(2709 S. K. m. 125) (2330 S. K. m. 6)
Davacılar vekili 19 Nisan 1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; ..................'ın eşi, .................., .................. ve ..................' nın babaları Bnb. ..................'in uzun yıllar TSK. ne, büyük bir özveri ve onur ile hizmet ettikten sonra 1993 yılında kendi isteği ile emekli olduğunu, yaklaşık on yıl süre ile Güneydoğu Bölgesinde ülke güvenliği ile ilgili yaşamsal görevlerde bulunduğunu, üstün başarı gösterdiğini ve takdir topladığını, Sayın ..................'in etkili ve özel yaşamını yok sayarak özveri ile yürüttüğü bu çalışmalarının, ülke bütünlüğüne yönelik faaliyet yürüten iç ve dış güçlerin yoğun tepkisine maruz kaldığını, bu güçlerin ölüm listelerinde yer alan ..................'in emeklilik sonrası görümde de yoğun tehditleri altında kaldığım, neticede Ekim 1993 sonlarında kaybolup 4.11.1803 günü Elmadağ yakınlarında elleri bağlı ve kafasından kurşunlanmış halde cesedinin bulunduğunu, ..................'in yapmış olduğu görevleri nedeniyle öldürüldüğünü, idarenin yoğun tehdit altında bulunduğunu bilmesine rağmen hiçbir koruma ve güvenlik önlemi almadığını ve ağır hizmet kusuru halinde bulunduğu, müvekkillerinin eş ve babalarının haince öldürülmesinden dolayı maddi ve manevi zarara uğradıklarını açıklayarak her bir müvekkil için ayrı ayrı 250.000.000'ar TL. manevi, .................. için 650.000.000 TL,., .................. için 100.000.000 TL., .................. için 200.000.000 TL., .................. için 50.000.000 TL. destekten yoksun kalma tazminatının ölüm tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz ile birlikte kendilerine ödenmesine karar verilmesi istemi ile işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacıların yakınının evvelce iç güvenlik ve asayişin korunmasına ilişkin görev ifa ettiği ve bu görevin sona ermesinden sonra, ifa ettiği bu görevi nedeniyle öldürüldüğü konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamakla birlikte, olayın taraflara göre üçüncü kişi durumunda bulunan teröristlerin eyleminden meydana, gelmiş olması nedeniyle idarenin bu eylemden sorumlu tutulup tutulmayacağı, tutulacaksa sorumluluğun türü üzerinde durulmasında gerek görülmüştür.
Bilindiği gibi son yıllarda Güneydoğu ve Doğu Anadoluda yoğunlaşan terör eylemleri sebebiyle Anayasanın 120 nci maddesine göre bazı illeri kapsayan olağanüstü hal ilan edilmiş, bu olağanüstü hal uygulaması sırasında çok sayıda güvenlik görevlileri ve askeri kişi şehit olmuştur.
Anayasanın 125 nci maddesinde İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür şeklindeki hüküm, son yıllarda gerek Mahkememiz gerekse diğer yargı organları tarafından geniş yorumlanmakta, idarenin Anayasa ve yasalardan aldığı yetkilerle ve kamusal yöntemlerle yaptığı hizmetlerden, bu hizmetlerin kurulması ve işletilmesinden doğan bireysel nitelikli zararlarla idare ajanlarının verdiği zararlar, hatta üçüncü kişilerin bu hizmetle ilgili eylemlerinin doğurduğu zararların idarece giderilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu suretle idarenin sorumluluğu kusurlu davranış nedenini aşarak kusursuz sorumluluk hallerini de kapsayan bir genişlik kazanırken diğer yandan zarar verici eylemi yapanla idare arasında bir ilişkinin bulunmadığı bazı hallerde dahi idarenin eylemlerinden dolayı sorumluluğu, mücbir sebep ve idarece alınacak tedbirlerle giderilmesi mümkün olmayan umulmadık haller dışında kabul edilmektedir.
Devletin terör hareketlerine karşı giriştiği faaliyet savaş hali sayılmadığı ve dolayısıyla mücbir sebep olarak nitelendirilmediğinden, bu faaliyetler sırasında teröristlerin eylemlerinden zarara uğrayanların bu zararı, tüm ülkede değil ülkenin bir kısmında terör örgütleri tarafından yaratılan bir zarar olduğundan, savaş halinde olduğu gibi tüm toplumun katlanmak durumunda olduğu bir kamu külfeti olarak değerlendirilmemiş, özel ve olağandışı nitelik taşıyan kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereğince idarece tazmini gereken bir zarar olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle davacıların zararının davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre; müteveffaya Emekli Sandığınca ödenmekte olan aylıkla, ölüm olayından sonra dul ve yetimlerine ödenmekte olan vazife malûllüğü aylıkları arasındaki fark olay nedeniyle sağlanan yarar kabul edildiğinden bu husus araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 15.11.1994 gün ve 50.206.024 Sayılı yazısında Emeklilik sicil dosyasının tetkikinde Genel Müdürlüğümüzün 20.4.1993 tarih ve 37976 Sayılı işlemi ile adı geçenin toplam 28 yıl 9 ay 11 gün hizmetine karşılık 14o.401.000 TL. emekli ikramiyesi ödendiği, 15.4.1993 tarihinden itibaren 4.094.000 TL. aylık bağlandığı, bilahare bağlanan aylığın 1.7.1993 tarihinde 4.618.000 TL. ye, 15.7.1993 tarihinde 4.768.000 TL. ye 1,10.1993 tarihinde 5.368.000 TL. ye yükseltildiği, adı geçenin aylık almakta iken 4.11.1993 tarihinde öldürülmesi nedeniyle Genel Müdürlüğümüzün 13.1.1994 tarih ve 3228 Sayılı işlemi ile 30 hizmet yılı üzerinden aylıklarının tadil edilerek 1. derece Türk Silahlı Kuvvetleri Vazife malûllüğü aylığına dönüştürülerek, ilgilinin eşine, 1.12.1993 tarihinde 3.646.000 TL. 1.1.1994 tarihinde 4.258.000 TL. kızları Müzeyyen, Hürmüz ve ..................'in her birine 1.12.1993 tarihinde 1,823.000'er TL. 1.1.1994 tarihinde 2.129.000'er TL. Türk Silahlı Kuvvetleri Vazife Malûllüğü aylığı bağlandığı, bilahare eşinin aylığı, 1.4.1994 tarihinde 5.303.000 TL. ye kızlarının aylıkları ise 1.4.1994 tarihinde 2.394.000'er TL. ye 1.7.1994 tarihinde 2.485.000'er TL. ye 1.10.1934 tarihinde 2.652.000'ar TL. ye yükseltilmiş ölüp, adı geçenin emekli iken ölmesi nedeniyle eşine 5.203.000 TL. ölüm yardımı ödendiği bildirilmiştir.
Diğer taraftan davacı eş ve çocuklara 2330 Sayılı Nakdi Tazminat Ödenmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun Hükümlerine göre 24.2.1994 tarihinde 211,350.000 TL. nakdi tazminat ödendiği, ayrıca 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21/b maddesine göre 1.1.1994 tarihinden itibaren aylık 6.500.000 TL. kira bedeli ödenmekte olduğu bildirilmiştir.
2330 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde Bu kanun hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ve bağlanacak emekli aylığı uğranılan maddi ve manevi zararlar karşılığıdır... denilmektedir.
Ödenen nakdi tazminatın ne kadarının davacıların maddi zararlarının karşılığı olduğunun tespiti amacı ile re'sen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 3.4.1994 tarihli bilirkişi raporunda, davacı eş ..................'in parasal zararının 1.632.2S2.000 TL. fazlasıyla karşılandığı, ayrıca 74.236.687 TL. nakdi tazminat yararı sağladığı, birinci çocuk .................. parasal zararının 1.254.154.000 TL. fazlasıyla, ikinci çocuk ..................'in parasal zararının 1.290.176.000 TL. fazlasıyla üçüncü çocuk ..................'in parasal zararının 1.391.472.000 TL. fazlasıyla karşılanmış olup, her üç çocuğun ayrı ayrı 74.238.687'şer TL. nakdi tazminat yararı sağladıkları davacı eş ve her üç çocuğunda maddi tazminat hak edişlerinin bulunmadığı bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna davacılar vekili 14.4.1995 tarihli dilekçesi ile itiraz etmiş ise de; müteveffanın emekli aylıkları dışında düzenli ve daimi bir geliri daha bulunduğuna dair vekil tarafından hiçbir bilgi ileri sürülmediği gibi bir belgede ibraz edilmediği, davacılar tarafından sarfınazar edilmedikçe kira yardımının on yıl sürekli ve ödenmeye devam edilmesinin kesin olduğu, bu yardımın vekil tarafından iddia edildiği gibi evi olmayanlara yapılmakta olduğuna dair mevzuatta hiçbir hüküm bulunmadığı, keza davacılar vekili son yıllarda sıkça rastlanan ve duyulan bir çok olayda şehit ailelerine idare tarafından ev alındığı, ancak bu hususun hesaplarda dikkate alınmadığını, alımlarda örtülü ödenek kullanıldığını iddia etmiş ise de; bu iddiasının da diğer iddialarında olduğu gibi dayanağı bulunmadığı, şöyle ki Türkiye'de sadece iki şehidin ailesine idare tarafından ev alındığı, bunlardan birisi tarafından idare aleyhine tazminat istemi ile dava açılmadığı, diğer semt ailesi tarafından ilgili bakanlık aleyhine Mahkememizde dava açıldığı ve bu aileye idare tarafından alınan evin rayiç bedeli tespit ettirilerek bilirkişi raporunda bu miktar davacılara sağlanmış yarar olarak kabul edildiği ve zarar yarar hesabında nazara alındığı, müteveffanın yazdığı eserlerin basımına onun ölümünden sonra da devanı edilebileceği ve gelirlerinindi davacılara ait olacağı cihetle vekilin bu iddialarına da itibar imkanı görülmemiş ilmi verilere ve Mahkememizin yerleşik içtihatlarına uygun bulunan bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacıların eş ve babalarını kaybetmiş bulunmaları nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdırabı karnende olsa karşılayabilmek amacı ile kendilerine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiş, ancak 2330 Sayılı Kanun gereğince davacı eş ve çocuklara sağlanan nakdi tazminat yararları, emsal kararlarımızda davacı eş ve çocuklar için takdir edilen manevi tazminat miktarlarının üzerinde olduğundan, davacıların manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında;
Bilirkişi raporu uyarınca ve ödenen nakdi tazminat yararları göz önüne alınarak Davacıların Maddî Ve Manevî Tazminat İSTEMLERİNİN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy