(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekilinin 14 Haziran 1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile savunmaya karşı verdiği ve 28 Eylül 1995 tarihinde kayda geçen cevap layihasında; davacıların oğlu ve kardeşi olan P.Uzm.Çvş.Rıdvan DİNÇ'in Kırıkhan 2.Hd.Tb.K.lığı emrinde görevli iken 15 Mayıs 1994 tarihinde aynı birlikte görevli P.Çvş.Adnan Aksoy tarafından silahla vurularak öldürüldüğünü müteveffanın anne ve babasının destekten yoksun kaldıklarını ve tüm davacıların manevi zarara uğradıklarını, sanık hakkında tanzim edilen iddianameden de anlaşıldığı gibi, müteveffaya müdahale ederek, silahla yakın mesafeden bilerek ateş etmek görevinin bulunmadığını, sanığın tamamen kanun talimat dışı keyfi hareket ettiğini, 6-7 metre mesafeden silahına gece görüş cihazı takılı ateş ettiğinden olayda şüphelerin bulunduğunu, müteveffanın suç işlediği hususunda kesin açıklık olmadığını, yakalanan kaçakçılık konusu malların miktarı dikkate alındığında olayda kaçakçılıktan da bahsedilemeyeceğini, müteveffanın üzerinde kaçakçılık yaptığını gösterecek miktarda para çıkmadığını, müteveffanın suç işlemiş ve işlemekte olduğu kabul edilse dahi sanığın yakın mesafeden atış etmesinin hukuka ve adalete uygun olmadığını, olayın insan hakları sözleşmesinin 2/1 maddesine de aykırı olduğunu açıklanan nedenler davacı anne baba için 400.000.000.'ar TL. maddi, tüm davacılara ayrı ayrı 100.000.000'ar TL. manevi tazminatın hüküm altına alınması istemi ile işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Olayı müteakip yapılan adli tahkikat ve yargılama sonunda 6 nci Kor. K.lığı Askeri Mahkemesinin 07.2.1996 tarih ve 1996/74-6 Esas ve Karar sayıl gerekçeli hükmünün tetkikinden;
Oluş ve şekle göre; Sanık Adnan Aksoy'un olay tarihinde Kırıkhan 2.Hd.A. 2 Hd.Tb. C. 5.Hd.BI.K.lığında görevli olduğu ve bu bölüğe bağlı Onbaşı Aydın Karakolunda görev yaptığı sırda karakol komutan yardımcısı Rıdvan DİNÇ tarafından kendisine sınırdan geçiş yapıldığının söylenmesi üzerine olaydan birkaç gün önce uzman çavuş Rıdvan DİNÇ ile birlikte sınırda pusu attıklarını ancak uzman çavuşun kendisini kasıtlı olarak geçiş yapılan yeri göremeyecek şekilde yerleştirdiği ve o gece herhangi bir kaçakçı ile karşılaşmadıklarını ve pusudan karakola döndükleri, sanık Adnan'ın olayı karakolda görevli erlerle konuştuğu ve erlerin uzman çavuşun kaçakçılara yardım ettiği hususunda şüpheye düştükleri ve 15.5.1994 gecesi de sanık Adnan ile Uzm.Çvş.Rıdvan'ın yeniden pusu atmak amacıyla sınıra gittikleri, ancak sanık Adnan'ın karakoldaki askerlerle konuştukları üzere diğer erlerinde kendisine takviye amacıyla görülmeyecek şekilde sınıra gelip pusu atacakları ve kaçakçılarla birlikte uzman çavuşu suç üstü yakalamak amacıyla hareket ettikleri, pusu yerine gelindiğinde uzman çavuşun sanık Adnan'ı iz tarlasından otuz metre ilerde ve sınırı göremeyecek bir şekilde pusuya yatırdığı, ancak sanık Adnan'ın pusu yerini terk ederek sınırı ve kaçakçıları görebilecek şekilde bir başka pusu yerine geçtiği ve 7-8 kişilik bir grup olarak gelen kaçakçıların bölünerek sınırdan geçiş yaptıkları ve üç kişilik bir bölümünde sanık Adnan'ın üzerine doğru gelirken sanık Adnan'ın bunların üzerine ateş ettiği, keza sanık ile birlikte anlaştıkları üzere diğer karakol erleri Osman Aydın, Hüseyin Karabela ve Nurettin Ceran'ın da 300-400 metre geriden ateş ettikleri ancak sangın ateş ettiği yerden üç kişilik grubun net olarak gözüktüğü (karartı halinde) sanığın önünü ve görüşünü engelleyen herhangi bir tabii engelinde bulunmadığı (kaya, çeper, ağaç vs.) ve sanığın yapmış olduğu atışlar neticesinde kaçakçılardan Enver Sarıçalı ile Uzman Çavuş Rıdvan Dinç'in aldıkları yaralar neticesinde olay yerinde öldükleri, diğer erlerin yaptığı ateş neticesinde hiç kimseyi vuramadıkları ve günün ağarmasından sonra yapılan aramada olay yerinde 102 Kg. kaçak çay, 3. Kg. kahve ve 1 Kg. tuz bulunduğu sabit olup, olayın akışından da anlaşılacağı üzere maktul Uzm.Çvş.Rıdvan Dinç'in maddi sıkıntı nedeniyle kaçakçılarla anlaştığı ve menfaat karşılığı kaçakçıları sınırdan geçirdiği ve bu durumdan şüphelenen sanık Adnan Aksoy'un üstü olan Uzm.Çvş.Rıdvan Dinç'i kaçakçıları sınırdan geçirirken vurmak suretiyle öldürdüğü ve böylece üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek sanığın müsnet suçtan cezalandırıldığı, sanığın eyleminin geceleyin kaçakçılara karşı sınırı korumak amacıyla yapıldığı ve kaçakçıların arasında uzman çavuşun hangisi olduğunu bilemediği ve karartılara ateş ettiği dikkate alındığında olay az vahim hal olarak ve yine sanığın müsnet suçu sının korumak ve kollamak amacıyla kendisine verilen emir ve talimatlar doğrultusunda ancak kendisine verilen silah kullanma yetkisini (sanığın ilk önce kaçakçılara dur ihtarı çekip bilahare durmadıkları takdirde ikaz atışı yapması ve yine teslim olmadıkları takdirde üzerlerine ateş etmesi gerekirken direkt üzerlerine öldürmek amacıyla ateş ettiği) aşarak müsnet suçu işlediği kabul edilmekle sanığın cezasının T.C.K.nun 50 nci maddesi uyarınca takdiren altı seneye kadar indirilmesi ve sanığın samimi ikrar dikkate alınarak bu cezasından da T.C.K.nun 59 ncu maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılması uygun olarak kabul edildiği, görülmüştür.
İdare Hukuku ilkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre, idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için;
1. Bir zararın varlığı,
2. Zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması,
3. Zararlı sonuçla işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması,
Şartlarının birlikte tahakkuku gerekmektedir. Bu şartlardan birinin yokluğu, idarenin sorumluluğunu kaldırır. Bu nedenle, ortada bir zarar yoksa veya meydana gelen zararın idari eylem veya işlemle ilgisi bulunmuyorsa, idari faaliyet zararın gerçek nedenini, illetini teşkil etmiyorsa, arada illiyet bağı mevcut değilse idarenin tazmin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır.
Davacıların zararlarının bulunduğu sabittir. Ancak davacıların yakını ve desteği olan müteveffa Uzm.Çvş.Rıdvan Dinç olay tarihinde Onb.Aydın Karakolunun Komutanlığı görevini yürütmektedir. Görevlerinin başında kaçakçılığı men ve takip için gerekli önlemleri almak bulunmaktadır. Hal böyle iken yasalara aykırı biçimde sınırdan geçiş yapmak isteyen kaçakçılarla işbirliği yaptığı, emrindeki eratı başka istikametlerde görevlendirerek kendisinin sınırda kaçakçılarla buluştuğu onların emniyetli biçimde sınırdan geçiş yapabilmeleri için onlara yardımcı olduğu bu yardımı verdiği bir sırada kaçakçılara karşı açılan ateş sırasında kaçakçı zannıyla vurularak öldürüldüğü Askeri Mahkeme kararından anlaşılmaktadır.
Olay sırasındaki müteveffanın bu konunun nazara alındığında bir kamu hizmeti ifa eden idarenin bir ajanı durumunda değil suç işleyen kaçakçılarla işbirliği yapmış, idarenin ajanı konumundan çıkmış durumda olduğu açıktır. Bu nedenle müteveffanın ölümünün ve davacıların zararının bir kamu hizmetini ifa ettiği sırada meydana gelmediği, ölüm olayının hizmetle bir ilgisinin bulunmadığı ölüme neden olay eylemin idareye yüklenebilecek bir eylem bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Müteveffanın ölümüne neden olan sanık Adnan Aksoy'un yargılanması sonunda Askeri Mahkemece verilen kararda da müteveffa suç işleyen birisi sanık Adnan Aksoy'da kamu hizmetini yerine getirirken kanunun bir, hükmünü ve yetkili bir makamdan verilip yerine getirilmesi zararı olan bir emri icra eden kamu görevlisi kabul edilmiştir. Sanık Adnan Aksoy'a verilen ceza kamu görevini yerine getirdiği sırada zaruretin tayin ettiği hududu aşması nedeniyle verilmiş bir cezadan ibarettir. Adnan Aksoy'un zaruret hududunu aşan bir kamu görevlisi olarak cezalandırılmış olması suç işlediği sırada ve işlediği suçun engellenmesi için ölümüne neden olunan müteveffayı suç işlediği sırada vurulan biri almaktan çıkarmaz ve kendisini kamu hizmeti yerine getiren kamu görevlisi konumuna getirmez. Bu nedenlerle davacılar vekilinin ileri sürdüğü hususlara itibar edilmemiş ve ölüm olayından idarenin sorumlu tutulamayacağı kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla;
Yukarıda açıklanan nedenlerle hukuki dayanağı bulunmayan davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy