(1602 S. K. m. 44, 45) (2709 S. K. m. 125) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 5)
Davacı, 27.07.2007 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kayıtlarına giren dava dilekçesinde özetle; 2001 yılına kadar kıdem sıralamasının normal seyrindeyken bu tarihten sonra gerilere düştüğünü, dava konusu sicil dönemlerinde ceza ya da uyarısının olmamasına, buna karşın takdirnamelerle ödüllendirilmesine rağmen 1nci ve 2nci sicil üstünün düşük sicil verdiklerini düşündüğünü belirterek, 2001 ve 2002 yılları 1nci ve 2nci sicil üstü sicil işlemlerinin iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyası, özlük dosyaları ile sicil belge ve defterlerinin incelenmesi neticesinde; davacının 1998 yılından itibaren sicil almaya başladığı, dava konusu 2001 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstünce yapılan işaretlemelerin nota tahvil edilmesi sonucunda ortaya çıkan sicil puanının çok iyi seviyesinde olduğu ve niteliklere ilişkin alt kıstaslara menfi kanaat kabul edilen işaretlemeler yapılmadığı, 2nci sicil üstünün 1nci sicil üstü sicil işlemine katıldığı, ilave kanaat belirtilmediği, bu sicil döneminde davacının 3 adet takdir belgesinin bulunduğu ve buna karşın cezasının olmadığı, 2002 yılı sicil döneminde; 1nci sicil üstünce yapılan işaretlemelerin nota tahvil edilmesi sonucunda ortaya çıkan sicil puanının mükemmel seviyesinde olduğu ve niteliklere ilişkin alt kıstaslara menfi kanaat kabul edilen işaretlemeler yapılmadığı, 2nci sicil üstünün 1nci sicil üstü sicil işlemine katıldığı, ilave kanaat belirtilmediği, bu sicil döneminde davacının 3 adet taktir belgesinin bulunduğu ve buna karşın cezasının olmadığı, tüm safahatında 1 şerit rozet ve 15 den fazla takdirname ile taltif edildiği ve 15.04.2000 tarihli uyarısının olduğu görülmektedir.
Subay Sicil Yönetmeliği'nin (27.12.1998 - RG.: 23566) Sicil üstlerinin görev ve sorumluluğu başlıklı 5nci maddesinde; Sicil üstleri emri altındakiler hakkında sicil düzenlerken; üstlük ve komutanlığın en önemli olan özel yetkilerinden birini kullanırlar. Sicil üstleri; bu görevin önemini gözönünde tutarak, sicil belgelerindeki nitelikleri tam bir tarafsızlık, adalet ve vicdani kanaatle değerlendirmekten sorumludurlar. Aksi durum, ehliyetli olmayanların layık olmadıkları rütbe ve makamlara yükselmelerini, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetenekten yoksun kişilerin elinde görevini yapamaz duruma düşmesi sonucunu doğurur. Hissi ve aşırı merhamet duygusuyla verilecek sicillerin, hak eden başka personelin hakkını ihlal edeceği, daima göz önünde bulundurulur
denilmektedir.
Bilindiği üzere, özünde değerlendirme unsurunu barındırdığı ve bir değerlendirme sürecinin sonunda ortaya çıktığı için, sicil işlemleri, idarenin diğer işlemlerine nazaran takdir yetkisini yoğun olarak kullandığı işlem grubu içerisinde yer alır. Bu bağlamda sicil işlemlerinin denetimi, takdir yetkisinin eşit, adil, objektif ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, bu yetkinin kullanımında hukuka aykırı bir durumun bulunup bulunmadığı yönünden yapılmak durumundadır. Sicil üstünün, astı hakkında sicil düzenlemesi işleminin, tamamen üstün hareket alanı içinde kaldığını varsaymak da mümkün değildir. Zira Anayasanın 125nci maddesinin 4ncü fıkrasında takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği belirtilmiş, takdir yetkisinin denetlenmesi konusunda bir kısıtlama getirilmemiştir. Buna göre; yargı yerince denetlenemeyecek olan, hukuka uygun kullanıldığı tespit edilen takdir yetkisi olup, bu yetkinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık halleri ise denetlenebilecektir.
Sicil işlemlerinde, takdir yetkisinin kullanılma sürecindeki hukuka aykırılık hali ise; uzun yıllar, belirgin bir çoğunlukla çok yüksek sicil notları ve olumlu kanaatler ile takdir edilmiş personele, genel safahatına ve uygulamaya istisna teşkil edecek ve göze çarpacak nitelikte (birden bire düşüşü izah eden makul ve kabul edilebilir nedenler öne sürülmeksizin) çok düşük sicil notları takdir edilmesi ve hakkında olumsuz kanaatler belirtilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır.
Yukarıda belirtilen ölçütler doğrultusunda dava konusu 2001 yılı sicil işlemleri değerlendirildiğinde; davacı hakkında 1nci ve 2nci sicil üstü tarafından yapılan değerlendirmenin (işaretlemelerin ve bunların nota tahvil edilmesi sonucunda ortaya çıkan sicil puanlarının) çok iyi seviyesinde olmakla davacının genel sicil alma eğilimine uygun olduğu, ani ve açık bir düşüşün söz konusu olmadığı, keza niteliklere ilişkin alt kıstaslara menfi kabul edilebilecek bir işaretleme yapılmadığı ve tam nottan bir miktar uzaklaşılmasının aksi yönde bir kanıt bulunmadığı sürece sicil üstlerinin sübjektif değerlendirmede bulunduğu anlamına gelmeyeceği, bu bağlamda takdir edilen sicil notunun davacıya verilen takdirnamelerle de çelişmediği, dolayısıyla sicil üstlerinin takdir yetkilerini hukuka aykırı kullandıklarından söz edilemeyeceği, sonuç olarak dava konusu 2001 yılı sicil işlemlerinin tesisinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Dava konusu 2002 yılı sicil işlemleri değerlendirildiğinde; davacı hakkında 1nci ve 2nci sicil üstü tarafından yapılan değerlendirmenin (işaretlemelerin ve bunların nota tahvil edilmesi sonucunda ortaya çıkan sicil puanlarının) mükemmel seviyesinde olmakla davacının genel sicil alma eğilimine uygun olduğu, niteliklere ilişkin alt kıstaslara menfi kabul edilebilecek bir işaretleme yapılmadığı ve sonuç olarak dava konusu 2002 yılı sicil işlemlerinin tesisinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilmiştir. Başkan Hâk. Kd. Alb. Celâl IŞIKLAR, 2002 yılı sicil döneminde 1nci ve 2nci sicil üstleri tarafından tam sicil notu ile değerlendirilip olumsuz kanaat belirtilmemesi karşısında davacının menfaat yokluğu nedeniyle 2002 yılı sicil döneminde 1nci ve 2nci sicil üstü sicil işlemleri yönünden dava ehliyeti bulunmadığından, esastan değil, sicil işlemlerinin gizliliğinden kaynaklanan olumsuzluğun davacıya yüklenmemesi gerektiği de dikkate alınarak, 1602 sayılı AYİM Kanunun 44/c ve 45/A maddeleri uyarınca ehliyet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği şeklinde ayrışık gerekçe bildirmiştir.
Davalı idare, davanın red kararı ile sonuçlanması halinde idare lehine vekalet ücreti talebinde bulunmuş ise de; idari davalarda, davalı idarenin Baş Hukuk Müşavirliği ve Davalar Dairesi Başkanlığı kadrosunda istihdam edilen memurları Devlet Memurları Kanununun 36ncı maddesine göre Avukatlık hizmetleri sınıfından olsalar dahi, idareyi, mahkemelerde Avukat sıfatıyla temsil edemeyecekleri, dolayısıyla davalı idare lehine dava sonuçlansa dahi idare lehine avukatlık ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığı, bunun için açık bir yasal düzenleme gerektiği değerlendirilerek, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği kararına varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; yasal dayanaktan yoksun bulunan, 2001 ve 2002 yılları 1nci ve 2nci sicil üstü sicil işlemlerinin iptali isteminin REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy