(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekilinin 4.12.1992 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde, davacının oğlu P. Çvş. .............'nin önce P. Astsb. Ed. Çvş. ............. daha sonra da P. Yb. ............. tarafından dövülmesi ve ağıza alınmayacak ağır hakaret ve küfürleri neticesinde bu durumu gururuna yediremeyerek kendisini silahla vurarak intihar ettiğini, müteveffanın üstlerinin bakım ve gözetimi altında olduğunu, devletin davacının oğlunu sağ olarak teslim etmeyi başaramadığını, olayın idarenin kusuru nedeniyle meydana geldiğini ve idarenin sorumlu olduğunu fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere şimdilik 50.000.000 TL. maddi 350.000.000 TL. manevi tazminatın hüküm altına alınması istemi ile işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Ölüm olayının 23.7.1901 tarihinde meydana geldiği, davacı vekilinin bir yıllık süre içinde 16.4.1992 tarihinde idareye maddi ve manevi tazminat istemi ile müracaatta bulunduğu idarenin cevap vermemesi üzerine süresinde 17.8.1992 tarihinde Mahkememizde dava açtığı, bu dava dilekçesi üzerine Mahkememizce 7.10.1992 tarih ve 1992/611634 Esas ve Karar sayılı kararı ile Dilekçenin Reddine karar verildiği bu kararın 6.11.1G9S tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği yine süresinde verdiği 4.12.1902 tarihli yenileme dilekçesi ile işbu davayı açtığından davalı idarenin süre itirazına itibar edilmeyerek davanın esastan incelenmesine geçilmiştir.
Olaydan sonra yapılan adli tahkikat ve yapılan yargılama sonunda 6 ncı Kor. K. lığı Askeri Mahkemesinin 16.10.1892 tarih ve 1992/739659 Esas ve Kanar sayılı gerekçeli hükmü ile celbedilen 1992/739 esas saydı dosyanın incelenmesinden, müteveffa P. Çvş. .............'nin içtimaya geç gelmesi nedeni ile 16.7.1991 günü Aststb. ............. tarafından önce iki takat vurulduğu müteveffanın geriye doğru sendelediği, sanık astsubayın tekrar müteveffanın yanına yaklaşarak iki tokat daha vurduğu, bunun üzerine .............'in sanık Astsubayın ellerim tutarak bana vuramazsın dediği, ancak sanık .............'un bu kez yumrukla vurmaya başladığı Astsubay .............'ın ayırmak istediği ancak başaramadığı, sanık astsubay İsmailin müteveffaya tekme tokat vurmaya devam ettiği, müteveffanın elleri ve kolları ile yüzünü kapatarak darbelerden korunmaya çalıştığı, sanık .............'un 510 dakika kadar vurmasına devam ettikten sonra kendiliğinden dövmeyi bıraktığı, dövme sırasında müteveffanın başını yana eğmesine kızarak boynunu bükme senin sülaleni sinkaf ederim diyerek küfür ettiği, müteveffanın bu durumu Bölük Komutanı Yb. .............'ya şikayet ettiğini, ancak Bölük Komutanınca şikayeti dikkate alınmayarak iyi etmiş, sana az bile vurmuş deyip, siktir ol git diyerek kovduğu ve şikayeti konusunda herhangi bir işlem yapmadığı, ertesi günü yani 17.7.1991 tarihinde müteveffanın P. Er ............. ile birlikte takım deposunu saymasını için aynı bölükte görevli Astsubay ............. tarafından görevlendirildiği, müteveffa ile görevli erin depoda çalıştıkları sırada sanık Yzb. .............'nın depoya geldiği ve P. Çvş. .............'yi görünce burada ne arıyorsunuz it herifler diyerek elindeki ajanda ile müteveffanın başına iki üç kez vurduğu ve palaskasından tutup çektikten sonra siktir olun eğitim alanına gidin dediği, müteveffanın P. Er ............. ile eğitim alanına geldiği kendilerini görevlendiren Astsubay .............'a tekmil vererek Bölük Komutanının kızdığını söylediği, bir müddet sonra istirahat verilince müteveffanın elbisesinin düğmesini dikmek için Asteğmenden izin alarak koğuşa gittiği koğuşa giderken ağlamaklı olduğu, nöbetçi ............. tarafından sorulması üzerine Bölük Komutanının dövdüğünü düğmelerinin koptuğunu onları diktireceğini söylediği, koğuşun etrafında iki üç kez dolaştıktan sonra koğuşa girdiği, koğuşta kendisine ait G3 piyade tüfeğini tam dolduruş yapıp karnına dayayarak ateş ettiği ve karnından ağır yaralandığı, kaldırıldığı hastanede 23.7.1991 tarihinde ateşli silah yaralanmasından öldüğü kabul edilerek her iki sanığında cezalandırıldığı anlaşılmıştır.
Olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı idare savunmasında ölüm olayının müessir fiilin doğrudan sonucu olmayıp müteveffanın kendi fiili sonucu meydana geldiğini, P. Astsb. Kd. Çvş. ............. ile P. Yzb. .............'nın davranışları ile .............'nin ölümü arasında illiyet bağının varlığı kabul edilse bile kişisel kusur ve suç teşkil eden eylemleri nedeniyle meydana gelen zarardan idarenin sorumlu tutulamayacağını ileri sunmuştur.
Devlet adına kamu hizmetini yürüten davalı idarenin halin icaplarına ve ihtiyaca göre hizmeti devamlı ve iyi şekilde topluma arz etmesi ve hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramamasını sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin açık bir delilidir. Olay günü müteveffa .............içtimaya geç gelmesi nedeniyle Astsubay ............. tarafından çok ağır şekilde ve uzun zaman tekme tokat ve yumrukla dövülmesi, ağır hakaretlere uğraması üzerine durumu bölük komutanına şikayet ettiğinde bölük komutanınca hiç bir işlem yapılmadığı gibi hakaret edilerek kovulması, ertesi günü aynı bölükte görevli Astsubay ............. tarafından bölük deposunun düzeltilmesi için müteveffanın bir erle depoda görevlendirilmesine rağmen depoya gelen Bölük Komutanı Yzb. ............. tarafından hakaret edilerek tekrar dövülmesi eylemleri üzerine ve arka arkaya gelen bu onur kırıcı davranışlara dayanamayarak meydana geldiği, sanık Astsubay ............. ile sanık Yzb. .............'nun bu eylemleri ilk bakışta olayın idare ajanı olan sanıkların kusurundan ileri geldiği görünüyor ise de, ajanların idarenin yürüttüğü hizmetin bir parçası olduğu, bunun hizmetin yapısal özelliğinden kaynaklandığı bir başka deyişle ajanları idarenin yürüttüğü hizmetten ayırmanın mümkün olmadığı, düşünüldüğünde, birlikteki hizmetin iyi işlemediği, ajanların yeterince eğitilmediği ve yeterince denetlenmediği, dolayısıyla idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğu anlaşılmakla davacının zararlarının davalı idarece karşılanması gerekeceği sonucuna varılmıştır.
Davacı babanın maddi zararının tespiti için resen seçilen bilirkişinin tanzim ettiği 14.2.1994 tarihli bilirkişi raporunun tetkikinden davacının 28.910.000 TL. maddi zararının bulunduğunun bildirildiği anlaşılmıştır. Taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporu Mahkememizin içtihatlarına, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda tatbikat yapılmıştır.
Davacının olay sebebiyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde faiz talebinde bulunmadığından hükmedilen tazminat miktarlarına faiz yürütülmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar nedeniyle DAVANIN KISMEN KABULÜ ile;
1. Bilirkişi raporu uyarınca davacı baba .............'ye 28.9.10.000 TL. (Yirmisdkizmilyondokuzyüaonlbin TL.) MADDÎ TAZMİNAT VERİLMESİNE, FAZLAYA AİT İSTEMİNİN REDDİNE,
2. Takdiren davacı baba .............ye 30.000.000 TL. (Otuzmilyon TL.) MANEVÎ TAZMİNAT VERİLMESİNE, FAZLAYA AİT İSTEMİNİN REDDİNE,
3. Dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmadığından hükmedilen tazminat miktarlarına faiz yürütülmesine YER OLMADIĞINA, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy