(926 S. K. m. 7, 50, 94) (1632 S. K. m. 131) (334 S. K. m. 68) (2709 S. K. m. 76, 128) (2802 S. K. m. 8) (657 S. K. m. 48, 98) (306 S. K. m. 9) (2839 S. K. m. 11) (1803 S. K. m. 20) (442 S. K. m. 33) (743 S. K. m. 131) (2820 S. K. m. 11) (1602 S. K. m. 30) (2821 S. K. m. 5) (2908 S. K. m. 4) (1136 S. K. m. 56) (Astsubay Sicil Yönetmeliği m. 60)
Davacı vekili, 23 Ağustos 2005 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 39 ncu Mknz.P.Tug. 5nci Tb. K.lığı emrinde P.Kd.Bçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken 15 Temmuz 2005 gün ve 2005/35 sayılı Bakanlık oluru ile resen emekliye sevk edildiğini ve 29 Temmuz 2005 tarihinde ilişiğinin kesildiğini, söz konusu işlemin nedeninin müvekkilinin sarkıntılık suçundan mahkum olmasına dayandırıldığını, müvekkilinin yanlış anlaşılma ve yeterli savunma yapamaması sonucunda işlemediği bir suç nedeniyle cezalandırıldığını, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel kanunun 94ncü maddesinin (b) fıkrasında disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma işlemi tesis edileceğinin belirtildiğini ancak, müvekkilinin başarılı çalışmaları nedeniyle şerit rozetler ve takdirler aldığını, sicillerinin yüksek olduğunu, disiplinsiz olmadığını aksine askeri kurallara itaatle bağlı olduğunu ve görevinin gereklerini hakkıyla yaptığını, buna göre emekliliğine iki yıl kala müvekkili hakkında ayırma işlemi tesis edilmesi işleminde kamu yararı bulunmadığını, diğer yandan müvekkilinin müteaddit sarkıntılık suçundan dolayı mahkum edilmesine bağlı olarak 926 sayılı TSK personel kanununun 94 ncü maddesi (c) fıkrası uyarınca ayırma işlemi tesis edilemeyeceğini, sarkıntılık suçunun anılan fıkrada sayılan suçlar arasında bulunmadığını ve bu suçlara dahil edilemeyeceğini belirterek öncelikle yürütmenin durdurulmasını ve işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekilinin yürütmenin durdurulması talebi, AYİM Nöb.Dairesinin 31 Ağustos 2005 gün ve Gensek No:2005/2288, Esas no:2005/228 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Dava ve özlük dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; 30 Ağustos 1986 tarihinde astsubay çavuş nasbedilen davacı hakkında 1nci Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 26 Mayıs 2004 gün ve E:2004/325, K:2004/207 sayılı kararı ile 15-16 Şubat 2002 tarihlerinde subay eşleri olan iki ayrı mağdureye karşı müteaddit sarkıntılık suçundan dolayı neticeten 10(on) ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anılan kararın Askeri Yargıtay 3ncü Dairesinin 06 Ekim 2004 gün ve E:2004/830, K:2004/879 sayılı ilamı ile onandığı, onamayla kesinleşmiş mahkeme kararı gereğince davacı hakkında 5434 sayılı Emekli sandığı Kanunun 39ncu madde (e) fıkrası ile 926 sayılı TSK Personel kanunun 94 ncü madde (b) ve (c) fıkraları uyarınca resen Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılmasına 15 Temmuz 2005 gün ve 2005/35 sayılı Bakanlık onayı ile karar verildiği, 27 Temmuz 2005 tarihinde ayırma işleminin davacıya tebliğ edildiği ve 29 Temmuz 2005 tarihinde ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.
Davacı hakkında 926 sayılı TSK Personel Kanununun 94 ncü maddesi (b) ve (c) fıkraları uyarınca ayırma işleminin tesis edildiği anlaşılmakla her iki fıkra kapsamında davacının durumunun ayrı ayrı irdelenmesi gerekmektedir.
926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel kanunun 94ncü maddesi (c) fıkrasında: Aşağıda belirtilen suçlardan hükümlülükleri ertelenen, para cezasına veya tedbire çevrilen veya affa uğrayanların ayrılmaları: Ertelenmiş, para cezasına veya tedbire çevrilmiş, affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, 1632 sayılı Askeri Ceza kanunun 131 nci maddesinin birinci fıkrasının az vahim hali hariç, basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas, iftira gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı nitelikli suçlardan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma suçlarından hükümlü olan astsubaylar hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır. hükmü yer almaktadır.
Yukarıda belirtilen kanun hükmünde, belirli suç vasıfları sayılarak, idarenin ayırma işlemi tesis etme yönünden bağlı yetki içine sokulduğu açıktır. Ancak davalı idarenin hangi suç vasıfları yönünden bağlı yetki içinde bulunduğunun ve belirtilen suç vasıfları dışında başka suç vasıfları açısından da böyle bir yetkiye sahip olup olmadığının irdelenmesi ve bu bağlamda, söz konusu maddede geçen gibi ve yüz kızartıcı kavramlarına verilecek anlam ve suç vasıfları açısından madde kapsamının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Türk pozitif hukukunda yüz kızartıcı suç kavramı tanımlanmamıştır. Hangi suçların yüz kızartıcı, hangi suçların olmadığı yargısına esas oluşturacak somut bir veri bulunmamaktadır. Statü hukuku yönünden kavramın içeriğini belirlemede getirilen düzenlemelerde, sayma yöntemi izlenmiş bazı suçlar yüz kızartıcı olarak belirtilmiş ayrıca bazı düzenlemelerde ise gibi sözcüğüne yer verilmiştir. Yüz kızartıcı suç kavramını tanımlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak 1961 Anayasasının milletvekili seçilme yeterliğine ilişkin bulunan 1801 sayılı Anayasa değişikliği ile değiştirilen 68nci maddesinde; 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 76ncı maddesinde; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar kanunun 8 nci maddesinin (h) bendinde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 48/A ve 98 nci maddelerinde; 306 sayılı Milletvekili Seçim Kanunun 9/7 maddesinde; 2839 sayılı Milletvekili Seçim Yasasının 11nci maddesinde; 1803 sayılı Af Kanunun 20 nci maddesinde; 442 sayılı Köy Kanunun 33/5 maddesinde; 743 sayılı Eski Medeni Kanunun 131 maddesinde; 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunun 11/b-2 maddesinde; 1602 sayılı Askeri Ceza kanunun 30ncu maddesinde; 926 Sayılı TSK Personel Kanunun 50/d ve 94/c maddelerinde; 2821 sayılı Sendikalar kanunun 5nci maddesinde, 2908 sayılı Dernekler kanunun 4/2-a maddesinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 56nci maddesinde yer alan hükümlerde yüz kızartıcı suçlar olarak hep aynı suçlar sayılmıştır. Bu açıdan bakıldığında tanımı yapılmamakla birlikte yüz kızartıcı suçların hangileri olduğu konusunda pozitif hukukumuzda birlik bulunduğu söylenebilir. Bu bağlamda, yüz kızartıcı suç kavramının içeriğinin, değişik yorum ve yargılara göre farklı anlamlarla doldurulmasının ve değişik statüler açısından farklılıklar yaratacak şekilde yorumlanmasının kabulü, hukuken mümkün görülmemektedir. Kavram, ifade ettiği anlam itibariyle genel ve herkes yönünden aynı olmak durumundadır. Yüz kızartıcı suç kavramının değişik tanımlarla farklı bir şekilde içeriklendirilmesinin ve anlamlandırılmasının hukuk düzleminde yaratacağı adaletsizlik ve eşitsizlik göz önüne alındığında, böyle bir yaklaşımın kamu düzenini ve hukuk devleti ilkelerine aykırılığı da daha açık olarak anlaşılacaktır.
Diğer yandan yasal düzenlemelerde yüz kızartıcı suç olarak ismen sayılan suçlar yanında gibi sözcüğüne yer verilmiş olmasının ne anlama geldiğinin irdelenmesi de önem kazanmaktadır. 1982 Anayasasının 128 nci maddesinin 2 nci fıkrasında Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. hükmü yer almaktadır. Bu Anayasal düzenleme ile memur ile kamu görevlilerinin bulundukları statüleri açısından yasal güvence altında bulundurulmaları ve üstlendikleri kamu hizmetini dış etkileşimlerden çekince duymaksızın, amacı doğrultusunda yerine getirilmesinin sağlanması amaçlanmıştır. 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunun 7 nci maddesinde Kanunlarda ve kanunlara dayanılarak çıkarılan tüzük ve yönetmeliklerde yazılı haller dışında, subaylığa, astsubaylığa ve askeri öğrenciliğe son verilemez, aylık ve diğer hakları elinden alınamaz hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemelerle memur güvencesinde yasallık ilkesinin benimsendiği görülmektedir. Güvencede yasallık ilkesini öngören düzenleme ve yasal ilkeler karşısında memurlar ile kamu görevlilerinin statülerine son verilemeyeceği ve diğer haklarının doğrudan doğruya kanunda gösterilmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Güvencede yasallık ilkesinin bu olmak gerektir. Kanunun bu alanda açık bir düzenleme getirmeksizin idari takdir yetkisi tanıması, koyacağı esaslar dışında kural nitelikli hükümlerin idari tasarruflarla getirilebileceğini kabul etmiş olması, memur güvencesinin yasallığı ilkesi ile bağdaştırılamaz. Anayasa ve yasaların değinilen maddelerinde kanun koyucunun istenci memur güvencesinde yasallık ilkesidir. Kanunda getirilen hükümler dışında bu alanda takdir yetkisinin bulunduğu (sebep unsuru yönünden bağlı yetkiye dönüştürülen takdir yetkisi) ve bu yetkiye dayanılarak Kanunla bağdaşmayacak idari düzenlemelerde bulunulmasının kanun koyucunun istenci dışında kaldığı açıktır. Bu bağlamda, tüzük ve yönetmelik gibi idari düzenlemelerle getirilecek sınırlamaların da, hukuki hiyerarşide üst norm olan yasal düzenlemelere sadık kalınarak, onların dışında ve aykırı bir düzenleme getirmeme, genel, kişisel olmayan, objektif ve soyut nitelikteki kuralları uygulamaya yönelik olma çerçevesinde ele alınması kaçınılmazdır.
Bu açıklamalar ışığında, memur ve kamu görevlilerinin güvencelerinin statülerinden dolayı kanunlarda düzenlenmesi durumunun yasal bir zorunluluk göstermesi karşısında yüz kızartıcı suçları kanunlarda ismen belirtilenler olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Anayasanın 128 nci maddesi de bu hukuki yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Yasal düzenlemelerde geçen gibi sözcüğünün esas alınarak, bu sözcüğün Kanuna karşın Kanunda öngörülmeyen suç tiplerini yüz kızartıcı suçlara benzerlikleri nedeniyle kavram kapsamına almak amacıyla kullanıldığının kabulü, Anayasanın 128 nci maddesinde getirilen güvencenin yasallığı ilkesiyle bağdaştırılamaz. İdari takdir ve tasarruflarla kapsamın genişletilmesi kanun koyucunun istenci ve yasanın üzerine çıkılması anlamına gelecektir. Kanunlarda gösterilen suçlardan başka benzer suçların yüz kızartıcı suç sayılmasında esas alınacak ölçünün ne olduğu hangi kriterlerin baz alınacağı bilinmeden idareye bu konuda takdir yetkisi tanınması statü hukukunda dengesizliklere ve giderilmesi olanaksız adaletsizliklere neden olabilecektir. Gibi sözcüğünün sayılanlara benzer suçları ifade etmek için değil, kanunlarda sayılan suçlardan biri anlamında kullanıldığı değerlendirilmiştir. (Aynı yönde karar için bkz.AYİM 1.D.nin 29 Ocak 1991 gün ve E:1991/122, K:1991/735 sayılı kararı, AYİM D. S.7, Kitap 2, s.708-714)
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, davalı idarenin, 926 sayılı Personel Kanununun 94 ncü maddesi (c) fıkrasında sınırlı sayıda ve ismen sayılan suç vasıfları açısından ayırma işlemi tesis etme bağlı yetkisi içinde bulunduğu, ancak sayılan suç tipleri dışında başka suçların yüz kızartıcı suç niteliğine büründürülemeyeceği buna bağlı olarak davalı idarenin Kanunda belirtilmeyen suçlar açısından bağlı yetki içinde işlem tesis edebileceğinin kabulü hukuken mümkün gözükmemektedir.
Davalı idarenin, yukarıda açıklandığı üzere, davacının mahkum olduğu sarkıntılık suçu açısından 926 sayılı Kanunun 94ncü madde (c) fıkrası kapsamında bağlı yetki sonucu ayırma işlemi tesis edemeyeceği açık olmakla birlikte, tesis edilen işlemin, davalı idareye takdir yetkisi tanıyan 94ncü madde (b) fıkrası açısından irdelenmesi de gerekmektedir.
926 sayılı Personel Kanunun 94ncü maddesinin Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma başlıklı (b) fıkrasında Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlık Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır. hükmü yer almaktadır. Aynı fıkrada anılan sebeplerin neler olduğunun ve ayırma işleminin nasıl tesis edileceğinin Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterileceği hüküm altına alınmıştır.
Söz konusu düzenleme (926 sayılı Kanun m.94/b) ile davalı idareye, 926 sayılı Kanun 94/c maddesinde belirtilen suç vasıflarına ilişkin bağlı yetki dışında, takdir yetkisini kullanma alanı tanındığı, davacının somut olarak disiplin ve ahlaki durumuna göre objektif sınırlar içinde kalmak şartıyla takdir yetkisini kullanarak ayırma işlemi tesis edebilme imkanı yaratıldığı açıktır. Bu bağlamda, davalı idare tarafından 926 sayılı kanunun 94/b maddesi kapsamında tesis edilen ayırma işleminin yargısal denetimine geçilmiştir.
926 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan Astsubay Sicil Yönetmeliğinin 60 ncı maddesinde Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlaki durumları gereği Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır: /a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz ve cezalara rağmen ıslah olmaması / b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi / c. Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması/ d. Nafaka, trafik kazası, doğal afet, personelin öngöremeyeceği şekilde ülke genelinde yaşanan olağanüstü ekonomik dalgalanmalar, ani devalüasyonlar, sağlık ve tedavi giderleri ile kefillik ve benzeri zorunluluk halleri hariç olmak üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını zedeleyecek şekilde aşırı derecede borçlanmaya düşkün olması ve bu borçları ödememeyi alışkanlık haline getirmesi / e. Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması / f. Tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılanlar düzenlemesi yer almaktadır.
Kamu hizmetinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için araç olan idarenin bu hizmeti iyi yürütmek amacıyla gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle idarenin kamu hizmetini yürütecek olan ajanlarını statüye alırken birtakım özelliklere sahip olmasını araması ne kadar doğal ise statüye aldıktan sonra ajanlarını verimli biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkanı kalmamış, aksine idarenin mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zarar veren ajanlarını bünye dışına çıkarması da o kadar doğaldır. İşte, bu bağlamda idareye Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma yetkisi tanınmıştır.
Davacı hakkında 1nci Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 26 Mayıs 2004 gün ve E:2004/325, K:2004/207 sayılı kararı ile müteaddit sarkıntılık suçundan dolayı neticeten 10 (on) ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve anılan kararın Askeri Yargıtay 3ncü Dairesinin ilamı ile onandığı açıktır. Anılan karar gerekçesinde davacının 15-16 Şubat 2002 tarihlerinde içinde bulunduğu eylemlerin Sanık Bşçvş.
ın 15.02.2002 gecesi 23.Mot.P.A. Askeri Gazinosunda arkadaşları Bşçvş.
., Bşçvş.
ve Bşçvş.
.. ile birlikte aynı masada bulundukları, sanığın içki içtiği, bu sırada aynı aynı gazinoda sahnenin öbür yanında ve tam karşı masada Bnb.
in eşi
.., kızı, oğlu, iş arkadaşı ve akrabası Bn.
ve patronu
nin bulundukları, sanığın Bn.
in karşısına oturduğu, elindeki kadehi sürekli Bn.
a doğru kaldırarak, imalı bakışlarla ve laubali bir şekilde gülerek, zaman zaman ona doğru şarkı söyleyerek mağdureyi rahatsız etttiği, başlangıçta sanığın bu hareketlerini başka masada tanıdıklarına yaptığını zanneden Bn.
ın sanığı dikkatli takip edince bu hareketleri kendisine yaptığını anladığı, sanığın aynı davranışlarının süreklilik arz etmesi üzerine Bn.
..ın sanığa işaret parmağını sallayarak sen görürsün anlamına gelecek ikazda bulunduğu, ancak sanığın aynı davranışlarına devam ettiği, bir ara Bn.
.ın kızı
.. ile birlikte lavaboya gittiği, sanığın tespit edilemeyen bir arkadaşı ile mağdure ve kızının arkasından gittiği, tuvalet çıkışında beklediği, Mağdure
.ın durumundan rahatsız olması nedeniyle gazinodan erken ayrılmaya karar verdiği, hesap ödemek için resepsiyona doğru gitti, sanığın Bn
ın arkasından giderek etrafında gezinmeye başladığı, bilahare kapı çıkışında aynı şekilde mağdurenin yakınında dolaşmaya devam ettiği, Bn
ın hesap ödedikten sonra kapıya doğru yöneldiği, sanığın etrafında dolaşmasına ve gazinodaki hareketlerine sinirlenen
in sanığa sen ne yapmaya çalışıyorsun? diye sorduğu, sanığın hiçbir şey olmamış gibi rahat bir ifadeyle ben sizden bir şey istesem, bunu hareketle yapmam, doğrudan söylerim diye cevap verdiği, mağdure Bn
..ın kızı
.in annesini uzaklaştırmaya çalıştığı, sanığın aynı laubalilikte
. annene bir şey söylesene, ne yapmaya çalışıyor? dediği, Mağdure Bn
ve beraberindekilerin gazinoyu terk ettikleri sanığın bir süre sonra Bn
.ın evini dahili telefonla aradığı, sanığın özür dilemeye çalıştığı, Bn
in kabul etmeyip kapattığı, sanığın aynı şekilde 4 defa dahili telefonla Bn
.i arayıp kendisini tanıttığı ve bakın yenge hanım diyorum size şeklinde hitap ettiği, son konuşmasında Bn
in kendisine kızmayı sürdürmesi üzerine git kime şikayet edersen et ulan şeklinde cevap verdiği, Bn
in durumu Ankarada kursta olan eşine bildirdiği, eşinin Alay Komutanına iletmesini söylediği, mağdurenin durumu Alay Komutanına bildirdiği, aynı gece sanığın Bnb.
..in nöbetçi olmasından istifade ederek eşi
..i telefonla aradığı, bayan
ün Alo demesi üzerine, pardon yanlış aradım galiba diyerek telefonu kapattığı, telefonun tekrar çaldığı, sanığın mağdure
.e yanlış aradım galiba ama size bir şey söyleyeceğim, ancak cesaret edemiyorum dediği, mağdure
. kimsiniz, beni bu saatte neden rahatsız ediyorsunuz dediği ve telefonu kapattığı, askeri hattan eşine ulaşmaya çalıştığı, ancak hatlar meşgul olduğundan santrale eşini bulmaları için not bıraktığı, telefonun tekrar çalması üzerine eşinin aradığını zannederek telefonu açtığı, sanığın
Hanımmm.
.Hanımmmm, size bir şey söylemek istiyorum, ancak cesaret edemiyorum dediği, mağdurenin kim olduğunu sorması üzerine kim olduğumu bilseniz sanki benimle dışarıda görüşecekmisiniz dediği, mağdurenin askeri hattan beni rahatsız ediyorsun, göreceksin diyerek telefonu kapattığı, mağdurenin durumu telefonla eşine bildirdiği, sanığın aynı gece
i araması nedeniyle Alay Komutanının emri ile sanığın dahili telefonunun görüşmeye kapatıldığı ve sanığın nezarete alındığı, sanığın aynı gece mağdure
..ı da araması nedeniyle kendisinden şüphelenen Bnb. S
.ın eşinin yanında Alay Disiplin Cezaevini telefonla aradığı ve sanığı telefona çağırttığı, bir şey olmamış gibi akşam benim evi aramışsın, bir şey mi oldu dediği, sanığın aramış olabilirim komutanım, dün gazinoda üzüldüğüm bir olay oldu, moralim çok bozuk ne yaptığımı bilmiyorum, saçmalamış da olabilirim, böyle bir eşeklik etmişsem özür dilerim dediği, mağdure
..ün eşiyle birlikte telsiz telefonla dinlediği, sanığın sesini teşhis ettiği açıklığa kavuşmaktadır. şeklinde olduğunun belirtildiği görülmektedir.
Davacının, sicil ve disiplin safahatı incelendiğinde; iyi seviyede genel sicil eğilimine sahip olan davacı hakkında, sicil safahatı boyunca Takip ve Kontrol Edilmelidir, Kadına ve paraya karşı zaafı vardır, Müstakil görev yapamaz, Para ili ilgili görev verilmemelidir, Sürekli takip ve kontrol edilmelidir Parasal konularda güvensizdir. Kadınlara karşı zaafı vardır şeklinde olumsuz kanaatler belirtildiği, 12 Ekim 1989 tarihinde karakolu izinsiz terk etmek nedeniyle uyarı 30 Ekim 1989 tarihinde görev yerinden izinsiz ayrılmak nedeniyle Şiddetli Tevbih; 16 Nisan 1990 tarihinde izinden geç dönmek nedeniyle 7 gün Oda Hapsi; 26 Şubat 1991 tarihinde garnizonu izinsiz terk etmek nedeniyle 7 gün Oda Hapsi; 05 Ağustos 1994 tarihinde 477 sayılı Kanunun 50nci maddesi kapsamındaki eylemi nedeniyle 7 gün Oda Hapsi; 29 Kasım 1994 tarihinde Disiplinsizlik nedeniyle Şiddetli Tevbih; 14 Eylül 1995 tarihinde disiplinsizlik nedeniyle Şiddetli Tevbih; 03 Kasım 1995 tarihnde aşırı borçlanma ve borçları icra yolu ile icrası yönünde ikaz yazısı, 22 Mart 1997 tarihinde Askeri elbiseyi sivil şahıslara vermek nedeniyle uyarı; 18 Haziran 1997 tarihinde Askeri Kantine yaptığı borçları ödememesi nedeniyle Şiddetli Tevbih; 17 Haziran 1997 tarihinde emirler hilafına hareket etmek nedeniyle 3 gün Oda Hapsi; 19 Temmuz 2000 tarihinde mesaiye gelmemek nedeniyle ikaz cezaları ile cazalandırıldığı, 11 Eylül 2000 tarihli maaşından kesinti yapılması yönünde icra yazısı ve Edirne 3ncü Mknz.Tüm.K.lığı Askeri Mahkemesinin 25 Şubat 1992 gün ve E:1992/73, K:1992/37 sayılı kararı ile Görevi ihmal suçundan dolayı ertelenmiş mahkumiyet kararı; 8 nci Kolordu K.lığı Askeri Mahkemesinin 22 Mart 2001 gün ve E:2001/165, K:2001/278 sayılı kararı ile Askeri aracı hususi menfaatinde kullanmak suçundan dolayı 4616 sayılı Kanun kapsamında davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi kararı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacının aynı birlikte görev yaptığı üstlerinden birinin Ankarada kursta görevli, diğerinin birliğinde nöbetçi olarak bulunduğu sırada eşlerine karşı ayrı ayrı bulunduğu sarkıntılık suçunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak ahlak dışı bir hareket niteliğinde olduğu açıktır. Davacının mahkum olduğu suçtan dolayı içinde bulunduğu eylemlerin vahamet derecesi göz önüne alındığında davalı idarenin ayırma işlemi tesisinde objektif sınırlar içinde kalındığı değerlendirilmiştir. Meslek safahatı boyunca hakkında kadına ve paraya zaafı vardır şeklinde olumsuz kanaatler bulunan davacı hakkında, işlediği sarkıntılık suçları, olumsuz kanaatler ve disiplin cezaları dikkate alınarak objektif sınırlar içinde tesis edilen ayırma işleminde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı idare, davanın red kararı ile sonuçlanması halinde idare lehine vekalet ücreti talebinde bulunmuş ise de; idari davalarda, davalı idarenin Baş Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığı kadrosunda istihdam edilen memurları Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesine göre Avukatlık hizmetleri sınıfından olsalar dahi, idareyi, mahkemelerde Avukat sıfatıyla temsil edemeyecekleri, dolayısıyla davalı idare lehine dava sonuçlansa dahi idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığı, bunun için açık bir yasal düzenleme gerektiği değerlendirilerek, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği kararına varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Hukuki dayanaktan yoksun davanın REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy