(2709 S. K. m. 59, 125)
Davacılar vekili 8 Mart 1091 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakını .............'ın 10.3.1990 günü askerlik görevini yaptığı 8. Kolordu Komutanlığı Karargâh Bölük Komutanlığında vefat ettiğini, sağlığında çiftçilik ve garsonluk yaparak ailesinin geçimini sağlayan müteveffanın 25 yaşında bir eşi ve biri 4, biri 2 yaşında olmak üzere iki çocuğunun bulunduğunu, ailesinin tek geçim kaynağı olan müteveffanın ölümü ile müvekkil ve çocuklarının duydukları derin acı ve üzüntünün yanı sıra büyük bir geçim sıkıntısına da düştüklerini ailesinin tek desteği olan müteveffanın 43 yıl boyunca garsonluk ve çiftçilik yaparak ailesinin geçimini temin edeceği hususu dikkate alındığında müvekkil ve çocukları adına destekten yoksun kalma tazminatı olarak toplam 40.000.000. TL. ölüm nedeniyle duyulan acı karşılığı toplam 20.000.000. TL. manevi tazminata hükmedilmesini dava ve talep ettiği anlaşılmaktadır.
8 nci Kolordu Karargâh Bölüğünde görevli bulunan P. Er .............'ın 9.3.1990 günü saat 16.30 sıralarında bölükte normal haftalık bakım yapıldıktan sonra, 3 ncü Ordu Komutanının ani teftiş yapacağı haberi üzerine bölük astsubayı tarafından erata toplu olarak pentatlon sahasında istirahat etmeleri emrinin verildiği, .............'ın burada spor yapmakta olan diğer arkadaşlarına katılarak kendi kendine yüksek atlama yaparken boynundan sakatlandığı hemen revir doktoruna götürüldüğü oradan da askeri hastaneye sevk edildiği nöbetçi doktor tabip Atğm. ............. kafa travması geçirmiş hastayı grafi çektirmeden gözlem için yatırmadan geri gönderdiği, o gece bölükte kalan hastanın durumunun ağırlaşması üzerine olay günü sabah saat 08.15'de tekrar Askeri Hastaneye sevk edildiği, nöbetçi tabip Atğm. ............. tarafından hasta kafa üstü düştüğü halde herhangi bir grafi çektirmeden gözetime alındığı hastanın aynı gün saat 22.30 sıralarında öldüğü, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 1 nci ihtisas Kurulunun 5.4.1901 gün ve 623 Sayılı raporuna göre ölümün boyun omurları kırığına bağlı omurilik zedelenmesi sonucu oluştuğunun belirlendiği Askeri Savcılıkça suç dosyasının 20.5.1991 tarihinde ölüm olayında herhangi bir kişinin kusuru olup olmadığının belirlenmesi açısından Yüksek Sağlık Şurasına gönderildiği, Şura'nın kararında Dr. .............'un hastanın grafisini çektirmemesi ve gerekli ihtimamı göstermemesinden dolayı 2/8, Dr. .............'nin kendisine revirden bazı önemli bulgularla gönderilen kafa üstü travma geçirmiş hastayı, grafi çektirmeden gözlem altında tutmadan geri göndermesi nedeniyle 4/8, oranında kusurlu bulundukları 2/8 kusurunda erin geçirdiği ağır boyun kırığının seyrine bağlı olduğuna oybirliği ile karar verildiğinin belirtildiği, Dr. ............. ile Dr. ............. hakkında görevi ihmal suçundan Elazığ 2 nci Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı ve davanın derdest olduğu, müteveffanın eşi ve çocuklarına T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce vazife malûllüğü hükümleri uygulanarak dul ve yetim aylığı bağlanmadığı ve davacıların bu işlemin iptali istemiyle iptal davası açmadıkları dosyada mevcut tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır, ister hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davalı idare ilk savunmasında zararlı sonuç ile görev arasında nedensellik bağının bulunmadığını ancak dolaylı bir illiyet bağının düşünülebileceğini savunmuştur.
Sağlık eğitim ve spor konusu 1982 Anayasasının 59 ncu maddesinde sporun geliştirilmesi olarak düzenlenmiş ve devlete sporun kitlelere yapılmasını teşvik ve sağlama görevi de verilmiştir.
Konunun TSK. lerd açısından önem ve hassasiyeti daha da barizdir. Spor eğitim ve müsabakaları askeri hizmet niteliğinde ve ona özdeş tutulmuştur, İç Hizmet Yönetmeliğinin birçok maddesinde sporun yapılması görev ve gereğine temas edilmiştir. Keza Yönetmeliğin 89 ncu maddesinde sağlığın, temizlik ve Spor ile korunacağı ve bunun iğin her kademedeki amirin gerekli tedbiri almak göreviyle sorumlu tutulduğu anlaşılmaktadır.
Aynı şekilde MY. 1701 T.S.K. Beden Eğitimi ve Spor Yönergesinde sporun askeri bir görev ve hizmet olduğu ve bunun için teşvik ve özendirici tedbirlerin alınması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Ayrıca 3. b. 1 maddesinde Kıtalarda Temel Beden Eğitiminin yapılacağı ve Tüm personelin Temel Beden Eğitimine iştiraki sağlanır denilmiş ve hemen alttaki bentte: Temel Beden Eğitimi ile kazanılan kondisyona ilaveten, personelin, muharebede karşılaşabilecek her türlü engeli yenebilmek için savaş beden eğitimi çalışmalarına ağırlık verileceği belirtilmiş olup;
T.S.K. Beden Eğitimi ve Spor Talimnamesinin 3 ncü maddesinde:
a) Savaşta başarının daima bedeni yeterliliğine ve yüksek fiziki bir kondisyona dayandığı görülmüştür.
b) Bir askerin güç ve çeviklik niteliklerine sahip olması ve bu niteliklerin kendisine dengeli bir şekilde bulunması savaşta büyük bir öneme niteliktir.
c) Zaferin elde edilmesi ve askerin hayatı çok defalar bu niteliklere bağlıdır.
d) Savaş güç bir görevdir ve ciddi bir bedeni ve moral yeterliliğe ihtiyaç gösterir.
e) Muharebenin gerektirdiği bitmez tükenmez zor şartlarını yaşamak, kilometrelerce yürümek, koşmak, metrelerce yerden sürünmek, yaralara, siperlere ve avcı çukurlarına atlamak ve çıkmak, uykusuz ve istirahat etmeden dayanabilmek çok iyi yetişmiş kıtalara ihtiyaç gösterir denilerek; tüm personelin bu amaca ulaşabilmesi için beden eğitimi ve sportif faaliyetlere katılması öngörülmüştür. Maddede geçen bedeni, yeterlik, aynı talimnamenin 5 nci maddesinde tanımlanmıştır, Askerlerin savaşta ve barışta görevlerini en iyi şekilde yapabilmeleri için ulaşmaları ve muhafaza etmeleri gerekli kondisyon düzeyidir denilmiştir.
Aynı Talimnamenin 5 nci bölüm 1 nci maddesinde; fiziki kondisyon programının en önemli hedefinin fertlerin koşma, atlama, sıçrama, tırmanma yeteneklerinin geliştirilmesi olduğu belirtilmiş ve Fiziki becerinin en önemli amacı, askerlerin muharebede karşılaşabilecekleri her türlü engelleri üstün bir kondisyonla ve güvenle aşabilmelerini sağlamak ve bu konudaki becerilerini geliştirmektir. Fiziki becerilerin geliştirilmesi programı için de koşma, atlama, sıçrama, tırmanma gibi temel hareketler yer alır... denilmiştir. 2 nci bölüm 7/c maddede, fiziki bakımları yeterli düzeyde olmak asker için disiplindir denilmiştir. 2 nci bölüm 1 nci maddede de, ...Ordu'daki dinamizmi artırıp onun devamlılığını sağlayabilmenin tek yolu dengeli ve bilimin kontrolü altında beden eğitimi ve spor yapmaktır... denilerek konunun önem ve askeri hizmet niteliği üzerinde durulmuştur, (talimnamenin 2 nci maddesindeki kapsama uygun olarak 6 bölüm 5 nci maddede yüksek atlama konusu tanzim edilmiştir.
Görüldüğü üzere yasal ve yönetsel düzenlemelerin açık anlam ve içeriğine nazaran askerin askerlik görevi sırasında yapmış olduğu sportif faaliyet tamamen askeri hizmet ve faaliyet olarak değerlendirilmektedir. Davalının belirttiği gibi emir verilmeden kendiliğinden yapılan sportif faaliyeti idareden soyutlamak olanağı bulunmamaktadır.
Yukarıda özetlenen Sağlık Şurasının kararında açıkça belirtildiği gibi ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin ajanı konumundaki doktorlar ................ ile ................'un belli oranlar da ihmal ve kusurlarının bulunduğu bir vakıadır. İlk bakışta olayın idare ajanlarının belli oranlardaki kusurundan ileri geldiği görünüyor ise de; ajanın idarenin yürüttüğü hizmetin bir parçası olduğu, bunun hizmetin yapısal özelliğinden kaynaklandığı, bir başka deyişle ajanı idarenin yürüttüğü hizmetten ayırmanın mümkün olmadığı düşünüldüğünde, hastanedeki hizmetin iyi işlemediği, idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğu anlaşılmakla davacıların zararlarının davalı idarece karşılanmasının gerekeceği sonucuna varılmıştır.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacıların maddi zararlarının tespiti için resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim edilip mahkememize ibraz edilen 14,4.1904 tarihli bilirkişi raporunda davacı eşin toplam 431.942.674. TL. davacı çocuk Nuriye'nin 88.460.269. TL. davacı çocuk Halide'nin 96.801.743. TL. zararlarının mevcut olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna taraflarca süresi içerisinde itiraz edilmemiş, Mahkememizin yerleşik içtihatları ve ilmi verilere uygun bulunan bilirkişi raporu Kurulumuzca da kabul görmüş ancak maddi tazminata hükmedilirken davacıların istemleriyle bağlı kalınmış faiz istemleride olmadığından hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına faiz yürütülmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Askerlik hizmetini yaparken vefat eden ................'ın eşi ve çocukları olan davacıların olay nedeniyle duydukları ve ileride duyacakları acı ve ızdıraplarını kısmende olsa karşılamak amacıyla uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca ve davacıların istemleriyle bağlı kalınarak davacı eşi ................'a 10.000.000. TL. (On milyon TL.) davacı çocuk ................'a 15.000.000. TL. (Onbeş milyon TL.) davacı diğer çocuk ................'a 15.000.000. TL. (Onbeş milyon TL.) Maddî Tazminat VERİLMESİNE,
2. Takdiren ve davacıların istemleriyle bağlı kalınarak davacı eş ................'a 10.000.000. TL. (On milyon TL.), davacı kardeşler ................ ile ................'a ayrı ayrı 5.000.000'er TL. (Beşer milyon TL.) Manevî Tazminat VERİLMESİNE,
3. Davacılar tarafından faiz isteminde bulunulmadığından hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına faiz yürütülmesine mahal olmadığına, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy