(1602 S. K. m. 21)
DAVANIN KONUSU: Atama işleminin iptali istemi
SAVUNMANIN ÖZÜ: Davacının emekliye ayrılması nedeniyle davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği, esas yönünden ise hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde savunma yapılmıştır.
BAŞSAVCILIĞIN DÜŞÜNCESİ: Davacının, davanın devamı sırasında emekliye ayrılmasına karşın iptal davasını açtığı tarih itibariyle dava konusu atama işlemi açısından kişisel güncel ve meşru menfaat ihlalinin mevcut olduğu ve bu itibarla davalı İdarenin sübjektif ehliyet yönünden reddi gerektiği savının temelsiz olduğunun değerlendirildiği, davacının dilekçesinde atama işleminin TSK. Subay ve Astsubayların Atama ve Yer Değiştirmeleri Hakkındaki Yönetmeliğin 15. maddesine aykırı olduğu yönünde iddiada bulunmaktaysa da, söz konusu Yönetmelik hükmünde davalı idareye takdir yetkisi verildiği ve davacının İstanbul Garnizonunda görevli iken hakkında başlatılan soruşturmanın halen devam etmesi sebebiyle yeniden İstanbul Garnizonuna atanmamasının hukuka uyarlı olduğu gibi dava konusu atama işleminin de davacının meslek safahatı, nitelikleri, kamu yararı ve kamu hizmet gerekleri göz önünde bulundurularak tesis edildiği sonuç ve kanaatine ulaşıldığı belirtilerek davanın reddine karar verilmesinin gerektiği yönünde düşünce bildirilmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargı yetkisini kullanan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesince Raportör Hak.Bnb. Mehmet GÜLEÇ'in açıklamaları dinlendikten ve dava dosyası incelendikten sonra;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı 05.07.2004 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; 30.12.2003 tarihinde J.Gn.K.lığına vermiş olduğu dilekçe ile kadrosuzluk nedeniyle emekliliğine iki yıl kaldığını belirterek atamasının İstanbul iline veya çevresine yapılmasını talep ettiğini, bulunduğu görevin Alay K.lığı muadili bir görev olduğunu, İstanbul çevresinde bulunan Kocaeli, Sakarya, Yalova İl J.K.lığı kadrolarına 2004 yılı genel atamalarında subay atandırıldığını, 1973 nasıplı subayların görev yaptığı Düzce İl J.K.lığı ile İstanbul Tak.J.Komd.A.K.lığına ise, Ağustos 2004 ayında atama yapılacağını, ayrıca İstanbul Mrk.K.Yrdc.lığı kadrosunun da halen boş olduğunu belirterek, Giresun J.Bölge K.lığı Bth.Ş.Md.lüğüne yapılan atamasının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davacının Yürütmenin Durdurulmasına ilişkin talebi Dairemizin 18.08.2004 tarih ve 2004/200 Esas No.lu kararı ile reddedilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde; davacının, 2004 yılı genel atamaları ile Van Jandarma Asayiş K.lığı Destek Kıtaları Komutanlığı görevinden Giresun Jandarma Bölge K.lığı istihbarat Şube Müdürlüğü görevine atandırılması işleminin iptali istemi ile işbu davayı açması sonrası 17.09.2004 onay tarihli işlem ile kendi isteğiyle emekliye ayrıldığı görülmektedir.
Gelişen bu durum karşısında; davanın esasından önce davada davacının hukuki menfaatinin bulunup bulunmadığının, varsa bu menfaatinin güncelliğini koruyup korumadığı hususunun tartışılması yoluna gidilmiştir.
Bilindiği üzere, iptal davası açısından davacıda bulunması gereken ve iptal davasına özgü olan koşul menfaat koşuludur, iptali istenen işlemin davacının hukuken korunmaya layık güncel bir menfaatini ihlal etmiş olması ve işlemin iptalinde davacının yararının bulunması gereklidir.
1602 sayılı Kanunun 21 nci maddesinden de anlaşılacağı üzere, idari kararlara karşı herkes yargı yoluna gidemez. Ancak bu karardan doğrudan doğruya menfaati haleldar olanlar dava açabilirler. Uygulama ve öğretide, menfaatin dava açıldığı tarihte mevcut olmasının yeterli olmadığı, bu menfaatin dava süresince devam etmesi gerektiği ve hatta davanın karara bağlandığı anda dahi bu menfaat ilişkisinin devam etmesi koşulunun aranması gerektiği genel kabul görmüştür. Diğer bir deyişle, menfaat ilişkisinin meşru ve kişisel olması yanında güncel olması da şarttır. Bu görüşün temelinde iptal davası sonunda verilecek yargı kararının sonuç yaratmayacak olması halinde, böyle bir yargı kararının verilmemesinin daha doğru olacağı düşüncesi yatmaktadır. Gerçekten yargı kararları uygulanmak için verilir ve uygulanmak suretiyle de taraflar arasındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırırlar. Uygulanabilme olanağı bulunmayan yargı kararı vermenin hiçbir anlamı olmayacağı şüphesizdir, çünkü iptal davalarının konusu artık uygulanamayan işlemler değil uygulanmakta olan ve hukuki sonuçlar doğurmaya devam eden idari işlemlerdir. Uygulaması bitmiş bir idari işlemin iptal davası çerçevesinde yargı denetimine tabi tutularak davanın reddedilmesinin veya işlemin iptal edilmesinin bir hukuki yarar sağlayacağı söylenemez.
Davacının talebi üzerine emekli edilmesi aynı zamanda muvazzaf subay statüsünden çıkması sonucunu da doğurduğundan; muvazzaf subay statüsüne sıkı sıkıya bağlı bir işlem mesabesinde olan dava konusu atama işleminde davacının güncel menfaat ilişkisinin kesildiği açıkça anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının güncel menfaati kalmadığından UYUŞMAZLIĞIN ESASI HAKKINDA BİR KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2- 1602 Sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, ancak davacının peşin yatırdığı 20.600.000 TL harçtan, 10.100.000 TL (on milyon yüz bin lira) esas dışı ilam harcının mahsubu ile kalan 10.500.000 TL. (on milyon beş yüz bin lira)'nın 492 Sayılı Harçlar Kanununun 31 nci maddesi uyarınca istemi halinde davacıya iadesine,
3- Gizli belgenin iadesine
02 KASIM 2004 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy