(1602 S. K. m. 64) (657 S. K. m. 36)
Davacı, 08.09.2006 tarihinde AYİM kaydına giren dilekçesinde özetle; 1999/107 Esas sayılı davasının görülmesi sırasında mahkemenin daha çok yargılandığı suçların üzerinde durduğunu, oysa ceza mahkemelerinde devam eden yargılamaları sonucunda ceza almadığını, hakkındaki kamu davalarının ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, mahkeme safahatının ilişiğinin kesilmesine sebep gösterilmesinin hukuka uygun olmadığını belirterek, yargılanmanın yenilenmesi isteminin kabulü ile AYİM 1 nci Dairesinin 1999/107 Esas ve 2001/517 Karar sayılı 10 Nisan 2001 tarihli kararının kaldırılarak 21.11.1998 tarihli TSK.nden ayırma işleminin iptaline ve öncelikle yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulmasına dair istemi Dairemizin 19 Eylül 2006 tarihli ve 2006/906 Esas sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yolu olduğundan, yargılamanın iadesi nedenleri 1602 sayılı AYİM Kanununun 64 ncü maddesinde sayma yoluyla belirtilmiştir.
Bunlar; a) Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması; -b) Karara esas olarak alınan belgenin sahteliğe hükmedilmiş veya sahte olduğu, mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da yargılamanın iadesini isteyen kimsenin, karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması; -c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması; -d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanı ve ihbarda bulunduğunun, hükümle tahakkuk edilmesi; -e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanılmış olması; - f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler huzuru ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması; -g) Çekilmeye mecbur olan Başkan veya üyenin katılması ile karar verilmiş olması, -h) Tarafları ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir karar verilmesine sebep olabilecek bir madde yokken, aynı Daire veya diğer Daire yahut Daireler Kurulu tarafından evvelki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması halleridir.
Davacı hakkında tesis edilen TSK.den disiplinsizlik nedeniyle ayırma işleminin iptali istemiyle AYİMde açılan dava, Dairemizin 10.04.2001 tarihli ve 1999/107 Esas, 2001/517 sayılı kararı ile esastan incelenerek reddedilmiştir.
Davacı yukarıda belirtilmiş olan yargılamanın iadesi nedenlerinden hangisine dayandığını belirtmeksizin bir takım vakıalar öne sürmüş ise de, bunların hiçbirinin yargılamanın iadesi nedeni olmadığı açıktır. Zira AYİM 1 nci Dairesi yenilenmesi talep edilen yargılamada kararını, davacı hakkındaki bir kesin hükme değil, hakkında J. Gn. K.lığı Askeri Mahkemesinde devam eden ceza yargılamasına ve Askeri Yargıtayın bozma ilamına dayandırmıştır. Diğer bir anlatımla Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması söz konusu değildir. AYİM 1 nci Dairesi, yenileme talebine konu kararında, devam eden ceza yargılamasında davacıya isnat edilen eylemleri ve Askeri Yargıtayın bu eylemlerin sübutuna ilişkin değerlendirmesini dikkate almış ve gerekçeli bir şekilde kararını vermiştir.
Diğer yönden, davacının ceza yargılamaları sonucunda mahkum olmadığı iddiası bir yönüyle doğru ise de, Mahkememiz için önemli olan davacının kesin hükümle mahkumiyetine karar verilip verilmediği değil, isnat edilen eylemleri davacının ika edip etmediğidir. Zira davacı hakkında açılan kamu davaları, davacının dilekçesine eklediği ilamlardan açıkça anlaşıldığı üzere, önce 4616 sayılı yasa uyarınca ertelenmiş, bilahare zaman aşımı nedeniyle düşürülmüştür. Yani davacıya isnat edilen eylemlerin sabit olmadığı, ya da bu eylemlerin davacıdan sadır olmadığı hususunda kesinleşmiş bir karar mevcut değildir. Aksine tüm kararlar Dairemizin kararına esas aldığı eylemleri davacıya yüklemektedir.
Sonuç olarak; davacının yargılamanın yenilenmesine ilişkin isteminin 1602 sayılı Kanunun 64 ncü maddesinde belirtilen hiçbir nedene dayanmadığı kanısına varıldığından aşağıda yazılı olduğu şekilde karar vermek gerekmiştir.
Davalı idare, davanın red kararı ile sonuçlanması halinde idare lehine vekalet ücreti talebinde bulunmuş ise de; idari davalarda, davalı idarenin Baş Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığı kadrosunda istihdam edilen memurları Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesine göre Avukatlık hizmetleri sınıfından olsalar dahi, idareyi, mahkemelerde Avukat sıfatıyla temsil edemeyecekleri, dolayısıyla davalı idare lehine dava sonuçlansa dahi idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığı, bunun için açık bir yasal düzenleme gerektiği değerlendirilerek, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği sonucuna gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Yargılamanın yenilenmesi talebinin REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy