(2709 S. K. m. 125)
Davacının vekili tarafından verilerek 13 Ekim 1994 tarihinde kayda geçen dava, davalı idarelerin savunmaları üzerine verilen ikinci dilekçeler ile duruşmada özetle; askerlik görevini 1973/3 tertip olarak Adıyaman - Besni ilçesi Ören Köyü Jandarma Karakol Komutanlığında yaparken rahatsızlandığını, defalarca Karakol Komutanına başvurduğunu, rahatsızlığının ilk dönemlerinde sağlık kuruluşlarına gönderilmediğini ve rahatsızlığının ilerlediğini, gecikme ile de olsa sonra Sağlık Ocağına ve Adıyaman Devlet hastanesine gönderildiğini, adı geçen sağlık kuruluşlarında tedavisinin yapılamayacağı söylenmesine karşın bağlı olduğu komutanlıkça tedavi edilebileceği ilgili sağlık kuruluşuna şevkinin yapılmadığını, durumun savsaklandığını, bu arada memleketi olan Iğdır - Tuzluca ilçesi Kızfeneri Köyüne teröristlerce yapılan saldın sonucu ailesine çeşitli zararlar verildiğini ve amcasının öldürüldüğünü, bu gelişmelerin rahatsızlığının artmasına neden olduğunu psikolojik olarak çöktüğünü, bunalımlara girdiğini, nihayet kendisine 1 Temmuz 1993 tarihinde 27 gün izin verildiğini, memleketine gelişinden sonra Ağrı'da ve buradaki makamlara gönderildiği Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesinde tedavi olanağı bulamadığını, belgelerinin eksik olduğu gerekçesiyle geri gönderildiğini, bilahare Tuzluca Jandarma Karakol Komutanlığına başvurarak Erzurum'a sevkedilmesi isteminde bulunduğunu, kendi askerleri olmadığından şevkinin yapılamayacağının ve birliğine dönmesi gerektiğinin söylendiğini, ilk kez gönderildiği Adıyaman hastanesinde tedavi için mutlaka Ankara'ya şevki gerektiğinin belirtilmesine karşın, Ankara'ya gönderilmediğini, bir suçtan yargılandığı Malatya Askeri Mahkemesince gönderilen bir uzman Ürologun bu adam askerliğe elverişli değildir dediğini ve duruşmada dinlenilen psikiyatri uzmanı Dr. A. Nurettin ULUH'ta aynı şeyi söylediği hatta Askeri Mahkeme tarafından tedavi edilmesi için birliğine yazı yazıldığı halde tedavisi konusunda birliğince (hiçbir işlem yapılmadığını ve bu koşullarda askerlik görevini tamamladığını, idarenin rahatsızlığına rağmen kendisini tedavi ettirmediğini, tedaviye mani olduğunu, bunların sonucunda ruh sağlığının ciddi biçimde bozulduğunu, stres nedeniyle her gece ihtilam olduğunu, el ve ayaklarında dayanılmaz ağrılar oluştuğunu, ağrılar başladığında sağa-sola saldırdığını, eline geçeni kırdığını, maddi ve manevi kayıplara uğradığını idarenin başvurularına karşın davacıyı zamanında tedavi olabileceği sağlık kuruluşlarına sevketmekte ihmal göstermek, doğuda olması yüzünden kendisini dışlamak, horlamak, alay etmek suretiyle kusurlu davrandığını, strese girmesine ve rahatsızlığının artarak ilerlemesine neden olduğunu, viziteye çıkma taleplerinin reddedildiğini, 15-20 defa bu konuda başvuruda bulunduğunu ancak 21 Ekim 1998 günü o da bir kez olmak üzere viziteye çıkarıldığını, kasıtlı olarak davacı ile ilgilenilmediğini ve bu durumun rahatsızlığının ilerlemesine neden olduğunu, şayet davacı zamanında gerekli yerlere tedavi için sevk edilse idi askerliğe elverişli olmadığı konusunda da sağlık kurulu raporu verilebileceğini, o yüzden idarenin askerliğe elverişsiz olduğuna dair raporu bulunmadığı yolundaki iddiasının yerinde bulunmadığını, zararın davalı idarelerin davacının tedavisine bigane kalmalarından kaynaklandığını, eylemle meydana gelen zarar arasında illiyet bağı bulunduğunu iddia ederek, 300.000.000 TL. maddi ve 300.000.000 TL. manevi zararın tazminine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
İdarenin eyleminden dolayı tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın doğmuş olması, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zararla eylem arasında nedensellik (illiyet) bağı var olması gerekmektedir.
Davacının Adıyaman - Besni ilçesi Ören Köyü Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken şikayetleri nedeniyle Besni Devlet Hastanesine, bu Hastane Baştabipliğince Malatya Askeri Hastanesine sevkedilmiş, keza izinli bulunduğu sırada Ağrı Devlet Hastanesi ve Erzurum Askeri Hastanelerine gönderilmiş ise de, davacının askerde iken rahatsızlığından müşteki olması, sahip bulunduğu Nevrotik Kişilik denilen örüntü yapısına askerde iken ve askerlik hizmetinin neden ve etkisi ile yakalandığı söylenemez. Diğer bir deyişle, belirtilen hastalığın askerlik hizmetinin oluşturduğu hususunda kanıt sayılabilecek, somut bir bilgi ve belge davacı tarafından, ibraz edilememiştir. Salt askerde iken rahatsızlandığını, kendisinin devamlı ciddiye alınmadığını, doğulu olmasıyla alay edildiğini bu durumun rahatsızlığına neden olduğunu, kendisini strese soktuğunu ve rahatsızlığının giderek ilerlediğini iddia etmekle yetinmiş, somut olarak hangi askeri görevi ifa ederken, nasıl, hangi tarihte ve nerede rahatsızlığının oluştuğunu ortaya koyamamıştır.
Bunun yanında Askeri Yüksek idare Mahkemesi ikinci Dairesinin 18 Ekim 1905 gün ve E. 1994/1463 sayılı ara kararı ile davacının öne sürdüğü tüm iddialar esas alınarak tıbben sahip olduğu hastalıkların askerlik hizmeti dolayısıyla oluşup oluşmayacağının saptanması için GATA Komutanlığına sevkine karar verilmiş, oluşturulan bilirkişiler tarafından düzenlenen 26 Ocak 1996 günlü rapor da; davacının üregenital sisteminin normal olduğu saptanmış, ruhsal muayenesinde Nevrotik Kişilik denilen örüntü yapısına, askerlik hizmetinin neden olamayacağı, esasen saptanan bu rahatsızlığın bir hastalık olarak değerlendirilemeyeceği, çocukluktan beri süre gelen bir kişilik örüntüsü olduğu ve tedavide de bir gecikme bulunmadığı bildirilmiştir.
Bilirkişi raporuyla da kanıtlandığı üzere bir hastalık olarak dahi kabulü tıbben olanaksız bulunan kişilik görüntüsünün, askeri hizmetin, yani davalı idarelerin kusurlu eylemlerinden ötürü oluştuğu söylenemeyeceği gibi, bu konuda uğradığı bir zararı varsa bu zararın idarelerin eylemin den, hizmeti kusurlu kurmaları ve işletmelerinden kaynaklandığı düşünülemez. Zira davacının rahatsızlığı ve hastalığının idareye yüklenebilir bir eylemden ve zararının da bu eylemden doğduğu kanıtlanmadığı surece, davalı idarelerin zararın tazmininden sorumlu tutulmaları hukuken olanaksızdır.
Davacının rahatsızlığının oluşumunda askerlik hizmeti ve idarenin kusurlu bir hareketinin rol oynamadığı anlaşıldığından hesap bilirkişisi incelemesi yapılmasına ve rapor alınmasına gerek görülmeksizin karara varılmıştır.
Bu nedenle davacının öne koyduğu tüm iddiaları kabule değer görülmemiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere, yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy