Başkan Hv. Hâk. Kd. Alb. Adnan ALTINın Karşı oyu ve OYÇOKLUĞU ile,
3) Davanın kısmen kabul kısmen de redle sonuçlanmış olması nedeniyle 1602 Sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin taraflar arasında ½ oranında paylaştırılmasına, buna göre sarf edilen 10.500.000.-TL (On milyon beş yüz bin lira) posta gideri ücretinin 1/2si olan 5.250.000.-TL (Beş milyon iki yüz elli bin lira) ile başvurma ve ilam harcının ½si olan 14.030.000 -TL (On dört milyon otuz bin lira)nın davacının üzerinde bırakılmasına, bu miktarın davacının peşin yatırmış olduğu 282.000.000.-TL (İki yüz seksen iki milyon lira) harçtan mahsubu ile artan 267.970.000.- (İki yüz altmış yedi milyon dokuz yüz yetmiş bin lira) harcın isteği halinde davacıya iadesine, genel bütçeye dahil davalı idare 492 Sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olduğundan ayrıca harca hükmedilmesine yer olmadığına, sarf edilen posta giderinin geriye kalan 1/2i olan 5.250.000.-TL (Beş milyon iki yüz elli bin lira)nın davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4) Hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri uyarınca saptanan 300.000.000.-TL (Üç yüz milyon lira) vekalet ücretinin 1/2si olan 150.000.000.-TL (Yüz elli milyon lira)nın davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 17 Şubat 2004 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava konusunda, davalı idarece tesis edilen sözleşme feshi işleminde hem sebep hem de maksat unsurlarındaki sakatlığın varlığı tespit edildiğinden ve ortada bir içtihadi hata halinin varlığından söz edilemeyeceğinden, davacının sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin açık bir hizmet kusuruna dayalı olduğu kuşkusuzdur ve davacının hukuka aykırı şekilde statü dışında geçirdiği sürelerde duyduğu elem ve üzüntü nedeniyle maruz kaldığı manevi bir zararın varlığı kabul edilmelidir. Bu nedenle davacının manevi zararının giderilmesi amacıyla bir miktar tazminata hükmedilmesi görüşünde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk kararına katılamadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy