(2709 S. K. m. 125, 157) (1602 S. K. m. 20, 21) (2803 S. K. m. 7)
Davacı vekili 30.6.1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 24.12.1991 günü Ankara Batı kentteki bir hırsızlık operasyonu sırasında sağ kolundan uvuz zaafı oluşacak biçimde yaralandığını, olay nedeni ile Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davaya müvekkilinin mi dahil olarak katıldığını, bu davanın 14.12.1993 günü karara bağlandığını, bu dava dosyasındaki 8.10.1993 günlü bilirkişi raporundan, davacının sanıkların av tüfeği ile değil sadece Jandarma Genel K. lığında bulunan ve bizatihi Jandarmanın kendi silahı ürünü kurşun ile yaralandığının tespiti üzerine davalı bakanlığa karşı 15.11.1993 tarihli dilekçe ile şahsi haklarını saklı tuttuklarını bildiklerini, 7.3.1994 tarihli dilekçe ile davalı İdareye başvurarak maddi ve manevi tazminat isteminde bulunduklarını, yasal süresi içerisinde cevap verilmediğini, bu itibarla Davacıya toplam 200.000.000 TL. maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesini dava ve talep ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevleri, üyelerinin seçimi ve özlük hakları, kuruluşu, işleyişi ile yargılama usullerine ilişkin 157 ci maddesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimi yapan ilk ve son derece mahkemesidir. Ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz hükmü bulunmaktadır.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevlerini belirleyen, 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 2508 Sayılı Kanunla değişik 20 nci maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti Adına askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı devleti milli ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda, ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır aynı kanunun idari davalar ile yargı yetkisinin sınırı başlığı, taşıyan 21 nci maddesinde de, 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlemi ve eylemden dolayı açılacak iptal ve tam yargı davalarının doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde incelenip karara bağlanacağı hükmü yer almaktadır.
Anayasanın ve 1602 Sayılı Kanunun bu hükümleri karşısında bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için;
1. İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması yahut uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş olması,
2. Dava konusu idari işlem ve eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekir.
Davacının asker kişi olduğunda bir kuşku bulunmamaktadır. Bu bakımdan yaralandığı sırada ifa ettiği hizmetin askeri hizmete ilişkin olup olmadığı önem arz etmektedir. Bu hizmet askeri hizmete ilişkin ise davaya Mahkememizde devam edilecek, değilse davanın çözümü İdare mahkemelerinde olacaktır. Burada, sorun davacının uzman jandarma çavuş olması, jandarmaların ifa ettikleri hizmetin tamamının askeri hizmet olmayıp askeri hizmetlerinin yanında mülki ve adli görevlerinin de bulunmasından kaynaklanmaktadır.
2803 Sayılı Jandarma Teşkilat ve Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunda, jandarmanın görevi mülki adli ve askeri görevler olarak belirlenmiştir.
Adli görevleri, işlenen suçlara ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek mülki görevleri, emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak, kollamak, kaçakçılığın men, takip ve soruşturmak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmasını yapmaktır. Askeri görevleri ise, eğitim, öğretim, askeri kanun ve nizamlarda öngörülen görevler ve Genelkurmay Başkanlığınca verilerek görevlerden ibarettir.
Olay sırasında davacının eğitim ve öğretim ile ilgili bir görev ifa etmediği, ifa ettiği görevin askeri kanun ve nizamlarda öngörülen veya Genelkurmay Başkanlığınca verilen bir görev olmadığı açıktır.
Davacının olay sırasındaki hırsızlık olayının önlemek İle ilgili görevi, şehir merkezlerinde polisler ve bekçiler tarafından yerine getirilen genel emniyet ve asayişle ilgili bir görevdir. 2803 Sayılı Kanunda, jandarmanın emniyet ve asayiş ile kamu düzenini koruma görevlerinin mülki görevlerinden olduğu açıkça ifade edilmiştir.
2803 Sayılı Kanunun, jandarmanın görevlerini, mülki ve idari, adli, askeri olmak üzere gruplaştıran, bu görevlerin neler olduğunu belirleyen açık hükümleri karşısında, askeri amirlerin emir ve komutası altında yapılmış olması, askeri araç, silah vs. nin kullanılmış bulunması sebebiyle hizmetin askeri hizmet olarak nitelendirilmesi de mümkün değildir. Zira jandarmanın tüm hizmetlerinde askeri aracı ve silahlar kullanmakta, bütün hizmetler emir komuta zinciri içinde ifa edilmektedir. Açıklanan nedenlerle, zararın bir askeri hizmetin ifası sırasında meydana gelmediği bu bakımdan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenebilmesi için gerekli şartların bir arada gerçekleşmediği, davanın İdare mahkemelerinin görevine girdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla DAVANIN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy