(2709 S. K. m. 125)
Davacının vekili tarafından verilerek 1 Nisan 1904 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile duruşmada özetle; davacının çok detaylı sağlık kontrolünden geçirilerek deniz lisesi öğrenciliğine kabul edildiğini, ikinci sınıfta iken mide bulantısı, baş dönmesi, aşırı halsizlik şeklinde belirti veren bir rahatsızlığının başladığını, Deniz Lisesi Revirine başvurduğunu, soğuk algınlığı tanısıyla aspirin, emadur ve C vitamini içeren ilaçlar verildiğini, davacının şikayet ve rahatsızlığı artmasına karşın her başvurusunda yine soğuk algınlığı denilerek geri çevrildiğini, lise üçüncü sınıfta bir kere İstanbul Kasımpaşa deniz hastanesi dahiliye servisine gönderildiğini, oradan da hiçbir şeyin yok denilerek okula gönderildiğini, davacının rahatsızlığından dolayı Okul Revirine sık sık başvurmasını sürdürdüğünü, fakat kamu görevlilerince kendisine ve sağlığına gereken özenin gösterilmediğini, her defasında soğuk algınlığı tanısı konulduğunu, devam eden bu rahatsızlığın nedeninin araştırılmadığını, bu şekilde Deniz Lisesinden mezun olduğunu, Deniz Harp Okuluna girişte İstanbul Kasımpaşa Deniz Hastanesinde Sağlık Kurulu muayenesinden geçirildiğini, burada da gerekli tahlil ve tetkiklerin yapılmadığını, askeri öğrenci olur raporu verilerek Deniz Harp Okuluna kaydedildiğini, Harp Okulu intibak eğitimi sırasında önceden olagelen şikayetlerine vücudunda şişme, ödem toplanması gibi hallerinde eklendiğimi Deniz Harp Okulu Revirine başvurduğunu, burasının da soğuk algınlığı tanısıyla bu rahatsızlık için verilen ilaçları verdiğini, gemideki intibak eğitimi sırasında rahatsızlığının devam ettiğini, gemi revirine başvurduğunu, yine soğuk algınlığı denildiğini, 40 günlük intibak eğitimi sonrasında verilen 10 günlük izin sırasında davacının sivil bir doktora muayene olduğunu, doktorun aşırı ödem toplanması, yüksek tansiyon ve kalp atışlarında aşırı düzensizlik saptaması sonucu, davacının hemen Okul Revirine başvurduğunu ve bunun üzerine de İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine sevkedildiğini, kendisinde Kronik Remal Yetmezliğin saptandığını ve 21 Eylül 1990 tarihinde hemodializ programına alındığını, 20 Ekini 1990 da ANKARA GATA Askeri Hastanesine gönderildiğini, 19 Kasım 1990 günü annesinden alınan böbreğin davacıya nakledildiğini, Mart 1991'den itibaren böbrek fonksiyonlarının tekrar bozulmaya başladığını, Nisan 1991 günü İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine yatırıldığını, davalı idarenin çok ağır ihmali sonunda davacının tedavi edilemez duruma geldiğini makineye bağlı bir yaşam sürmeye mahkum edildiğini, sağlık nedeniyle öğrenimine devam edememesi nedeniyle 28 Mayıs 1993 tarihinde Deniz Harp Okulundan ilişiğinin kesildiğini, 21 yaşında sağlık yönünden destekten yoksun şekilde, iki böbrekten mahrum ve sadece anneden alınan böbrekle yaşamını devam ettirecek biçimde yapayalnız bırakıldığını, hayatta anne ve kız kardeşinden başka kimsenin bulunmadığını, babasının öldüğünü, Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay statüsüyle görev yapma hevesiyle Deniz Lise sine girdiğini, idarenin çok ağır ihmali ve kusurlu davranışları sonucu her şeyini kaybetme noktasına geldiğini, maddi ve manevi zarara uğradığını dile getirerek 650.000.000. TL. maddi, 300.000.000. TL. manevi zararının, 28 Mayıs 1993 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Giriş sınavlarını kazanması üzerine Deniz Lisesi askeri öğrenciliğine kabul edilen davacının, adı geçen okulun ikinci sınıfında iken rahatsızlandığı, müteaddit kez Okul Revirine başvurduğu ve konulan tanılara göre ilaçlarının verildiği, Deniz Harp Okulu intibak eğitimi esnasında da şikayet ve rahatsızlığının devam ettiği, intibak eğitimi sonrasında verilen 10 günlük izin esnasında muayene olduğu sivil bir doktorun kendisinde aşırı ödemi yüksek tansiyon ve kalp atışlarında düzensizlik saptaması nedeniyle Deniz Harp Okulu Revirine başvurarak İstanbul GATA Haydar paşa eğitim Hastanesine sevkedildiği, davacıda Kronik Renal Yetmezliği bulunduğu, hemodializ programına alındığı, 20 Ekim 1990'da Ankara GATA Askeri Hastanesine gönderildiği ve 19 Kasım 1990'da yapılara ameliyatla annesinden alınan bir böbreğin davacıya nakledildiği, Mart 1991'de nakledilen böbrekte sorunlar başladığı, fonksiyonlarının bozulması nedeniyle Nisan 1991'de davacının İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine yatırıldığı, tedavilerinin sürdürüldüğü, bu arada geçen iki yıllık sürede rahatsızlığı yüzünden, Deniz Harp Okulu öğrenimine devam edemediği ve Deniz Harp Okulu öğrenimine tanınan beş yıllık azami öğrenim süresinde bitiremeyeceği anlaşıldığından özel mevzuat gereği Deniz Harp Okulundan çıkarılması yolunda işlem tesis edildiği, 28 Mayıs 1993 tarihinde okulla ilişiğinin kesildiği, dava dosyası ve ara kararıyla getirtilerek incelenen Deniz Lisesi Deniz Harp Okulu vizite defteri ve Revir belgelerinin GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, GATA Askeri Hasta nesi işlemli evrakı gibi belgelerden, anlaşılmıştır.
Davacının tıbbi tetkik ve tedavide gerekli desteği görmediği, Deniz Lisesi öğrenciliğinden başlayarak devam edegelen aynı türdeki şikayetlerine duyarsız kalındığı, İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine yatırıldığı 21 Eylül 1990 tarihine dek tetkik ve tedavisinin ihmal edildiği, özenli davranılmadığı, sonuçta rahatsızlığı nedeniyle öğrenime devam edemez duruma getirildiği ve bu yüzden Deniz Harp Okulundan çıkarılma işlemi tesis edildiği, maddi ve manevi zarara uğradığı yolundaki iddiaları karşısında konumun tıb ilmi yönünden ve teknik olarak aydınlatılmaya gereksinme gösterdiği gözetilerek, Askeri Yüksek idare Mahkemesinin 22 Kasım 1995 gün ve E. 1994/1440 sayılı ara kararıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Hacettepe Üniversitesi iç Hastalıkları ile Üroloji Ana Bilim Dalına mensup üç öğretim üyesinden mensup bilirkişi kurulunca düzenlenerek, taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen 5 Şubat 1996 günlü raporda özetle; ... Tansın ÜNSAL Deniz Lisesine girişinden itibaren zaman zaman sağlık sorunları ile karşılaşmış ve her defasında kurum revirine başvurmuştur. Başvurularda sorun ele alınarak gerekli önerilerde bulunulmuştur. Nitekim dilekçede de ilginin olduğu, ancak yeterli olmadığı savı vardır. O dönemde var olan halsizlik ve bulantı halini önemli böbrek hastalığının var olan işareti saymak gerçekçe olamaz. Revire başvuruların da kan basıncının dahi ölçülmediği savı kabul görebilir nitelikte değildir. Çünkü bu girişim basit bir muayenenin temel kuralları içinde yer alır. Ancak hastanın verileri ve hastalığının özelliği dikkate alındığında erken dönemde ölçülen kan basıncının normal değerlerde olma olasılığı vardır. Böbrek hastalığının oluşması ve ilerlemesi ile kan basıncının yükselmiş olması iyi bir olasılıktır. Kendi tecrübelerimiz ve konu ile ilgili olarak dünyanın edindiği bilgiler hangi hallerde enfeksiyonun ve diğer nedenlerin böbrek hastalığı oluşturacağını önceden belirlemesinin zor olduğunu göstermektedir. Nitekim benzer nitelikteki enfeksiyon, bir kimsede önemli sorunlar oluşturmadan giderilebilirken, bir başka kimsede böbrek hastalığı vs. gibi önemli sorunlar oluşturabilmektedir. Hastanın GATA İstanbul Hastanesinden itibaren böbrek hastalığı ile oluşan sorunlarına yönelik tedavi, önlem ve öneriler günümüzün kabul edilen yöntemleri olarak görülmektedir. Yukarıda dile getirilen görüşler dikkate alındığında hastalığın salt tıbbi kusura dayalı olduğunu söylemek ve iddia etmek doğru değildir, mümkün de değildir denilmiştir.
İdare Hukuku ilkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre, idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için;
Bir zararın varlığı,
Zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması,
Zararlı sonuçla işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlardan birinin yokluğu, idarenin sorumluluğunu kaldırır. Bu nedenle, ortada bir zarar yoksa veya meydana gelen zararın idari eylem veya işlemle ilgisi bulunmuyorsa, idari faaliyet zararın gerçek nedenini, illetini teşkil etmiyorsa, arada illiyet bağı mevcut değilse idarenin tazmin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır. Ortada bir zarar mevcut olmakla birlikte, davacının rahatsızlığı olayının hizmetle bir ilgisi bulunmamaktadır. Rahatsızlığına ve zararına hizmetin içinden gelen etkenler neden olmamıştır. Sonucu yaradan neden bünyesel olup idareye yüklenebilecek bir eylemden doğmamıştır. Olayın meydana gelmesinden dolayı idareye izafe edilebilecek herhangi bir kusur da bulunmadığından zararlı sonuç ile idarenin herhangi bir eylemi arasında nedensellik bağı kurulamamıştır. Bu bakımdan idare Hukuku ilkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre, bünyesel bir rahatsızlığın sonuçlarından idarenin sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Zira bilirkişiler raporlarında hiç bir duraksamaya yer vermeyecek şekilde hatalığın oluşumunun, haliyle sonucun meydana gelmesinin tıbbi kusura dayalı olduğunun söylenemeyeceğini, iddia etmenin doğru olmadığını, hatta olanaklı dahi bulunmadığını açıkça dile getirmişlerdir. Bu koşullarda idarenin zarara yol açan bir hizmet kusurundan söz etmek olanaksızdır.
Bu nedenlerle davacının tüm iddiaları kabule değer bulunmamıştır. Bu yüzden hesap bilirkişisi incelemesi yaptırılmasına gerek duyulmadan karara gidilmiştir.
Açıklandığı üzere, yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy