(926 S. K. m. 65)
Davacı vekili, 01.07.2004 tarihinde AYİM de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 30.08.2004 tarihinde terfi ettirilmeyeceği hususu tebliğ edilen ve anılan tarihte de terfisi yapılmayan müvekkilinin durumunun 926 sayılı Kanunun 65-e-3 maddesi ve Subay Sicil Yönetmeliği kapsamına girmediğinden terfiine engel bir durumunun bulunmadığı ve emsalleri ile birlikte terfisinin gerekli ve zorunlu olduğu, idarenin anılan hükümdeki tahliye sözcüğünü yanlış yorumladığı, müvekkilinin herhangi bir terfi engeli yok iken, yeniden başa dönülen ve hangi mahkemede görüleceği bile belli olmayan uzun bir süreç bekleyen yargılama sonucunun beklenmesinin hatalı ve kanuna aykırı olacağı, müvekkilinin beklenen suçtan berat etmesinin kuvvetle muhtemel olduğu, dava sonucunda mahkumiyet olsa dahi bu mahkumiyetin müvekkilinin durumunu etkilemeyecek nitelikte olabileceği, tayin olunacak cezanın para cezasına çevrilebileceği veya ertelenebileceği, müvekkilinin 30 Ağustos 2004 tarihi itibariyle binbaşılığa terfi ettirilemeyeceğine ilişkin idari işlemin sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek işlemin iptaline ve yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin yürütmenin durdurulması yönündeki istemi, AYİM Nöbetçi Dairesinin 18 Ağustos 2004 Gün ve Gensek No:2004/2036, Esas No:2004/202 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; davacı hakkında Dz.K.K.Askeri Savcılığı tarafından 09 Ekim 2001 tarih ve 2001/2366-356 E.-K. sayılı iddianamesi ile müteselsilen memuriyet görevini suistimal ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarını işlediğinden bahisle dava açıldığı, hazırlık aşamasında Askeri Savcılıkça davacının gıyaben tutuklanması talebinin 26.09.2001 tarihinde reddedildiği, aynı mahkemece yapılan yargılama sırasında ve 09 Kasım 2001 tarihli ilk duruşmada davacının vicahen tutuklanmasına karar verildiği, davacının 12 Kasım 2001 tarihli itirazı üzerine Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin 14 Kasım 2001 tarih ve 2001/782-353 E.-K. sayılı kararı ile davacının tahliyesine karar verildiği, davacının, Dz.K.K.Askeri Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda 25 Ekim 2002 tarih ve 2002/270-421 E.-K. sayılı karar ile memuriyet görevini suiistimal suçunu islediği sabit görülerek özetle; Bir Yıl Onbir Ay On Gün Hapis Ve 276.822.000 TL. Ağır Para Cezası İle Cezalandırılmasına, AS.C.K. 30/A Maddesi Uyarınca Türk Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarılmasına, 09.11.2001 ile 14.11.2001 Tarihlerinde Tutuklulukta Geçen Sürelerinin 353 S.K.nun 251 nci maddesi Uyarınca Mahkumiyetinden Mahsubuna karar verildiği, kararın davacı tarafından temyizi üzerine Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin 02 Eylül 2003 tarih ve 2003/840, 948 E.K. sayılı ilamı ile kararın usul yönünden bozulduğu, dosyanın yeniden anılan mahkemeye geldiği, mahkemenin bu defa 13 Şubat 2004 tarih ve 2004/228-27 E.K. sayılı kararıyla yetkisizlik kararı verdiği ve dosyayı Kz.Dz.Sh.K.lığı Askeri Mahkemesine gönderdiği, Kz.Dz.Sh.K.lığı Askeri Mahkemesince de 04 Mayıs 2004 tarih ve 2004/828 E. sayılı karar ile Dz.K.K.Askeri mahkemesinin yetkili olduğu açıklanarak yine yetkisizlik kararı verildiği ve mevcut olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Askeri Yargıtay Başkanlığına gönderildiği, yargılama sürecinin halen devam ettiği, davacının idareye yazdığı 03 Mayıs 2004 tarihli dilekçesinde tutukluluk tahliye halinin 926 sayılı Kanunun 65/e-3 maddesinde belirtilen tahliye hali sayılmayacağından bahisle yargılama sonucuna kadar rütbe terfiinin yapılmamasının hukuka aykırı olacağını belirterek 30 Ağustos 2004 tarihinde terfi sırasına alınmasını talep ettiği, davacının bu talebi üzerine kendisine, Dz.K.K.lığının 07 Haziran 2004 gün ve PER.:4084-278.04/Sic.ve Kd.S.(8111950) sayılı yazısı ile 2004 yılında terfi olanağı olmadığının bildirildiği ve bu yazı üzerine iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı idare savunmasında öncelikle usul yönünden, ortada idarece alınmış bir karar yok iken iptal davası açıldığını ve bu nedenle inceleme kabiliyeti bulunmayan davanın reddi gerektiğini ileri sürdüğünden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmiştir.
İdari yargıda, iptal davası açılabilmesi için objektif ehliyetin yanı sıra sübjektif ehliyetin de bulunması gerektiği hukuki bir olgudur. Sübjektif ehliyet şartının varlığı için, davacının iptal davasına konu ettiği idari işlem yönünden; kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ihlalinin mevcut olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu bağlamda, menfaat ihlalinin güncel olduğunun kabulü için iptal davasının açıldığı tarihte bir menfaat ihlalinin varlığının genel olarak yeterli görülmekle beraber davanın devamı sırasında menfaat ihlalinin oluşması halinde de güncel bir menfaat ihlalinin bulunduğunun kabul edildiği de başka bir hukuki olgudur. Somut olayda, davacının 03.05.2004 tarihli dilekçesi ile 30.08.2004 tarihinde emsalleri ile birlikte terfi ettirilmesi hususunda davalı idareye başvurduğu ve davalı idarenin 07.06.2004 tarihli yazısı ile bunun yasal açıdan mümkün olmadığını davacıya tebliğ ettiği, maddi bir olgudur. İdarenin 07.06.2004 tarihli yazısının davacıyı bilgilendirici nitelikte bir işlem olduğu ve bu itibarla bu yazının iptal davasına konu edilebilecek kesin ve icrai nitelikte bir işlem olmadığı, davalı idarenin 07.06.2004 tarihli yazısının tebliğinin, davacının durumunda hukuksal herhangi bir değişiklik yaratmadığı ve bu bakımdan menfaat ihlalinin de söz konusu olmadığı, dolayısıyla söz konusu işlemin iptali için AYİM de davanın açıldığı 01.07.2004 tarihinde davacının sübjektif ehliyetinin bulunmadığı ortadadır.
Buna karşın, anılan iptal davası devam ederken, davacının 30.08.2004 tarihi itibariyle 926 sayılı Kanunun 65/e-3 maddesi uyarınca rütbe terfii yaptırılmadığı ve menfaat ihlalinin gerçekleştiği açıktır. Bu durum karşısında, başlangıçtaki davanın açıldığı tarihte menfaat ihlali bulunmamasına karşın davanın devamı sırasında davacı yönünden menfaat ihlalinin gerçekleşmesi ve sübjektif ehliyet şartının yerine gelmesi sebepleriyle davalı idarenin; davanın inceleme kabiliyetinin bulunmadığı yönündeki savunmasına itibar edilememiştir.
Davanın esası yönünden ise, işlemin dayanağı olan mevzuat incelenmiştir. 926 sayılı Personel Kanununun açığa çıkartılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar hakkında yapılacak olan işlem başlıklı 65 nci maddesinin (e) bendi (Değişik: 2642 - 26.3.1982) Terfi sırasına girenlerden;
1. Açıkta bulunanların,
2. Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların,
3. (Değişik: 2870 - 29.7.1983) Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların,
4. Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin,
Terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz.
Bu gibilerin terfi ve kademe ilerlemesi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. hükmünü içermektedir.
Aynı hüküm Subay Sicil Yönetmeliğinin m.60/b-1 hükmünde de tekrar edilmiştir. Hükme göre tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber soruşturması veya muhakemesi devam eden veya haklarında verilen hüküm kesinleşmemiş bulunanların terfileri yapılamaz, yapılmış olanlar iptal edilir. Keza 926 Sayılı Personel Kanununun 33 ncü maddesinde de terfilerin ne zaman yapılacağı düzenlenmiş olup bu hükme göre; Muvazzaf subayların terfileri her yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı günü yapılır. (Değişik:21/7/2000-KHK-607/2 md.) Kıdem alanlar, Kazai veya idarî kararlarla nasıpları lehe düzeltilenler ile açığa alınmaları, tutuklanmaları, kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç firar veya izin tecavüzünde bulunmaları nedeniyle terfi edemeyen ve rütbe kıdemliliği onanmayanlardan, haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin menine, kamu davasının düşmesine yahut ortadan kaldırılmasına, beraatine, kısa hapis cezasına veya verilen cezanın teciline, tedbire veya para cezasına çevrilmesine karar verilenler hakkında, emsalleri terfi etmiş veya rütbe kıdemliliği onanmış olmak şartıyla, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz. Ancak, bu durumda olanların rütbe terfi ve rütbe kıdemlilikleri, hükmün kesinleşme tarihinden geçerli olarak yapılıp emsalleri tarihine götürülür. Bu şekilde yapılan terfi ve rütbe kıdemliliklerinde maaş farkı ödenmez. denilmektedir.
Mevcut tüm bu yasal düzenlemeler karşısında, davacının durumuna dönüldüğünde, davacının yargılandığı müteselsilen memuriyet görevini suistimal ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından dolayı 09 Kasım 2001 tarihli duruşma esnasında vicahen tutuklandığı, itiraz üzerine 14 Kasım 2001 tarihinde tahliye edildiği ve hakkında da, 09.11.2001 tarihinde tutuklanması nedeniyle, davalı idarece yukarıdaki mevzuat hükümlerinin uygulandığı ve davacı emsalleriyle birlikte 30.08.2004 tarihinde Binbaşılık terfi sırasında olmasına rağmen, durumu tahliye edilmekle beraber duruşması devam eden bir subay şeklinde değerlendirilerek terfiinin yapılmadığı maddi bir vakıadır. Tartışılması gereken husus burada söz konusu olan ve itiraz üzerine tahliye ile sonuçlanan tutuklu kalma vakıasının 926 sayılı TSK Personel Kanununun 65 nci maddesinin (e) bendi hükmü çerçevesinde nasıl değerlendirileceği hususudur.
353 sayılı Kanunun 69-80 nci maddeleri arasında düzenlenen tutuklama bir tedbir mahiyetindedir, bozulan disiplinin yeniden tesisi, kaçma ihtimalinin ortadan kaldırılması, delilleri zarar görmesinin engellenmesi maksatlarıyla veya genel ahlak ve asayişe veya Devletin nüfuzuna yönelik bir suç islenmesi durumunda uygulanmaktadır. Oysa davacı sadece beş gün kadar bir süre tutuklu kaldığı için devam eden ve ne kadar süre sonra sonuçlanacağı öngörülemeyen yargılama nedeniyle aynı rütbede görevine devam etmek durumunda olup daha ne kadar süre bu rütbede göreve devam edeceği de belli değildir.
Benzer suçtan yargılanan iki ayrı kişi için birisi hakkında mahkemece tutuklama kararı verildiğinde, diğeri için talep olmaması veya gerek görülmeyerek veya bir başka gerekçeyle tutuklama kararı verilmemesi durumunda aynı veya benzer suçtan yargılanan iki kişinin rütbe terfileri, özlük hakları birbirinden büyük farklılık gösterecektir. Birisi yargılama boyunca terfi edemeyecek, diğeri ise diğer koşulları taşıyor ise süresinde terfi edecektir. Zira 926 Sayılı Kanununun, herhangi bir personel hakkında sadece kamu davası açılması halinde kademe ilerlemesine, rütbe kıdemliliğinin onaylanmasına ve rütbe terfiine engel olacağını öngören bir hükmü yoktur. Oysa ki tutuksuz veya açıksız yargılanan sanıkların beraat edeceğini, tutuklanmış veya açığa alınmış kişilerin de mutlak olarak mahkum olacaklarını söylemekte mümkün değildir. Mahkumiyet halinde bile açıkta ve tutuklulukta geçen süre ile birlikte rütbe bekleme süresinden indirilecek süreler sinirlidir. Bu husus su bakımdan önemlidir. Silahlı Kuvvetlerden çıkartılmayı gerekli kılmayan bir hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyet halinde ceza infaz edilse bile yukarıda belirtilen süre dikkate alınır ve muhatap en geç bir yıl sonra terfi eder. Dava konusu olayımızda ise davacı kısa bir süre tutuklanması nedeniyle yargılama süresince terfi edemeyecek olup bu sürenin ne olacağı da belli değildir. TSK.den çıkartılma feri cezasının uygulanması hali ayrık olmak üzere yüklenen suçtan mahkum dahi olsa rütbe bekleme süresinden düşülecek olan süre dikkate alındığında emsalinden 1 yıl geç terfi edecektir. Tutukluluk ve açıklılık süresinin sona erdirilmesi halinde bu kadar süre aleyhe nasip düzeltilmesi sonucu terfisinin yapılmaması ve bundan sonraki dönemde açığı ve tutukluluğu söz konusu olmayan birinin yargılama durumuna dönüşmesi nedeniyle ceza yargısının somut davada olduğu gibi uzunca bir zaman alması durumunda, tutukluğu ve açığı söz konusu olmaksızın yargılananlarla açık eşitsizlik ortaya çıkmaktadır.
Halen açığa alınmamış olup kendisinden hizmet alınmaya ve belirtilen tarihlere ilişkin sicil dönemlerinde de (2002,2003 ve 2004 yılı sicil dönemlerinde) sicil almaya devam eden davacının durumunu TSK 926 Sayılı Kanunun 65 nci maddesi (e) bendi hükmünde murad edilen tutukluluk hali içerisinde değerlendirmek, gerek mevzuata ve gerekse hakkaniyet ve nesafete uygun düşmemektedir. Çünkü, davacı 09 Kasım 2001 tarihinde Askeri Mahkemece tutuklanmakla beraber, bu tutuklama kararına vaki itirazı üzerine, itirazı incelemeye yetkili bir başka Askeri Mahkemece itiraz kabul edilerek, tutukluğu kaldırılmıştır. Diğer bir deyişle, tutuklandığı suçtan kanunun öngördüğü manada tahliye edilmemiş; tutukluluk hali hiç vaki olmamış duruma girmiştir.
Ceza Muhakemesi Hukukuna özgü bir müessese olan itiraz konusunda öğretide serdedilen bilimsel görüşler de, Mahkememizin bu kabulünü pekiştirmektedir:
- ...İtiraz mercileri, itirazı varit görürlerse, itiraz olunan kararı kaldırıp yerine yeni bir karar verirler, yanı ıslah ederler... Yargılama makamı, adi olsun, acele olsun, itirazı varit görürse, aykırı kararı ıslah eder, yani itiraz konusu kararı kaldırmakla kalmaz, o kararın hallettiği meseleyi de çözer... (Prof.Dr. Nurullah KUNTER, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 8.Başı, İstanbul 1998, s.489 ve 953.)
- ...Tutuklama kararına itiraz üzerine, itirazı yargılama makamı bu itirazı yerinde bulursa, tutuklama kararını ortadan kaldırır ve sanık salıverilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesin olduğu için, artık sanık yeni bir tutuklama nedeni olmadıkça tutuklanamaz... (Prof.Dr. Öztekin TOSUN, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C.I, İstanbul 1984, s.865-866.)
-...İtiraz, tutuklama kararındaki hukuka aykırılığı tartışma olanağını yaratan bir yasa yoludur. Her yasa yolunda olduğu gibi, verilmiş olan kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi amaçlanır...İtiraz incelemesi, kararın hem maddi ve hem de hukuki yönden ele alınmasını ve bunun hukuka uygunluğunun denetlenmesini gerektirir. İtirazı reddettiğinde, kararda hukuka aykırılık bulunmadığı; itiraz kabul edildiğinde, kararın hukuka aykırı olduğu anlaşılmış olur. İtirazı kabul eden inceleme makamı, itiraz konusu olan sorun hakkında da karar verir. Örneğin, sanığın tutuklanması kararına itiraz edilip bu haklı bulunduğunda, itiraz makamı sanığın salıverilmesini kararında belirtir... (Prof.Dr. Erdener YURTCAN, Ceza Yargılaması Hukuku, İstanbul 1986, s.272 ve 369.)
Yukarıda temas edilen bilimsel incelemelerden de açıkça görüleceği üzere, tutuklama kararına vaki itiraz sonucu, itirazı inceleyen mahkemece bu itiraz haklı bulunduğunda, ilk mahkemenin verdiği tutuklama kararı hukuki temelini yitirecek ve ortadan kaldırılan bu kararın doğal sonucu olarak da sanık hukuken hiç tutuklanmamış bir konuma girmiş olacaktır. Bu somut saptamanın doğal sonucu olarak da, davalı idarece, davacının durumunun 926 sayılı Kanunun 65/e-3 maddesi kapsamına girmediği gözetilmeli ve terfiine başkaca bir engel de yoksa ve diğer terfi koşullarını sağlıyorsa, 30.08.2004 tarihinde emsalleriyle birlikte binbaşılığa terfiinin yapılması gerekmektedir.
Yukarıda temas edilen içtihatlarımız ve öğretide genel kabul gördüğü üzere idari yargı organı her şeyden önce bir hakkaniyet ve içtihat mahkemesi fonksiyonuna haiz olup, olayına özgü olarak hukuk yaratma ve hakkaniyet denetimi yapma, bu suretle önüne gelen uyuşmazlıkta somut bir norm bulamaması durumunda hukukun genel ilkelerinden de yararlanmak suretiyle içtihat yaratarak çözüm getirme yetkisine de sahip olduğundan; halen görevini ifa ettiği ve görevdeki performansı karşılığı kademe ilerlemesi ve rütbe terfii için yeterli sicilleri alma koşulunu sağlayan (ki davalı idare davacının rütbe terfisinin salt tahliye edilmekle beraber duruşması devam eden subay konumunda olduğu gerekçesini ileri sürmekte başka sebep göstermemektedir) davacının, diğer Binbaşılık terfii koşullarını da taşıyorsa, 30.08.2004 tarihinden geçerli olarak Binbaşı rütbesine terfisinin hakkaniyet ve nesafet ilkelerine uygun düşeceği kanaatine ulaşılmış ve aksi yöndeki idari işlemin iptali yoluna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacının diğer terfi koşullarını da haiz olmak şartıyla, 30.08.2004 tarihi itibariyle binbaşılığa terfi ettirilmemesi işlemi sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı görüldüğünden; İŞLEMİN İPTALİNE.
KARŞI OY GEREKÇESİ
926 sayılı Personel Kanununun açığa çıkartılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar hakkında yapılacak olan işlem başlıklı 65 nci maddesinin (e) bendi (Değişik: 2642 - 26.3.1982) Terfi sırasına girenlerden;
1. Açıkta bulunanların,
2. Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların,
3. (Değişik: 2870 - 29.7.1983) Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların,
4. Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin, Terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz.
Bu gibilerin terfi ve kademe ilerlemesi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. hükmünü içermektedir.
Aynı hüküm Subay Sicil Yönetmeliğinin m.60/b-1 hükmünde de tekrar edilmiştir. Hükme göre tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber soruşturması veya muhakemesi devam eden veya haklarında verilen hüküm kesinleşmemiş bulunanların terfileri yapılamaz, yapılmış olanlar iptal edilir.
Yukarıdaki yasal düzenlemelerden, dava konusunda olduğu gibi yargılanması devam eden ve bu aşamada tutuklu kalanların, rütbe terfilerini yapmaya yasal olarak olanak bulunmamakta, bir diğer ifadeyle rütbe terfi yaptırılmaması, bağlı yetkiden kaynaklanmaktadır.
Bilindiği üzere bağlı yetki; kanunun, bir işlem yapması için idareye yetki verdiği konuda bu yetkinin sebep ve konu bakımından sınırlandırılması ve hatta kanundaki belirsiz kavramlar nedeniyle idarinin sahip olduğu değerlendirilen değerlendirme marjından bile yoksun olduğu sonucunu getirmektedir. Bu nedenle anılan Kanun maddesi çerçevesinde idarece bağlı yetki uyarınca tesis edilen işlemin yasaya uygun ve hatta yasanın emredici gereği olduğu anlaşılmaktadır.
Çoğunluk kararında, 09.11.2001 - 14.11.2004 tarihleri arası 6 gün tutuklu kalan davacı hakkında tutukluluk halinin vaki olmadığı kabul edilmiştir. Bilindiği üzere tutuklama, Ceza Yargısının öngördüğü bir tedbir olup, unsurları da sırasıyla; savcılıkça tutuklanmaya sevkedilmesi, Mahkemece tutuklama kararı verilmesi ve cezaevine konulması şeklinde gerçekleşmektedir. Bu işlem davacı hakkında gerçekleşmiş ve ilgili 6 gün tutuklu kalmıştır. Davacının itiraz üzerine tahliye edilmiş olması, tutuklama halinin sonuçları itibariyle hukuksal alanda hiçbir sonuç doğurmayacağı anlamı taşımayacağı gibi ceza yargılaması sonuçları açısından bakıldığında da, tutuklu olarak geçirilmiş sürelerin verilecek cezadan mahsubu zorunluluk olduğuna göre, dava konusunda da 926 sayılı TSK. Personel Kanununun 65 nci maddesinin uygulama şartlarının gerçekleştiği görülmektedir.
Kaldı ki; davacının terfi edememesinin bir ceza olmadığı, idari bir işlem olduğu, Anayasanın da cevaz verdiği gibi Silahlı Kuvvetlerin disiplini ve hiyerarşik düzeni ve kendine özel koşulları sonucu yargılaması boyunca tutuklananların rütbe terfisinin belli koşullara bağlandığı, Mahkemelerin olabildiğince süratli ancak öncelikle adil yargılama yapmak ve adaleti sağlamakla yükümlü oldukları, davacı hakkındaki yargılamanın uzun sürmesinin telafisi adli yargı görülebilecek başka bir davanın konusu olup bununla ilgisi olmayan özlük haklarıyla ilgili bir düzenlemeyi hukuka aykırı kılmayacağı değerlendirilmektedir.
Açıklanan bütün bu gerekçelerle, davacının tutuklu kalması ve hakkındaki yargılamanın devam etmesi nedeniyle rütbe terfisinin yaptırılmaması şeklinde tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşıldığından, hukuki dayanağı bulunmayan davanın REDDİNE karar verilmesi kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluk kararına katılamadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy