(2709 S. K. m. 157) (1086 S. K. m. 237) (1602 S. K. m. 43, 63) (2577 S. K. m. 13) (DİBK. 08.03.1979 T. 1971/1 E. 1979/1 K.)
Davacı vekili 10.6.1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde, özetle; müvekkilinin askerlik görevini yaptığı sırada, arkadaşının ihmali sonucu et kıyma makinesinin şart eline basmasıyla sol el 2 ve 3. parmağının tamamen koptuğunu, 4 ve 5 nci parmakların çalışma gücünü yarı yarıya kaybettiğini, olayda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacının zararlarının idarece hizmet kusuru ilkesi gereğince giderilmesi gerektiğini, zararın gerek güncel ve kesin oluşunun GATAnın 8.11.1993 gün ve 13849 sayılı raporu olduğunu, genç yaşta sakat kalan ve vücudundaki değişikliği ömrü boyunca hissedecek olan evlenme şansı % 20 azalan davacının duyduğu ve ileride duyacağı elem ve acıyı kısmen de olsa karşılamak üzere 100.000.000 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını dava ve talep ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkememizin kayıtlarının tetkikinden, davacının aynı vekili vasıtasıyla 21 Ocak 1994 tarihinde davacının askerlik hizmetini 1/118 jandarma Sınır Tb. K. lığı emrinde yerine getirdiği sırada et kıyma makinesinin şart eline, arkadaşının basması sonucu parmaklarından yaralandığını iddia ederek içişleri Bakanlığı aleyhine 75.000.000 TL. maddi ve 75.000.000 TL. manevi tazminat davası açtığı, Dairemizce yapılan yargılamada, davacının jandarma eri zannedilerek davanın içişleri Bakanlığı aleyhine görüldüğü, yargılama sonunda dairemizin 4.5.1994 gün 1994/ 950 Esas, 1994/1148 sayılı kararı ile davanın süre yönünden reddine; hükmedildiği, red kararının 11.7.1994 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, karara karşı düzeltme isteminde de bulunulmadığı anlaşılmıştır.
Davacı vekili, Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açtığı bu davada da, aynı olaydan dolayı 100.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini istemektedir. Başsavcılık düşüncesinde, davanın kesin hüküm sebebiyle reddine hükmedilmesi istendiğinden, ortada bu davanın görülmesine engel teşkil edecek bir kesin hükmün bulunup bulunmadığının yarar görülmüştür. Bilindiği gibi Anayasanın 157 ncı maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece Mahkemesi olduğu, bu mahkemenin 1602 sayılı Kanunun 63 ncü maddesinde de Daireler Kurulu kararlarının kesin olup hükmün bütün hukuki sonuçlarını doğuracağı hükme bağlanmıştır.
Ancak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 nci maddesinin ikinci fıkrası Kaziei Muhkeme mevcuttur denilebilmesi için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır hükmünü amirdir.
Bu hükme göre kesin hükmün mevcudiyetinin kabulü için;
a - Davanın konusunun,
b - Davanın sebebinin,
c - Davanın taraflarının aynı olması şartlarının bir arada gerçekleşmesi lazımdır. Bu şartlardan biri gerçekleşmemişse kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Dava dilekçesi incelendiğinde, bu davanın konusu olan manevi tazminat isteminin daha önceki dava dilekçesinde de yer aldığı görülmektedir. İstenen miktarlar farklı ise de, bu durum dava konusunun aynı olmadığı anlamına gelmez. Bu itibarla her iki davanın da konusunun aynı olduğunu kabul etmek gerekir.
Her iki davada da dayanılan sebep aynıdır. Bu bakımdan, davanın sebebinin aynı olması şartı da gerçekleşmiştir.
Davanın tarafları aynı mıdır? İlk dava İçişleri Bakanlığı aleyhine, ikinci dava, da Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açıldığına, bakanlıkların tüzel kişilikleri bulunmadığına göre her iki davanın da Devlet tüzel kişiliği aleyhine görülüp karara bağlandığı, bu nedenle taraflarının aynı olması şartının da gerçekleştiği akla gelebilir.
Ancak, doktrinde ve yargı kararlarında kamu tüzel kişilerinin, İdare Mahkemelerinde taraf olabilmeleri için mutlaka tüzel kişilik şeklinde örgütlenmiş olmaları gerekmemektedir. (İçtihatlı Notlu İdare Yargılama Usulü Kazım Yenice Yüksel Esin 1983 Sayfa 476).
Nitekim Danıştay da, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde, İdare Mahkemelerindeki uygulamanın bu doğrultma olduğu bilinmektedir. Hem İçişleri hem de Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılan iki davada, iki bakanlığında davalı olarak kabul edilmesi bu uygulamayı göstermektedir.
Öte yandan yürürlükteki bazı kanunlarla, tüzel kişiliği olmayan bazı idari birimlere belirli konularda dava açabilme, gerektiğinde, davalı olabilme yetkisinin tanındığı görülmektedir. Bunun tipik örneğini bakanlıklar oluşturmaktadır. Bizim Anayasa sistemimize göre, bakanlıklar, Devlet tüzel kişiliğini oluşturan asli ve bağımsız unsurlardır. Bu nitelikleriyle görev alanlarına giren konularda Devleti temsil yetkisine, devlet temel kişiliği adına davacı ve davalı olabilme yeteneğine sahiptirler. Aynı durum valilikler içinde söz konusudur.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 8.3.1979 gün ve E: 71-1 K: 79/1 sayılı kararında da, başta Bakanlıklar olmak üzere tüzel kişilikleri olmayan, ancak kendilerine yasalarla ve diğer düzenlemelerle yetki ve görevler tanınan pek çok kamu İdare ve merciine, davacı ve davalı olabilme yetkisi tanınmasının gerektiği, zira kamu hizmetleri alanında görevler üstlenen ve kendisine verilmiş yetkileri kullanan bir İdarenin, işlemleri, tutumu ve kararıyla toplumun sosyal ve ekonomik yaşamına etkili olduğu, eylem ve işlemlerinden doğabilecek hukuksal anlaşmazlıkların çözümü için yargı yerleri dahil her türlü yasal girişimde bulunması, gerekirse davacı veya davalı olmasının bu idari faaliyetlerinin kaçınılmaz sonucu olduğu açıklanmıştır.
Bakanlıklar, Devletin tüzel kişiliğini temsilin taraf olabildiklerine göre, bir tek bakanlık aleyhine açılan davada verilen kararın diğer bakanlıklar içinde kesin hüküm oluşturabileceğinin kabulü halinde, idari işlemi tesis eden bakanlık aleyhine değil de işlemle hiç ilgisi bulunmayan bakanlık aleyhine açılan davalarda da kesin hükmün oluştuğu sonucuna varılır ki, böyle bir kabul tarzı idari işlemlerin işlemi tesis eden ve davada taraf olabilme ehliyetine sahip mercilere karşı açılması gerektiğine ilişkin İdare hukukunun ana kuralına ters düşer. Örneğin Milli Savunma Bakanlığının tesis ettiği bir öğretmen subayla ilgili atama işlemine karşı Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine, içişleri Bakanlığının tesis ettiği jandarma subayının atama istemiyle ilgili olarak Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılacak davalarda verilen kararların Milli Savunma ve içişleri Bakanlıkları aleyhine kesin hüküm oluşturur.
Bir Bakanlık hakkında açılan iptal davası sonucu verilen kararın diğer bakanlık aleyhine açılacak davada kesin hüküm teşkil etmeyeceği, ancak idari bir eylemden dolayı açılan tam yargı davası Devlet aleyhine açılmış sayılacağından tam yargı davalarında bir bakanlık aleyhine açılıp verilen kararların aynı eylemden dolayı başka bakanlık aleyhine açılan davalarda kesin hüküm oluşturacağına ilişkin bir sonuca varmak da hukuki olamaz: Böyle bir sonuç 1602 sayılı Kanunun 43 ve 2577 sayılı Kanunun 13 ncü maddelerinde ön görülen idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri, bu konudaki işlemi tebliğden itibaren veya altmış gün içinde cevap verilmemesi halinde bu sürenin bitiminden itibaren dava açmaları gerektiğine ilişkin yasa kuralına da aykırı olur.
Bu nedenlerle bu davadaki tarafların davacı vekili tarafından daha önce içişleri Bakanlığı aleyhine açılıp karara bağlanan davanın tarafları ile aynı olmadığı, ortada bir kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceği sonucuna varılarak başsavcılık görüşüne iştirak edilmemiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy