(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili 5 Ekim 1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Çukurca ilçesi, Çeltik Karakolunda er olarak askerliğini yapmakta iken 18.4.1994 tarihinde havan mermisinin isabeti sonucunda yaralanarak sağ kolunun kesildiğini, sağlık kurulu raporunda %55 oranında iş göremezlik durumu olduğunun belirtildiğini, davacının kaybettiği işgücü ve sürekli olarak bir bakıcının bakımına muhtaç olması nedeniyle 1.200.000.000 TL. maddi, sakat kalması nedeniyle duyduğu acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek için 300.000.000 TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiz ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemi ile iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
20 Nisan 1994 günü Kuzey Irak Operasyonundan dönmekte olan Jandarma timlerinin Türkiye'ye giriş yapacakları sırada; Terör örgütü mensuplarınca eylem yapılacağının telsizle bildirilmesi üzerine bölgenin havanla ateş altına alınması emrine istinaden yapılan havan atışları sırasında, havan düşmesi sonucu davacının ve yanında bulunan diğer iki erin yaralandıkları, olayda davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğu için; bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve meydana gelen zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Olayımızda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu tespit edilememiş ise de; olayın görev sırasında doğmuş bulunması kamu hizmeti ile zarar doğuran olay arasında bir bağ oluşturmaktadır. Bu bağ nedeniyle de kamu hizmeti sırasında zarara uğrayan davacının zararının üzerinde bırakmayıp hizmetin sahibi idarece karşılanması kusursuz sorumluluk kuramının bir gereği olmaktadır. Esasen sözü edilen halde meydana gelen zararların davalı idarece karşılanması Anayasa'nın 125/son maddesi gereğidir.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre; T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan davacının kamu görevi olan askerlik hizmeti sırasında yaralanarak sakat kalmasını intaç eden bu olay nedeniyle T.C. Emekli Sandığı tarafından kendisine bağlanan vazife malûllüğü aylığı ve 3480 Sayılı Kanun uyarınca ödenen tütün ikramiyeleri bu olay nedenliyle sağlanan yarar kabul edildiğinden bu husus araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 27.4.1966 gün ve 73.644.047 sayılı yazısında Genel Müdür 28.3.1995 gün ve 30878 sayılı işlemi ile davacıya 1.8.1994 tarihinden itibaren 5.652.000 TL. TSK. 2 nci derece vazife malûllüğü ay lığı bağlandığı, aylıklarının memur maaş katsayılarının artışına paralel olarak artmaya devamla 15.4.1996 tarihinden itibaren aylıklarının 10.703.000 TL. ye yükseltildiği, 3480 Sayılı Kanun uyarınca 1994 yılı için (5 aylık) 4.490.000 TL. tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği bildirilmiştir.
Diğer taraftan davacıya 29.3.1996 tarihinde 624.211.000 TL. nakdi tazminat ödendiği bildirilmiştir.
2330 Sayılı Nakdi Tazminat ödenmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinde Bu Kanun Hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ve bağlanacak emekli aylığı uğranılan maddi ve manevi zararlar karşılığıdır denilmektedir.
Davacıya bağlanan aylıklar, 3480 Sayılı Kanun uyarınca ödenen tütün ikramiyeleri ve 2330 sayılı kanun uyarınca ödenen Nakdi Tazminatlarla davacının maddi zararlarının karşılanıp karşılanmadığının, karşılanmamışsa geriye ne kadar karşılanamayan maddi zararı bulunduğunun tespiti amacı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilerek, bu durum 21.12.1965 tarihinde davacı vekiline tebliğ edilmiş, bilirkişi tayin ettiklerine dair taraflardan herhangi bir talep vaki olmadığından 1602 Sayılı Kanunun 56, HUMK. nun 276. maddeleri gereğince re'sen seçilen hakkında düzenlenen GATA Sağlık kurulunun 6.5.1994 gün ve 6025 sayılı raporda belirtildiği üzere sağ kolu dirsek üstünden ampute olması dışında davacının sakatlığı bulunmadığı cihetle, davacı vekilinin müvekkilinin bakıcıya muhtaç olarak sakat kaldığı, yolundaki iddialarına katılma olanağı bulunamamış ve mevcut sakatlığı mahkememizin bu konudaki yerleşmiş içtihatlarına göre idarenin bakıcıya muhtaç olmadığı yolunda talimat verilerek, bu yönde hesap yaptırılan bilirkişi tarafından düzenlenen 19.4.1996 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 2.047.246.833 TL. ücret zararının, sağladığı 687.152.276 TL. tutarındaki nakdi tazminat yararı dikkate alınmaksızın, sadece vazife malullüğü aylığı ve tütün ikramiyesi yararları toplamı olan 3.134.904.456 TL. ile tamamıyla ve fazlasıyla karşılanmış olup maddi tazminat hakedişi bulunmadığı bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı vekilince 13.5.1995 tarihinde kayda geçen üç sayfalık dilekçe ile itiraz edilmiş ise de; Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarına göre usta-kalfa veya çırak belgesinin bulunmasının bir önemi olmayıp askere gitmeden önce bir işyerinde çalışmış (veya işyerini çalıştırmış) olup olmadığının, çalışmışsa bunun SSK. ya ödenen primler ve ödediği vergiler kanıtlatması gerektiği, rapordaki ıskonto oranının %5 olarak hesap edilmesinin keza Mahkememizin yerleşmiş içtihatları gereği ve bu konudaki Yargıtay uygulamalarının Mahkememizi bağlamayacağı, 3480 sayılı kanun gereğince vazife malûlleri veya dul ve yetimlerine yapılan ödemelerin bağış niteliğinde olduğuna dair bu kanun veya başka kanunlarda hiçbir hüküm bulunmadığı, kanunun açık hükümlerine göre yapılan bu ödemelerin devlet hazinesinden çıktığı yada satışlardan hesapta toplanan miktarın ödemelere yetmemesi halinde aradaki farkın hazinece karşılanacağının açıkça belirtildiği, davacıya aylık bağlandığına dair T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün evvelce belirtilen 27.4.1996 tarihli yazısındaki 3480 Sayılı Kanun uyarınca ödendiği bildirilen (5 aylık 4.900.000 TL.) miktara bakıldığında davacı vekillinin miktarla ilgili bu iddialarının dayanaksız olduğunun görüleceği, diğer taraftan 2330 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin açık hükmünün davacı vekilinin iddia ettiği gibi yorumlanmasının hiçbir mantığı olamayacağı, hesap bilirkişisinin yapması gereken hesabın maddi tazminat hesabı olabileceği, bu nedenle zarar hesabı yapıldıktan sonra sağlanan yararların davacının zararlarından düşülmesi gerektiği, 2330 Sayılı Kanun gereğince ödenen nakdi tazminatın maddi (zarar) tazminat miktarından düşülmemesi gerektiğine dair hüküm bulunmadığı gibi, bu kanunun 6 ncı maddesinin açık hükmünün davacı vekilinin iddialarının tamamen tersi olduğu görülmüş, keza bilirkişi tarafından 30.7.1996 tarihine kadar faiz hesabı yapılmasının raporunun hazırlandığı tarihten itibaren 3 ay sonra karar verileceği varsayımı ve hesapların buna göre yapılma sına dair Mahkememizin talimatı gereği olduğu cihette bilirkişi raporu Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre evvelce kurul tarafından bilirkişiye verilen veri ve talimatlara uygun olarak hazırlandığı, davacı vekilinin iddialarının kanuni dayanağı bulunmadığı anlaşılmış, ilmi verilere ve Mahkememizin yerleşik içtihatlarına uygun bulunan bilirkişi raporu kurulumuzca da kabul edilerek rapor doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Diğer taraftan açıklanan nedenlerden dolayı davacı vekilinin 2330 Sayılı Kanunun Anayasaya aykırılığı iddiaları ciddi görülmemiştir. Zira bilirkişinin zarar hesabı doğaldır ki maddi zararla ilgilidir. Bağlanan aylık ve 3480 sayılı kanun gereği ödenen tütün ikramiyeleri ile zarar karşılanmamışsa, 2330 Sayılı Kanun gereği ödenen nakdi tazminatın önce maddi zararların karşılanması, arta kalan miktar olduğunda bununda manevi zarar karşılığı olarak kaldığı (veya arta kalan miktarın manevi zarar yönünden gözönünde bulundurulmasının) nın kabulünün Anayasa ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacının yaralanarak GATA'nın 6.5.1994 gün ve 6025 sayılı raporunda belirtildiği üzere sol kolu dirsek üstünden ampute olması nedeniyle gerek yaralandığı sırada duyduğu ve gerekse bu şekilde sakat kalması nedeniyle ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek için kendisine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiş, ancak maddi zararları karşılandıktan sonra, 2330 sayılı kanunun 6 ncı maddesinin açık hükmü gereği, manevi zararlarına karşılık kaldığı kabul edilen 687.152.274 TL. nakdi tazminat yararı benzer olaylarda davacılar için takdir okunan manevi tazminat miktarının çok üstünde olduğundan davacının manevi tazminat isteminin reddi yönüne gidilmiştir.
Diğer yandan, yukarıda da işaret edildiği gibi Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarına göre T.C. Emekli Sandığınca bağlanan maluliyet aylığı ve tütün ikramiyesi davacının maddi tazminat hakedişinden düşülmektedir. Davamızda davacının maddi tazminat talebi reddedilmiş ise de; bu red hususu davacının isteminde haksız oluşundan değil haklı görülen talebinin T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylık ve tütün ikramiyesi gibi gelirlerin mahsup edilmesi sonucu geriye hükmedilecek bir miktar kalmamasına dayandığından ve davacının davasını açtığı sırada vazife malûllüğü aylığı henüz bağlanmamış olup (dava 5.10.1994'de açılmış olup 28.3.1995 tarihinde aylık bağlanmıştır) davacının bu aylığın bağlanıp bağlanmayacağı hususundaki T.C. Emekli Sandığı işlemini beklediği takdirde dava açma süresi geçirilecek olduğundan, dava açılmasının bir hukuki zorunluluk olarak belirmesi karşısında yargılama giderlerinin özellikle maddi tazminat bakımından avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ilişkin davalı idare isteminin 1602 Sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca reddi cihetine gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Bilirkişi raporu uyarınca ve ödenen nakdi tazminat gözönüne alınarak davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy