(2709 S. K. m. 125) (1462 S. K. m. 5, 10) (357 S. K. m. 29) (657 S. K. m. 125) (Harp Okulları Yönetmeliği m. 16)
Davacı vekili 17.1.1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve davalı idarenin savunmasına verdiği cevap layihasında özetle; davacının 1992-1993 öğretim yılı içinde askeri liseden mezun olarak Kara Harp Okulunda öğrenime başladığını, daha sonra K.K.K. lığıınca 5 KASIM 1993 tarihinde onaylanan Kara Harp Okulu Yüksek Disiplin Kurulunun 15.9.1993 gün ve 81 sayılı kararı ile okuldan çıkarıldığını, çıkarma işleminin sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka aykırı olduğunu, zira davacının intibak eğitimi safahatını tamamlayarak yemin ettiğini, böylece aday öğrenci statüsünden çıktığından Harp Okulu öğrencisi statüsünün uygulanması gerektiğini, Harp Okulları Kanunu ile Yönetmeliğine göre askeri liselerin Harp Okullarının kaynağını oluşturduğunu, askeri liselerin amacının Harp Okuluna öğrenci yetiştirmek olduğunu, bu sebeple sivil kökenli Harp Okulu öğrencilerine uygulanması gereken kuralların kendisine uygulanmasının idarenin istemini amaç unsuru açısından sakatladığını, davacının askeri eğitimle ilişkisi değerlendirilirken askeri liseyi başarıyla tamamlayarak Kara Harp Okuluna geldiğinin hiç düşünülmediğini, davacının eylemleri açıklanmamış olup yargılama aşamasında bunların açıklanacağını umduklarını, davalı idarenin açıkça yargısal denetimden kaçmaya çalıştığını, zira idarenin intibaksızlık iddiasını olgu itibariyle üç ikaza dayandırdığını, ikazların hangi suçun cezası olduğunu belirtmediğini, mevzuatın sadece lafzı ile değerlendirilerek sınırsız bir takdir yetkisi varsayılarak işlem tesis edildiğini iddia ederek davacının Harp Okulundan çıkarılma işleminin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını istemiştir.
Davacı vekilinin yürütmenin durdurulması işlemi Dairemizin 16.2.1994 tarih 994/320 Esas sayılı kararı ile reddedilmiştir.
1462 Sayılı Harp Okulları Kanununun Okuldan çıkarılma başlıklı 5 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yönetmelikte belirtilecek esaslar dahilinde öğrenci niteliğini kaybettiklerine dair yüksek disiplin kurulunca haklarında karar verilenlerin okuldan çıkarılacakları, Yönetmelik başlığını taşıyan 10 ncu maddesinde de, Harp Okullarının organları, bu organlarla ilgili hususlar, öğrencilerde aranacak nitelikler, yetiştirme esasları, okutulacak dersler, vs. nin çıkarılacak bir yönetmelikte düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anılan maddede söz edilen yönetmelik 27 KASIM 1979 tarih ve 16822 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Harp Okulları Yönetmeliğidir.
Anılan yönetmeliğin 16 nci maddesinin (b) fıkrasının 2 nci bendinin (a) alt bendinde Harp Okulu öğrencilerinden, gerek askeri liselerden gelen gerekse sivil kaynaklardan alınan öğrencilerin okula girişlerinden itibaren (intibak eğitimi bağlayıcı) bir ay içinde askeri öğrenci niteliğini kazanmadıkları bölük ve tabur komutanlarının ortak kanaat raporu ile belgelenenler, Alay Komutanının önerisi ile Yüksek Disiplin Kuruluna verilirler. Bu öğrencilerden ahlak (disiplin) Kurulunca okuldan çıkarılma kararı verilenler in okulla ilişiklerinin kesileceğine dair hüküm getirilmiştir.
Değinilen yasa ve yönetmelik hükümleri bir arada değerlendirildiğinde, askeri öğrenci niteliğini kazanmaya engel haller ile askeri öğrenci niteliğini kaybettiren halleri konusunda bir hüküm bulunmadığı, bu hallerin tespitinde idareye bir takdir yetkisi tanındığı görülmektedir.
Ancak idareye tanınmış bulunan takdir hakkı hiçbir zaman mutlak ve sınırsız olmamak gerekir. Kamu hizmetinin verimliliği, etkinliği kamu yararı ile kişi yaran arasında bir denge kurulması zorunluluğu bu hak ve yetkinin sınırım oluşturmaktadır. Takdir hakkının idarece takip edilen amaca uygun olarak kullanıldığı keyfilikten, kişisel ve duygusal değerlendirmelerden kaçınıldığı, keyfilikten, kişisel ve sübjektif değerlendirmelerden uzak olduğu, objektif ve gerçek kıstaslara bağlı kalındığı sürece yargı denetimi dışında tutulması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Ne var ki idarenin takdir hakkını yerinde kullanmadığı, kullanılan takdir hakkında hukuka aykırılık bulunduğu iddiasının ileri sürülmesi halinde, idari yargı yoluyla bunun araştırılması, bir başka deyişle takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanması gerekmektedir.
Gerçekten, Anayasanın 125 nci maddesinin 3 ncü fıkrasında düzenlenmiş bulunan idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez tarzındaki hükmün, idarenin sınırsız ve mutlak takdir hakkına sahip olduğu ve böylece takdir hakkının idari denetime tabi olmadığı yönünde yorumlamak ve uygulamak, Anayasanın öngördüğü hukuk Devleti ile bağdaşmaz. Anılan yetkinin özellikle, yüksek mahkemelerce olmak koşuluyla, yargı yerlerince çizilebileceği ve hatta bu konuda hiçbir yasal sınırlamanın kabul görmeyeceğinin benimsenmesinde kamu yaran bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Ayrıca, takdir yetkisinin bulunduğu hallerde bile, idari yangı yeri yargıcı idari işlemi amaç unsuru yönünden de denetlemek durumundadır.
Gerçekten idarenin kamu hizmetlerini yerine getirirken ve günlük ihtiyaçların yerine getiriliş biçimini belirlerken bir takdir hakkına sahip olduğu muhakkaktır. Ancak bu halde dahi, idare, idari işlemin amaç unsuru açısından, kamu yararı ile bağlıdır ve bu yönden yaptığı idari işlemler üzerinde bir yargı denetimi yapılmak gerekir.
Bunların dışında, idarenin yetkisini kanunun amacına aykırı bir biçimde kullanması hali, başlı başına bir hukuka aykırılık teşkil eder ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak da, işlem amaç unsuru açısından sakat bir işlem durumuna girer. Bu durumda da, takdir yetkisinin amaç unsuru açısından sakatlandığını kabul etmek gerekmektedir.
Öte yandan, idari işlemlerde sebep, işlemden önce gelen, idareyi o işlemi tesise yönelten faktörlerdir. Sebep idari işlemin gerekçesini teşkil eder. İdari işlemin sebebi başka bir idari işlem olabileceği gibi maddi vakıalar da olabilir. Bir idari işlemin sebebini teşkil edecek maddi vakıalar mevzuatta yer almamışsa, idarece gerçekleşen maddi vakıalara göre tesis edeceği işlemi iyi tespit etmelidir. Gerçekleşen maddi olaylar tesis edilen işlem için yeterli olmalı, başka bir anlatımla tespit edilen olaylar tesis edilen işlemi gerektirici boyutta olmalıdır. Tespit edilen olaylar o işlemin tesisi için yeterli değilse işlem sebep unsuru bakımından da sakatlanır.
Dava dosyası ve davacıya ait özlük dosyasının tetkikinden askeri liseden mezun olup Harp Okulu öğrenciliğine hak kazanan davacının, intibak eğitimi sırasında 13.8.1993 tarihinde emir verildiği halde eğitime boş matara ile çıktığı 25.8.1993 tarihinde çadırını düzgün ve tertipli bırakmadığı, 18.9.1993 tarihinde alay içtima alanında yüksek ve laubali davranışlarda bulunarak içtimanın düzenini bozup arkadaşlarına kötü örnek olduğu gerekçesiyle dosyasına üç ikaz yazısı konularak, bölük ve tabur komutanının ortak kanaati ile yüksek disiplin kuruluna çıkarıldığı, yüksek disiplin kurulunun 15.9.1993 tarih ve 81 sayılı kararı ile okuldan çıkarılmasına karar verildiği ve bu kararın 5.11.1993 tarihinde K.K.K. tarafından onaylandığını, ikaz yazılarının davacıya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.
Öte yandan İKAZ, 357 Sayılı Askeri Hakimler K. nun 29 ncu maddesi ile 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 nci maddesinde görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin ilgiliye yazı ile bildirilmesidir şeklinde tanımlanmıştır. Davacının dosyasına konan ikaz yazıları davacıya tebliğ edilmediği gibi, bu eylemlerinden dolayı sözlü olarak uyarıldığına dair de hiçbir belge bulunmamaktadır.
Silahlı Kuvvetlerde subay olarak görev yapacak olan kişilerin seçimi ve yetiştirilmesinde titiz davranılması, bunların hizmetin gereklerini yerine getirmeyecek davranış ve yapıda olanların Silahlı Kuvvetler bünyesinden çıkarılması tabii ise de bu konuda çok dikkatli olunması da gereklidir. Askeri okullar ve tüm yüksek öğretim kurumlarına girişin sen derece zor olduğu bir ülkede genç bir insanın gelecekteki yaşantısını derinden etkileyen bir durum olan okuldan çıkarılma işlemi gibi önemli bir yetkiyi kullanan idarenin, öğrencinin bunu gerekli kılacak nitelikte ve nicelikte bazı davranışlarının bulunduğunu ortaya koyması gerekmektedir. Her öğrencinin hatta her insanın zaman zaman karşılaşabileceği türden her davranış bu nitelikte sayılırsa hemen hemen tüm öğrencilerin okuldan çıkarılmaları mümkün hale gelebilir. Bir an için idarece tespit edildiği ileri sürülen eylemlerinin gerçekten davacıdan sadır olduğu kabul edilse dahi, bu eylemlerin yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile yapılan açıklamaların ışığında değerlendirildiğinde askeri liseden mezun olup Harp Okulu öğrenciliğine hak kazanan bir askeri öğrencinin öğrencilik statüsüne son verilmesine yeterli olamayacağı, davacı hakkında tesis edilen işlemin sebep ve amaç unsurları bakımından hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının Kara Harp Okulu öğrenciliğinden çıkarılma işleminin İPTALİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy