(1602 S. K. m. 52) (211 S. K. m. 43)
Davacı vekili 26.5.1993 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve davalı idarenin savunmasına verdiği cevap layihasında özetle; davacının 1962 yılında J. Tğm. olarak Silahlı Kuvvetlere katılıp 1976 yılında Kara Harp Akademisini bitirdiğini, Ağustos 1990 tarihinde kesinlikle hak etmiş iken, generalliğe yükseltilmemesinin üzüntüsüyle Mart 1991 tarihinde kendi isteğiyle emekli olduğunu, emekliliğine kadar Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı dahil birçok önemli görevlerde bulunduğunu, inancı bütün ve bunun çağdaş gereği olarak laik, yurtsever bir aydın olduğunu, hal böyle iken davalı idarece, davacının irticai faaliyetler içinde bulunduğundan Silahlı Kuvvetlerin birlik ve karargahlarına girmesinin yasaklandığını, bunun bir emir halinde küçük birimlere kadar yayınlandığını davacının bu emrin geri alınması için Genelkurmay Başkanlığına ve Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvurulara cevap verilmediğini ne ile itham edildiğini içinde bulunduğu irticai faaliyetin ne olduğunu bilmediğini, inançlı bir insan olmanın irticai faaliyette bulunmak olarak nitelendirmesinin çirkin ve tehlikeli bir itham olduğunu, Devletin ve Milletin bölünmezliğine karşı ağır suçlar işleyip yargılanarak mahkum olan bazı kimselerin nizamiyeye bir kimlik bırakmak suretiyle askeri birlik ve kurumlara rahatça girebilmesine karşın istihbarat başkanlığı yapmış davacının tüm nizamiyelerden içeri alınmamasının hiçbir mantıklı izahı olamayacağını, davacının Silahlı Kuvvetlerin kademeleriyle temas kurma çalışmaları içinde bulunmaması sebebiyle yürütmenin durdurulması isteminde bulunmadıklarını, davalı idarenin savunmasına verdiği cevap layihasında da, davacı hakkındaki yasaklama işlemine dayanak alınan belgeler ve işlemlerden haberdar olmadıkları için bu işlemlerin de iptalini istediklerini, davalı idarece gizli olarak mahkemeye gönderildiği belirtilen belgelerin mevcudiyeti de yasaklama işleminin öncesi ve sonrasındaki işlemlerin yok edilmesine ilişkin taleplerinin haklılığını göstermekte olduğunu, davalı idarenin savunma layihasında davacının şahsına yönelik hiçbir isnatta bulunamadığını, zira böyle bir isnadı mucip olacak hiçbir davranışının bulunmadığını, davacı teokratik devlet yanlısı gibi gösterilmek isteniyorsa o zaman davalı idarenin kendisiyle çeliştiğini, çünkü davacının en önemli kurum ve kurullarda uzun yıllar sık sık ödüllendirilerek çalıştırıldığını, savunma haklarının sağlanması için isnatların tek tek kesin surette çürütülebilmesi için kendilerine tebliğinin gerektiğini iddia ederek işbu davayı açmıştır. Davalı idare tarafından ayrı bir yazı etkinde gönderilen belgelerin gizli olması, 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 52 nci maddesinin görevli daire veya kurul veya savcılar tarafından getirilen veya idarece gönderilen gizli her türlü belge ve dosyalarla reddi hakim istemi üzerine reddedilen hakim tarafından bu hususta verilen cevap, taraflı ve vekillerine incelettirilemez şeklindeki açık ve amir hükmü karşısında, davacı vekilinin davalı idarece gönderilen gizli belgelerin kendilerine tebliğ edilmesine ilişkin istemi yerinde görülmemiş, gizli belgelerin davacı ve vekil tarafından incelenmesine izin verilmemiştir.
Anayasa ne nitelikleri belirlenmiş olan Türkiye Cumhuriyetini ve yurdumuzu korumak ve kollamakla görevlendirilmiş bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerini bu işlevlerini yerine getirebilmesi için, bu işlevlerin gerektirdiği önlemleri almak zorunda kalacağı kuşkusuzdur. Silahlı Kuvvetlerin bu görevlerinden kaynaklanan niteliklerini nazara alan Kanun Koyucu da 211 Sayılı İç Hizmet Kanununun 43 ncü maddesinde Türk Silahlı Kuvvetleri Her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir hükmünü getirmiştir. Silahlı Kuvvetlerin ülke güvenliğini sağlayabilmesi için öncelikle kendi güvenliğini pekiştirmesi ve bununla ilgili tedbirleri almasının gereği açıktır, işte bu güvenlik önlemleri cümlesinden olarak Türk Silahlı Kuvvetleri, Bakanlar Kurulunun sabotajlara karşı korunma ve sabotajları önleme kararnamesi ile Başbakanlık Koruyucu Güvenlik genel esasları Türk Silahlı Kuvvetlerinde uygulama şekillerini açıklamak, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, tek erden en üst düzeye kadar bütün kademelerde uygulanacak istihbarata karşı koyma ve koruyucu güvenlik faaliyetlerinin süratli, etkili, yetkili ve Standart bir hale getirilmek, Silahlı Kuvvetlerde istihbarata karşı koyma ve koruyucu güvenlik konularında üst, ast ve diğer Askeri kurumlarla işbirliği esasları ile her türlü yıkıcı ve bölücü faaliyet ve bu faaliyete katılan askeri kişilerin kontrolleri ile ilgili esasları belirlemek amacıyla istihbarata karşı koyma, koruyucu güvenlik ve işbirliği yönergesini hazırlayarak yürürlüğe koymuştur. Anılan yönerge uyarınca, Türk Silahlı Kuvvetlerine öğrenci, subay, astsubay, sivil memur, sözleşmeli personel, işçi gibi değişik statülerde alınacak personel ile askeri kurumu ve kuruluşları ziyaret, iş takibi yada başka amaçlarla girmek isteyenlerin askeri birlik ve kurumlara girişi ve çıkışlarında, orada kaldıkları süreç içinde alınacak önlemler, ilgililerin uyacakları kurallar emir ve talimatlar şeklinde belirlenip en küçük birimlere kadar ulaştırılmaktadır.
İdare tarafından alınacak güvenlik önlemleri ile ilgili olarak belirlenen ve en küçük birliklere kadar gönderilen bu emir ve talimatlar idarenin iç işleyişi ile ilgili işlemlerdir. Bu nitelikleri itibariyle başlı başına bir iptal davasına konu edilmesi mümkün olmayan düzenlemelerdir.
Davalı idarece, savunma layihasından ayrı bir yazı ekinde gönderilen gizli belgelerin tetkikinden davacı vekilinin iptalini istediği işlemin, sadece davacı ile ilgili olmadığı, Orduevleri ve askeri hastaneler hariç olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri birlik, karargah ve tesislerine bazı kişilerin alınmaması konusunda yayınlanmış bir emir olduğu, idarenin iç işleyişine ilişkin bulunduğu, bu niteliği itibariyle yalnız başına bir iptal davasına konu edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, inceleme kabiliyeti bulunmayan DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy