(2709 S. K. m. 72, 114, 125) (1111 S. K. m. 1)
Davacı vekili 1.11.1998 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin askerlik görevini 50. P. A. 3. Met. P. Bl. Komutanlığı emrinde ifa etmekle iken, 9.4.1992 günü elinde patlangaç bombasının patlaması sonucu sağ elinin bileğinden koparak askerliğe elverişsiz hale geldiğini, olayı müteakip davacı aleyhine emre itaatsizlikte ısrar suçundan dava açıldığını, bu suçtan ceza aldığını, davacının başarılı bir asker olduğunu, komutanları tarafından takdir belgeleri ile ödüllendirildiğini, olayın vukuunda idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu, tatbikat mahallindeki tüm askerlerin orada bulunan ve bulunması muhtemel olan tüm silahları tanıması ve kullanabilir olmasının gerektiğini, askerleri bu şekilde eğitmek ve kendilerine öğretmenin davalı idarenin asıl görevi olduğunu, davalı idarenin bu görevini tam olarak ifa etmediğini, sadece bu malzemelere el sürülmemesi yolunda yazılı emir asmanın idareyi mesuliyetten kurtarmayacağını, idarenin kusuru olması bile Anayasanın 114 ncü maddesine göre objektif sorumluluk esasına göre zararın idarece karşılanması gerektiğini, T.C. Emekli Sandığınca aylık bağlanıp bağlanmayacağının belli olmadığını, aylık bağlanmaması halinde bakiye haklarını talep ve dava hakkını saklı tuttuklarını, davacının askerlik görevine duhulünden evvel piyasada serbest döşeme ustası olacak çalışmakta olduğunu, bu yaralanma ile büyük kazanç kaybına uğradığını, müvekkiline 400.000.000. TL. maddi, 100.000.000. TL. manevi tazminat verilmesini dava ve talep ettiği anlaşılmaktadır.
İdarenin eylemlerinden dolayı tazminle sorumlu tutulabilmesi için; bir zararın bulunması, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında nedensellik bağının bulunması yeterlidir. Nedensellik bağının kesilmiş sayılması içinde, zararın tümüyle idare tüzel kişiliğine ve hizmete yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Davacının yaralanmasına neden olan olay, Anayasanın 72 ve 1111 Sayılı Askerlik Kanununun 1 nci maddesine göre her Türk Vatandaşı için zorunlu bir yükümlülük olan askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada, eğitim ve tatbikat alanında, tatbikat amacıyla eğitim alanına getirilmiş ve idareye ait bir gereç olan tehlikeli maddenin patlaması sonucu meydana gelmiştir.
Devlet adına kamu hizmetini yürüten davalı idarenin halin icaplarına ve ihtiyaca göre hizmetin devamlı ve iyi şekilde topluma arz etmesi, hizmeti yürütürken başta hizmeti ifa edenler olmak üzere kimsenin zarara uğramaması için yeterli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin açık bir delilidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine, er ya da askeri öğrenci olarak alınan personele ilk öğretilen ve gösterilen hususlardan biride, eğitim ve tatbikat alanlarında eğitime ara verilip istirahata başlanacağı sırada, bir komuta altında tüfeklerin çatılması, mevsim itibariyle örneğin parka çıkarılacaksa, sabah sporunda ceket çıkarılacaksa bunların da bir düzen dahilinde çıkarılması, başlarına da bir nöbetçi bırakılarak gerek malzemelerin, gerekse malzemelerden dolayı personelin bir zarara uğramasının önlenmesidir. Eğer bir eğitim alanında, istirahat sırasında dahi olsa, araç ve gereçler, giyecekler, silahlar rastgele yerlere bırakılmış, başlarına nöbetçi konmamış, her isteyen bu araç gereçlerle oynayabilir halde ise, orada hizmetin iyi işlemediği, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.
Dava konusu olayda da, eğitim alanına getirilen ve tehlikeli bir patlayıcı madde olan patlangaçların, eğitime ara verildiği ve istirahatta bulunulduğu bir sırada diğer malzemelerle birlikte gereği gibi muhafaza altına alınmadığı, başkalarının zarara uğramaması için hiçbir önlemin getirilmediği, davacının patlangacı alıp oynamaya başlayabilmesi, oynamayı sürdürerek fitilini ateşleyip söndürmek istemesine rağmen müdahale edilip patlangıcı almasının ve onunla oynamasının önlenmemiş olmasından anlaşılmaktadır.
Yargı kararları ve öğretide hizmet kusurunun tespitinde, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, kullanılan silah, top, bomba gibi araç ve gereçlerin yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ettiğinin göz önünde tutulması gereği vurgulanmakta, idarenin hizmet kusurunun tespit edilmediği hallerde de, bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait olmuyor ise, doğan zararlar da onların sahibine aut olmalıdır şeklinde ifade edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak uğranılan zararın hizmettin sahibi idare tarafından karşılanma gerekeceği açıklanmaktadır.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Askeri Mahkemesinin 25.2.1993 tarihli kararı ile mermi ve mühimmatın sorumlularından başkaları tarafından kurcalanmayacağına ilişkin emirlere aykırı davrandığı gerekçesiyle davacının mahkumiyetine karar verilmiş olmasının yukarıda açıklanan gerekçelerle idari eylemle daha geniş ifadeyle hizmetle zararlı sonuç arasındaki illiyet bağını kesmediği, zararın tümüyle idare tüzel kişiliğine ve hizmete yabancı unsurlardan doğmadığı, zararın nedeninin hizmetin içinden geldiği davacının mahkumiyet kararma konu edilen eylemlerinin zararla idari eylem arasındaki illiyet bağını kesmeyen, ancak müterafik kusur sayılabilecek boyutta eylemler olduğu, ta nedenlerle Anayasanın 125/son maddesi gereğince davacının zararın davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Silahlı Kuvvetler Personeli ile ilgili tazminat davalarında, zarara uğrayanın müterafik kusuru genellikle, o kimsenin bir hizmet ya da disiplin emrine aykırı davranışı biçiminde ortaya çıkar. Zira Silahlı Kuvvetler de her şey bir emir konusudur. Her kusurlu davranış bir emre aykırı davranış biçimidir. Hal böyle olunca, bir emre aykırı hareket ettiği için müterafik kusuru kabul edilenlere tazminat verilmemesi, Silahlı Kuvvetler personelinden sadece hiç kusuru bulunmadan zarara uğrayanlara tazminat verilmesi emirlere aykırı davranışı sebebiyle en düşük derecede dahi olsa müterafik kusuru bulunan personele hiç tazminat verilememesi sonucunu doğurur ki böyle bir sonuç Anayasanın 125/son ve Hukuk Devleti ilkesi, sorumluluk hukuku ilkeleri, Borçlar Kanununa aykırı olur.
Öte yandan, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce, ilgililere vazife maluliyeti aylığı bağlanmamış olması, Anayasanın 125/son maddesi gereğince o kişilere gerek adi gerekse idari yargı organları tarafından tazminat verilmesine engel değildir. Zira Vazife Maluliyeti aylığı bağlanması için gerekli şartlarla tazminata hükmedilmesi için aranacak şartlar farklıdır. Bu itibarla bir kimseye T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce vazife maluliyeti aylığı bağlanmış olması tazminat davalarında ilgilinin leftinse ve tazminata hükmedilmesi gerektiğine ilişkin bir karine teşkil edebilir. Buna karşılık aylık bağlanmamış olması tazminat davasında o kişiye tazminat ödenmemesi gerektiği hususunda bir karine olarak kabul edilemez.
İşte bu gerekçelerle davacının zararlarının müterafik kusuru da nazara alınmak kaydıyla davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşıldığından maddi zararları araştırılmış, bu konuda tespit edilen verilere göre resen bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
3.10.1994 tarihli bilirkişi raporunda davacının maddi zararının 051,024.150. TL. olduğu açıklanmış, taraflara tebliğ edilen bu rapora taraflarca itiraz edilmemiştir.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına ve ilmi verilere uygun bulunduğu bilirkişi raporuna kurulumuzca da itibar edilmiş, maddi tazminatın takdirinde nazara alınmıştır.
Davacının olay sebebiyle duyduğu acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek için uygun miktarda manevi tazminat verilmesine hükmedilmiştir.
Davacının olayın meydana gelmesindeki etkinliği ağır müterafik kusur olarak değerlendirilmiş, bu husus maddi ve manevi tazminatın takdirinde göz önünde tutulmuştur.
Davacı vekili istenen maddi ve manevi tazminatlara olay tarihinden itibaren faize de hükmedilmesi isteminde bulunmuş, ise de, Mahkememizin yerleşik kararları gereğince maddi tazminata, zararın başlangıç tarihi olan ve bilirkişi raporunda da açıklanan 1.8.1993 tarihinden itibaren % 30 kanuni faiz yürütülmesine hükmedilmiştir.
Manevi tazminatın takdirinde paranın alım gücü de nazara alındığından Mahkememizin yerleşik içtihatları gereği, manevi tazminata faiz yürütülmesine gerek görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıya bilirkişi raporu uyarınca ve ağır müterafik kusuru nazara alınarak takdiren 200.000.000. TL. (İkiyüzmilyon TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİNİN REDDİNE,
2. Davacıya takdiren ve ağır müterafik kusuru nazara alınarak 15.000.000. TL. (Onbeşmilyon TL.) manevi tazminat verilmesine, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİNİN REDDİNE,
3. Hükmedilen maddi tazminata 1.8.1993 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar % 30 (YÜZDEOTUZ) Kanuni faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4. Hükmedilen manevi tazminata faiz yürütülmesine, gerek bulunmadığına, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy